<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662</id><updated>2012-02-01T17:34:02.900+02:00</updated><category term='şampiyonlar ligi'/><category term='türkiye kupası'/><category term='chelsea'/><category term='Manchester United'/><category term='Ligue 1'/><category term='ersun yanal'/><category term='liverpool'/><category term='real madrid'/><category term='Millonarios'/><category term='inter'/><category term='taraftar grupları'/><category term='bank asya'/><category term='pepe real madrid la liga'/><category term='la liga'/><category term='sedat balkanlı'/><category term='Stadyumlar'/><category term='Formula'/><category term='barcelona'/><category term='Zlatan Ibrahimovic'/><category term='beşiktaş'/><category term='michael fink'/><category term='Pre-match drink'/><category term='bundesliga'/><category term='mauro zarate'/><category term='portre'/><category term='Colombia'/><category term='el classico'/><category term='arsenal'/><category term='boixos nois'/><category term='premier lig'/><category term='futbol'/><category term='rio ferdinand'/><category term='sivasspor'/><category term='fenerbahçe'/><category term='bayern munich'/><category term='klinsmann'/><category term='Ana Ivanovic'/><category term='türkiye süper ligi'/><category term='basketbol'/><category term='trabzonspor'/><category term='genel'/><category term='Serie A'/><category term='mustafa denizli'/><category term='galatasaray'/><category term='derbiler'/><category term='uefa kupası'/><category term='Paul Scholes'/><category term='Tenis'/><category term='lazio'/><title type='text'>Malvinas</title><subtitle type='html'>Futbol,Fuat Tuğlu</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>137</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8008404799651740873</id><published>2010-06-20T03:02:00.002+03:00</published><updated>2010-06-20T03:05:05.119+03:00</updated><title type='text'>Büyük başkan kadrosu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TB1a9voEw9I/AAAAAAAAA98/ZmriGVpV_mA/s1600/2010-2011.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 246px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TB1a9voEw9I/AAAAAAAAA98/ZmriGVpV_mA/s400/2010-2011.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484639938010203090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8008404799651740873?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8008404799651740873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/buyuk-baskan-kadrosu.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8008404799651740873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8008404799651740873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/buyuk-baskan-kadrosu.html' title='Büyük başkan kadrosu'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TB1a9voEw9I/AAAAAAAAA98/ZmriGVpV_mA/s72-c/2010-2011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5590817235623637991</id><published>2010-06-07T19:46:00.007+03:00</published><updated>2010-06-07T20:06:25.544+03:00</updated><title type='text'>Arjantin'in ilk kralı.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mERxeE1I/AAAAAAAAA9c/L6Ff5gXiYyU/s1600/stabile.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 329px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mERxeE1I/AAAAAAAAA9c/L6Ff5gXiYyU/s400/stabile.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480078176511988562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem konu Dünya Kupası ve madem Arjantin milli takımı Türkiye şubesiyiz ilk kralı anmadan, Arjantin sevdalılarına anlatmadan geçmek olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        &lt;br /&gt;Bu yazı “evvel zaman içinde” sözleriyle başlasaydı yadırganmazdı muhtemelen. Bir masalın barındırabileceği tüm ögelere sahip çünkü... Olması gerektiği kadar eski bir kahramanlık öyküsü, görebilenlerin görmeyen nesillere aktardığı kulaktan kulağa yayılan... bir kahraman, ona şansın ve kaderin yaptıkları, umulmayan anlarda umulmayan kapıların açılması ve başarı... Arjantin futbolunun henüz İngiliz göçmenlerin sokaklarda oynadığı ulusal bir eğlence tadında olduğu yıllardı 20.yy’ın başı ülkedeki futbol kulüpleri bir bir kurulmaya başlarken hemen hemen tamamı Arjantin halkı dışından olan insanların önderliğinde gerçekleşmiş oluşumlardı. Bu Güney Amerika ülkesi’nin vatandaşları resmi olmayan bir sömürge milleti gibi sürekli yoksulluk ve yaşam mücadelesi içinde olduklarından futbola daha doğrusu ülkelerinde vuku bulan bu enteresan İngiliz icadı spor olayına çok da yakın olamadılar uzunca bir süre...&lt;br /&gt;Bir gün Dünya’nın önemli futbol ülkeleri sıralamasında ismi düşünmeden en önlere yazılacak bir millet olmalarının miladıdır Guillermo Stabile’nin doğuşu. Arjantin ve onun futbol kahramanları denince yeni yetme futbol ulemelarının hemen Messi demesi, biraz daha eskilerin, Maradona, kemale ermiş “Üstad” sınıfındakilerin de Di Stefano cevaplarına; hayır Arjantin futboluna gelmiş en önemli oyuncu Stabile’dir der Arjantinliler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Stabile ülkede futbolun peygamberidir. Arjantin ahalisi futbol sahnelerine ancak figüran rollerinde çıkma çabasındayken, gökten inen bir mesih gibi Arjantin’in futbol ufkunu açmıştır... İşte tüm bunlar yüzünden önemlidir Stabile, ilktir... Halen Arjantinliler Stabile ismini duyduklarında tanrı El Diego’ya yaptıkları gibi sonsuz bir saygı gösterisi içine girerler. Herman Soro’nun dediği gibi ”Eğer Stabile olmasaydı, Di Stefano olmazdı, dolayısıyla arkasından gelen diğerleri de..”  Belki biraz abartı görünse de Tanrının Arjantin futbolu için gökten indirdiği isim sadece Guillermo Stabile’dir gerisi ise peşinden gidenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1905 yılında Buenos Aires’de Dünya’ya gelen Stabile’nin spor yetenekleri on beş yaşında keşfedildi ama futbolcu olarak değil! Yaşıtlarına göre çok daha hızlı ve dinamik birisi olmasından sebep atlet olarak... Özellikle kısa mesafe sprintlerinde başarılı olan Stabile bu alanda yetiştirmeye başladı kendisini. Zaten ülkede futbol henüz revaçta bir uğraşı olmadığından bir kaç yıl atlet olarak devam etti spor yaşamına. 1920’li yılların başında futbol kulüplerinin sayısının artması birçok Arjantin’li gencin bu alana yönelmesine sebep oldu. Özellikle başkent Buenos Aires’de İngilizlerin kurduğu bir çok kulüp gerçek kurucularının yavaş yavaş ülkeden ayrılması dolayısıyla Arjantinlilerin egemenliğine geçti. Fakat yerli halk ekonomik olarak kendini yeni toparladığıdan ve futbol bilgilerinin çok sınırlı olmasından dolayı kulüpleri yönetmekte çok güçlük çekmeye başladılar. Özellikle yetenekli oyuncu bulmakta zorlandıkları için uzun zaman futbolu iyi bilen yabancı teknik direktörleri bünyelerinde tuttular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mKyZuHpI/AAAAAAAAA9k/uni1ad2suvU/s1600/stabile-2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 384px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mKyZuHpI/AAAAAAAAA9k/uni1ad2suvU/s400/stabile-2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480078288349961874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir ortamda sporcu kimliğine güvenen Stabile birkaç arkadaşıyla birlikte Huracan Kulübünün kapısını çaldı. Kulüp denemeye aldığı gençlerden Stabile dışında kalan iki kişiyi seçerek Stabile’ye kapıyı gösterdi. Daha yetenekli ve kıvrak olduğunu düşündüğü arkadaşları takıma gşrebilmiş ancak kendisi seçilememişti. Aradan geçen bir kaç ayda tletizm antremanlarını sürdüren Stabile daha önce seçilen arkadaşlarından birinni tavsiyesiyle tekrar denemey tabi tutuldu ve bu defa kulübün İtalyan antrenörü tarafından takıma dahil edildi. Çok süratli olması ve en azından spor kökenli olması oyuncu kıtlığı çekilen bu dönemde olmalıydı takımda... Henüz Arjantin’in ulusal bir ligi kurulmadığından yerel liglerde mücadele eden Huracan’ın yedek oyuncularından biriydi Stabile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1925’e kadar da bir kaç yıl daha böyle devam etti. Zaman zaman forma giyerek önemli gollere imza tıyordu ama yine de diğer oyuncular kadar yetenekli olmadığı düşünülüyordu. Huracan, yerel liglerde başarılı olarak popüler bir takım haline gelmişte ve yeni kurulacak olan bölgesel Arjantin ligine ilk katılan takımlardan biri oldu. Stabile’nin biraz daha ön plana çıktığı bu dönemde Huracan katıldığı bölgesel ligi de kazandı. 1927 yılına kadar katıldıkları turnuva ve organizasyonlarda toplan sekiz şampiyonluk yaşadılar ve bunların tamamında Stabile takımdaydı ve bazı başarılara direkt katkıları oldu... 1929 yılının sonlarında organizasyonunun yapılacağı duyulan Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan komşu Uruguay Arjantin’i davet ettiğinde henüz ulusal anlamda bir lige dahi sahip olmadıklarından dolayı çekindiler. Çünkü her takımın ve oyuncunun takibinin zor olmasından sebep yapılacak seçmelerinin çok sağlıklı olmayacağı düşünülüyordu. Kupaya katılmaya kararverdiler ve ilk iş olarak ülkenin önde gelen kulüplerinin kapısını çaldılar bunların arasında pek tabii ki Huracan’da vardı. Guillermo Stabile kendi kulübünde dahi sürekli forma giyememesine rağmen o dönemki antrenörünün tavsiyesiyle milli takıma gönderildi. Düşünce yine aynıydı süratli bir oyuncu yedek olarak tutulabilirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mcyZKr1I/AAAAAAAAA9s/y7FWAcEAGLE/s1600/stabile+3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 319px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mcyZKr1I/AAAAAAAAA9s/y7FWAcEAGLE/s400/stabile+3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480078597585284946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uruguay’a hareket ettiklerinde Stabile yirmi beş yaşında ve daha önce hiç milli takım forması giymemiş bir isimdi. Zaten kupada forma giymesi de beklenmiyordu çok fazla. Arjantin’in açılış maçı olan Fransa maçına daha sonraları kendi yaptığı bir açıklamada kullandığı tabirle “işe yaramaz bir yedek” olarak başladı ve aynen o şekilde tamamladı. İkinci maçları olan Meksika maçından önce ise takımın sakatlanan forveti Roberto Cherro’nun yerine sahaya sürüldü. Kendisinden çok fazla beklenti olmadığı kesindi ve belki de bunun rahatlığı ile 6-3 kazandıkları maçta Dünya Kupası tarihinin ilk Hat-trick’ini gerçekleştirdi. Bir anda tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı. Grup maçlarının üçüncüsü olan Şili maçında da iki gol birden atarak takımının 3-1 galibiyetinin mimarı oldu. İki maçta attığı beş gol Stabile’nin artık yedek değil takımın skor gücü olduğunun net işaretiydi. Yarı finalde eşleştikleri Amerika’yı 6-1’le dağıtırlarken Stabile koleksiyonuna iki gol daha ekleyerek Arjantin’e ilk Dünya Kupası finalini getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finalde ise rakip ev sahibi Uruguay oldu. İlk yarısını biri Stabile’nin golüyle 2-1 önde bitirdikleri maçı 4-2 kaybederek ikincilikte kalıyolar ancak Dünya Kupaları tarihine ilk gol kralını armağan ediyorlardı. Guillermo Stabile! Bir oyuncunun sakatlığının sebep olduğu bu başarı Stabile’nin de kendine güveninin gelmesini sağlamıştı. Saha içinde müthiş sürati ve buna eklediği bitiriciliği ile tutulması mümkün olmayan bir oyuncu haline geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1930 Dünya kupası her ne kadar Uruguay’ın şampiyonluğu ile sonlanmış olsa da kupaya damga vuran isim tartışmasız Guillermo Stabile idi. Toplam da attığı sekiz gol ile gol krallığını ve bugün dahi kırılamayan gol ortalaması rekorunu edindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupalarının ilk Hat-trick’i bugün Stabile’nin mezar taşına dahi kazınmışken Fifa 10 Kasım 2006 tarihinde yaptığı açıklamada ilk Hat-trick’in Stabile’den bir gün önce üç gol atmış olan ancak bir golünün yalnışlıkla başka isme yazılmış olduğu ortaya çıkarılan Amerika’lı Patenaude’ye ait olduğunu deklare etti. Bu, başta Arjantin futbol federasyonu olmak üzere tüm Arjantin halkını tarihte bir kaç kez daha olduğu gibi Fifa ile karşı karşıya getirdi. Hatta kazanılan Dünya Kupalarını iade etmeyi teklif edenler dahi oldu. Fakat gerçekten de yetmiş altı yıl sonra böyle bir saptama yapılması ve bunun basın yoluyla deklare edilmesi bir çok otoriteye mantıklı gelmedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stabile, Dünya Kupası başarısıyla birlikte kendini tüm Dünya’ya duyurma fırsatını yakalamıştı. İtalya’nın en eski ve köklü klübü Genoa bu başarısını es geçmeyerek  transfer etti kendisini. Stabile Genoa formasıya ilk maçında lider Bologna’ya üç gol birden atıp İtalya’daki futbol hayatına da Hat-trick’le merhaba dedi... Genoa’da oynadığı beş yıl boyunca gösterdiği başarı sayesinde ciddi bir hayran kitlesi edindi kendine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş yılın sonunda İtalya’nın daha sonraları başka bir efsane Arjantinli’ye ev sahipliği yapacak olan kulübü Napoli istedi Stabile’yi. Belki elli yıl sonra şehire inen tanrının, mesihi rolüne yine Stabile soyunmuştu... Napoli’de bir sezon forma giyerek Paris’e uçtu. Red Star Paris takımında iki sezon oynarken aynı zamanda kulübün yardımcı antrenörlük görevini üstlenerek böylelikle ilerde yapacağı teknik direktörlük kariyerinin stajınıda tamamlamış oldu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin’e döndüğünde mesihi bekleyen yeni görevi Arjantin milli takımının dümeniydi. O dümende tam onbir yıl kaldı ve toplam altı defa Copa America şampiyonluğu elde etti. Milli takım antrenörlüğü esnasında  Racing Clup’un yönetimini de devraldı ve onlarla da üç defa Arjantin şampiyonluğuna ulaştı. Mesih yeşil sahalardaki hızını teknik direktörlük kulübesinde de tüm hızıyla devam ederken 1960 yılında önemli sağlık problemleri nedeniyle çekildi futbol arenasından, altı yıl sonra ise kalbi daha fazla dayanamadı ve yumdu hayata gözlerini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0m8Kc7v6I/AAAAAAAAA90/h9eueUqTfkw/s1600/stabile-4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 238px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0m8Kc7v6I/AAAAAAAAA90/h9eueUqTfkw/s400/stabile-4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480079136619478946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümü Arjantin’i derinden sarstı, çünkü futbol tarihlerinin önderini kaybetmişlerdi. Arjantin’in ilk büyük futbol yıldızı biraz daha yaşaması gereken bir yaşta göçtü Dünya’dan. Öldüğünde Di Stefano henüz kendini ıspatlamıştı, Maradona altı yaşındaydı, Messi ise içinde portakal geçen bir esprinin konusu olabilecek vaziyetteyken Arjantin en büyük golcüsüne elveda diyordu... ölümünden otuz yıl sonra Arjantin futbol federasyonu tarafından yüzyılın üç futbolcusundan biri seçildi. Diğer iki isim Di Stefano ve Maradona ödüllerini alırken Stabile’nin sadece resminin bulunduğu bir büst, tanrı Maradona’nın gözünden süzülen bir damla yaşa sebep oldu ve Stabile için “geçmişe baktığımda gördüğüm tek isim” diyerek atasını saygıyla andı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5590817235623637991?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5590817235623637991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/arjantinin-ilk-kral.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5590817235623637991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5590817235623637991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/arjantinin-ilk-kral.html' title='Arjantin&apos;in ilk kralı.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TA0mERxeE1I/AAAAAAAAA9c/L6Ff5gXiYyU/s72-c/stabile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-257479161240091615</id><published>2010-06-04T23:15:00.005+03:00</published><updated>2010-06-05T00:19:19.146+03:00</updated><title type='text'>Denizli'nin gitmesi neden üzücü?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlshIMjmUI/AAAAAAAAA88/vqO24VjnZ2U/s1600/denizli.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 366px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlshIMjmUI/AAAAAAAAA88/vqO24VjnZ2U/s400/denizli.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479029738064550210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Denizli Beşiktaş'a geldiğinde çok da mutlu olmamıştım açıkçası. Çalkantılı günlerde bir sürü spekülasyon altında ne yapar ne eder sorusu ile kendisini sevip sevmeme konusunda kararsız kalmış bir taraftar oluşumunun önünde kalması zaten kaybedilmiş sandığımız sezonda beni iyiden iyiye umutsuzluğa itmişti beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak sezon ilerledikçe yavaş yavaş birşey farkettim. Beşiktaş basında hiç olmadığı kadar desteklenmeye, yorumlar ılımlılaşmaya hatalar sıkıntılar ört bas edilmeye başlanmıştı. İşte o an Mustafa Denizli'yi sevdiğim andır. Beşiktaş'ın medyada yıllarca ezildiği halden kurtuluşunun müsebibib olması sebebiyle baş tacı edesim geldi kendisini. Şansal, Erman, İbrahim Seten ve Mustafa Denizli sürekli beraber yemek yiyordu Erman gibi bir Beşiktaş düşmanı dahi duruldu eleştirilerinde. Sabah radyoda dinlediğim vatandaş bile hoca aşağı hoca yukarı Beşiktaş sempatizanı olmuştu. İşler tıkırındaydı açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlspP0TTsI/AAAAAAAAA9E/6EXWzxX_Fuw/s1600/erman-sansal_640.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlspP0TTsI/AAAAAAAAA9E/6EXWzxX_Fuw/s400/erman-sansal_640.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479029877549256386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Beşiktaş'ı şampiyon yapan gerçek tam olarak buydu. İddia ediyorum Mustafa Denizli yerinde Tigana olsa ikinci devredeki Fenerbahçe veya Bursa maçlarından sonra ipi çekilirdi. Yapı itibarıyla zaten kolay etkilenebilir bir mantaliteye sahip Demirören basın müdürü kankilerinin gazıyla çoktan kovardı hocayı. Buna mahal vermedi Denizli. Ne taktik, ne teknik, ne saha içi organizasyon, ne de idman programı(ki zaten herkes Mustafa Denizli'nin bu konularda çok da iyi olmadığını bilir), alayı yalan gerçek olan takım üzerindeki özgüven ve yaratılan "şampiyon Beşiktaş" sinerjisi idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de basın üzerinde bu kadar etkili iki isimden birisidir Denizli. Bu sebeple gidişi Beşiktaş için ciddi kayıptır ciddi üzücüdür. Medyadaki etkinliğini kaybetmiş bir Beşiktaş'ın yeni bir hoca ila başarılı olmasını çok çok zor görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Beşiktaş'ın muazzam bir tenkit potansiyeli vardır. Bu öncelikle kendi içinden çıkan klişeleşmiş kalıplarla hareket eden bir güruhun anti-başkan, anti yönetim söylemleriyle başlayan ve bundan yüz bulan medya kargalarının yüklendikçe yüklenmesi sonucu genelde takımı ligden kopartmayla sonlanan bir süreçtir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Quaresma transferinin gerçekleşmemiş olması düğmeye basılması için çok uyun zamandı. Tam ertesinde Mustafa Denizli de ayrılınca kargalara malzeme bol miktarda çıkmış oldu. Quaresma transferi başarısızlık değildir adam gelmek istemedi yapacak bir şey yok. Ben hiçbir yöneticinin ağzından bu transferi bitiridik söylemi duymamıştım zaten. Sadece yasal süreç olan borsaya görüşme bildirimi yapılmıştı. Bunu, algılama başarısı yüksek(!) olan medyamız transfer bitti nidalarıyla duyurdu ve taraftara da bi güzel verdi gazı. Transfer olmayınca da basiretsiz-beceriksiz yönetim diye taraftarın önüne yine başkan atıldı. Denizli ile yolların ayrıldığı ilk duyulduğunda dahi kimse detayını öğrenmeden başkana yüklenmişti ki gerçek ortaya çıktı. Son perde de Schuster mevzusund oynanıyor inanılmaz çeşitli eleştiriler, inanılmaz tenkitler sonuç: tü-kaka Demirören. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAltNIFW-bI/AAAAAAAAA9M/gdngjYo17uw/s1600/sarisin-melek-bernd-schuster-ile-besiktas-anlasti.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 397px; height: 302px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAltNIFW-bI/AAAAAAAAA9M/gdngjYo17uw/s400/sarisin-melek-bernd-schuster-ile-besiktas-anlasti.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479030493948606898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan ne yapsın? Denizli sağlık sorunlarından sebeple bırakıcam diyor. Yeni hoca gerekli hem de acil gerekli takım 20 gün sonra toplanacak. boşta ve uygun olduğunu düşündükleri Schuster ile görüşüyorlar. Bir de Stuttgart'ın sağ açığı Hilbert işin içine giriyor buyrun size süper bir Alman temelli takım. Kaldı ki çok iş yapabiecek bir takım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilimizde tüy bitti iki yıldır, medyanın bu gereksiz gazına Beşiktaşlılar gelmesin diye. Beşiktaşlı görünüp işleri sadece takımı ve başkanı eleştirmek olan arma sevgisinden yoksun gazetecileri aramıza almayalım taraftarlık olgusunu onlara tattırmayalım dedik. Mehmet Demirkol gibi etkin kalemlerin kasıtlı ve yalan temelli karalamalarına inanmayalım istedik. Hala da istiyoruz. Beşiktaş taraftarı formanın peşindedir içindekinin değil. Başkanlık makamı da şahısların değil Beşiktaş kulübünün makamıdır. Dolayısı ile Saygı gösterilmesi gereken şahıslar değil Beşiktaş kulübü başkanıdır. 3 günlük çakma gazetecilerin şaklaban yazılarına alet olamaz etmemeliyiz de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş bugün Mustaf Denizli'nin söylemiyle tüm planını programını en erken yapmış olan kulüptür. Dolayısıyla  Kimse kimseyi kandırmasın o yönetim kurulu olmasını istedikleri kadar geri zekalı değil. Biz başarısız olduğumuz gün eleştirelim testi kırılmadan dövmek niye? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlttrqotRI/AAAAAAAAA9U/ab7s4d1do48/s1600/be%25FEikta%25FE%2Btaraftar%25FD.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlttrqotRI/AAAAAAAAA9U/ab7s4d1do48/s400/be%25FEikta%25FE%2Btaraftar%25FD.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479031053256013074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde-televizyonlarda-radyolarda yer sahibi gazetecilerin bu iğrenç sololarını gün itibarıyla duymak Mustafa Denizli'nin gitmesine üzülmek demektir. Biz safları sıklaştıralım, ne kadar sıkı olursak o kadar zor çözülürüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-257479161240091615?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/257479161240091615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/denizlinin-gitmesi-neden-uzucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/257479161240091615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/257479161240091615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/06/denizlinin-gitmesi-neden-uzucu.html' title='Denizli&apos;nin gitmesi neden üzücü?'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/TAlshIMjmUI/AAAAAAAAA88/vqO24VjnZ2U/s72-c/denizli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4887406025211027028</id><published>2010-04-17T23:12:00.004+03:00</published><updated>2010-04-18T03:51:52.163+03:00</updated><title type='text'>Vuslat'a 5 kala</title><content type='html'>Başlığın konuyla alakası var mı bilmiyorum aklıma geldi yazdım. 1993 yılıydı ilk Kadıköy deplasmanımı yapmışım, 14 yaşımdayım. Babamın yanında çalışan bi abi emanet almış beni. O zaman maraton tribünün fiyatı 150.000 lira, ratio olarak değerini bilemiyorum ama ben almaya kalksam koymayacak bir para onu hatırlıyorum yani ucuz. Tribüne giriyorum ilk başta yarı yarıyayız sonra bizi kaydırdıkça kaydırıyorlar kenara. Rakip tribünden çıkan ses gök gürültüsü gibi, maçta da mağlup oluyoruz. Hayırsız bir debut yani. Bileti hala bende saklı. Ertesi gün sınıftaki çakma fenerli kız biletin arkasına not yazıyor "aman sakla, nasıl koyduk ama". Saklıyorum hakkaten. O günden sonra girmemize izin verilmeyen ve askerde olduğum için intikal edemediğim iki maç dışında her yıl gitmişim Kadıköy'e. 17 yıl olmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maraton'da, Eski açıkta, numaralının kıytırık bir köşesinde ve şimdiki yerinde sırasıyla maç izledik. Ve yarın bir yenisi ekleniyor, 17 yıl önce yaşadığım heyecandan çok da farklı değil Kadıköy deplasmanı. Haftalar öncesinden saymaya başlıyorsun günleri haftaları. Babam bu kadar stres olmama hep kızardı, muhtemelen hala da kızıyor. Her yıl, önce Beşiktaş'a gidip ordan tekrar Kadıköy'e geçmenin, maçtan sonra 1 saat bekleiyp evinle alakasız yerlere yarım saat yürümenin mantığını anlatamıyorum kimseye. Böyle bir akşam önceden de gözüme uyku girmez oluyo. Şimdi iki tane daha absolut içsem stada gidecem "GELİYORUZ" diye yazı yazacam sağa sola. &lt;br /&gt;Neyse bu gece Fener maçı gecesi, eski maçlar var tv'de alkol eşliğinde izleyip motive olalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla msn'de online olsan bu kadar mesut olamam şu an :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURAAASI BEŞİKTAŞŞŞ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4887406025211027028?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4887406025211027028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/04/vuslata-5-kala.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4887406025211027028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4887406025211027028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/04/vuslata-5-kala.html' title='Vuslat&apos;a 5 kala'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8278923411401442733</id><published>2010-04-08T22:10:00.017+03:00</published><updated>2010-04-08T23:05:18.515+03:00</updated><title type='text'>Roma'nın Prensi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S741a7wp1sI/AAAAAAAAA8s/rIq1tYVICho/s1600/totti-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 288px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S741a7wp1sI/AAAAAAAAA8s/rIq1tYVICho/s400/totti-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457858535254251202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"İtalyan şirketinde çalışıyor olmanın ve Mayıs'daki Roma ziyaretinin verdiği gazla bir Totti yazısı iyi oldu."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar vardır. Yaptıkları mesleğe özel anlamlar yüklerler. Salt para kazanmak için yapılan bir iş değildir, tersine özverinin amacı para kazanmaktan ziyade beslenen sevginin karşılık görebilmesi umududur... Yapılan işte sevgi olmak zorundadır özverinin olması için, daha da önemlisi başarılı olmak için. Futbolculuk bu kriterlere uyulmadığında yapılması en zor mesleklerden biri haline gelebilir. Nitekim O basit “Futbolcu” sözü aslında bir grubu, bir topluluğu hatta bir milleti temsil ediyor olabilir. O zaman anlarız ki bu meslek formasını severek giydiğiniz bir takımda icra ediliyorsa,  alınan keyif kazanılan paranın çok çok önündedir. Hele de tuttuğunuz takımda forma giyme şansı yakaladıysanız... Doğuştan kalbinizin yarısını paylaştığınız evinizi, kız arkadaşınızı, okulunuzu geride bırakıp  peşinden koştuğunuz, başarısı için dualar ettiğiniz benliğiniz, herşeyiniz takımınızın forması sırtınızda ve yıllarca oturduğunuz tribünler arkanızda sizin adınızı bağırıyor ne yapardınız? Var olan tüm gücünüzü takımın başarısı için kullanmazmıydınız? Eğer var olan gücünüz yetmiyorsa güçlenebilmek için günlerce çalışmazmıydınız? Yapardınız muhtemelen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da öyle yaptı yıllarca sarı kırmızı atkısıyla yer aldığı Olimpiyat stadının güney tribününe ve aşkına hiç ihanet etmedi kendini onlara adadı ve başardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar’ın yaz kavuruculuğundan kurtulup yavaş yavaş görevini ifa ettiği bir günde doğdu, 1976 yılıydı... Annesi Fiorella ve babası Enzo abisi Riccardo’ya benzemesi için koydular Francesco ismini... Henüz bir yaşındayken tanıştığı futbol topundan bir daha ayrılamadı. Yaşıtları çizgi film izlerken o devamlı olarak topla geçiriyordu mevcut zamanını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abi Riccardo ve onun arkadaşlarıyla maç yapmaya çalışıyordu küçük boyuyla ama kendinden yaşça büyükler içinde eziliyordu sürekli... Porta Metronia semti Roma’nın kenar tabir edilen gelir seviyesi düşük semtlerinden biriydi. Ailesi yokluk içinde olmasına rağmen Francesco ve Riccardo’yu futbolcu yapmaya niyetliydiler ve semt takımı olan Fortituda’ya yazdırdılar iki kardeşi, 1984 yılıydı... Abisi daha yetenekli ve daha güçlüydü ayağını kırana kadar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Riccardo o tarihten sonra futbol oynayamadı, Francesco ise daha bir hırslandı daha çok çalıştı ve zaten varolan yeteneğin ortaya çıkmasını sağladı. Yıldız adayı oluvermişti kısa sürede ve henüz sekiz yaşında. Lodigiani isimli küçük bir takıma transfer oldu. Bu arada yıllar yılı sevgisinin esiri olduğu o kutsal formayı ve idolü futbolcuları olimpiyat stadının tribünlerinden izliyordu abisi ve babasıyla beraber. Çoktan hedefini belirlemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşığı olduğu renklerin bir parçası olmak...&lt;br /&gt;Henüz oniki yaşındaydı, İtalyan devi Milan ülkenin dört bir yanına gönderdiği scoutlarla yetenek avcılığı yaparken başkent durağında, doğmaya çalışan futbol güneşini farkettiler, antreman sahası yanında bu altın saçlı çocuğun adını sorduklarında; Antrenörü Francesco dedi “Francesco Totti”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74ug82cbTI/AAAAAAAAA7c/5Blz2wAUq2I/s1600/%C3%A7ocuk+totti.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 176px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74ug82cbTI/AAAAAAAAA7c/5Blz2wAUq2I/s400/%C3%A7ocuk+totti.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457850942044794162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen Milan alt yapısına alınması için teklifte bulunuldu, Milano’da her türlü imkan sağlanacaktı, masraflar eğitim vede ülkenin en büyük kulübünde forma şansı... Ama o tercihini çoktan yapmıştı ailesininde desteği ile elinin tersiyle itti Milan’ı. Artık sıra Roma’da idi burnunun ucundaki yeteneği kaçırmamak adına Totti’yi minik takıma aldılar... İlk hedefini gerçekleştirmişti Totti artık aşkıyla yandığı takımının bir parçasıydı ve sırada yeni hedefler vardı... Çok çalıştı, minik takımdan ikinci takıma yükseldi ama burada da fazla durmayacaktı 1993 yılında Sırp hoca Vujadin Boskov onu A takıma çağırmıştı ve Totti sadece on yedi yaşındaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yıl 23 Mart’ta Brescia ile deplasmanda oynanan maçta ilk defa forma giydi. Mevkii si tam anlamaıyla forvet olmasa da gole yönelik bir oyuncuydu, orta alanda da oynayabiliyordu aslında tam anlamıyla forvet arkası denilen bir 10 numaraydı. Yeni hocası Carlo Mazzone daha çok forma şansı tanıdı Totti’ye 1994 yılında ilk golünü Foggia’ya attı. Yıllarca tribünde seyrettiği takımı adına bir şeyler başarabilmek hoşuna gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeteneklerini farkedenlerden biri de Cesare Maldini idi genç milli takım teknik direktörü onu 18 yaş altı milli takım ile birlikte Avrupa şampiyonasına götürdü 1995 yılında finalde İspanya’ya 4-1 kaybeden takımın tek golünü atmıştı Totti... 1997 yılında Çek teknik direktör Zdenek Zeman’ın gelmesiyle Roma’daki en güzel günleri başlıyordu. Yaşı da yirminin üzerine çıkmıştı ki o sezon Roma adına onüç gol kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olimpiyat stadındaki kalabalık daha önce hiç bir oyuncusuna göstermediği özel bir sevgi beslemeye başlamıştı Totti’ye yıllarca edineceği bir çok lakaptan ilki olan “Küçük Prens” ismi yakıştırılmıştı ve Roma’nın küçük Prensi bu sevgiyi karşılıksız bırakmaya niyetli değildi. Sakat veya cezalı olduğu maçları kendi tribünü yerine fanatik Ultras taraftarının bulunduğu tribünlerde izlemesi aynı onlar gibi tezahürat yapması bunun ilk emareleriydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya milli takım teknik direktörü Dino Zoff 1998 yılındaki İsviçre maçı için çağırdı Totti’yi, oynadığı futbol yeterince dikkat çekmişti artık. Fakat Zoff 98 Dünya Kupası kadrosuna almadı kendisini bunun sebebi halan bilinmiyor bu kadar formda ve genç bir oyuncunun neden oynamadığı? Zeman’ın taktiğinde Arjantin’li yıldız Abel Balbo’nun hemen arkasında oynayan Totti son derece başarılıydı. Uzaktan vurduğu sert şutlar frikik ve penaltı becerisi iyiden iyiye ortaya çıkmıştı ve “Küçük Prens” artık “Prens” olmuştu, Roma’nın Prensi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74vTkg35VI/AAAAAAAAA7k/OHKD9nRscQ4/s1600/curvasud.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 257px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74vTkg35VI/AAAAAAAAA7k/OHKD9nRscQ4/s400/curvasud.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457851811685197138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftarlar onu tüm futbolculardan daha çok seviyor daha çok ilgi gösteriyordu. Kendi tarftarlarının saha içinde aynasıydı o, ezeli rakipleri Lazio’dan nefret ediyor ve onlara gol attığı bir maçta Lazio tribünlerinin önüne gidip forması kaldırıp altındaki tshirtte yazanları gösteriyordu tribünlere “Vi ho purgato ancora” (sizi yine alt ettim çocuklar) Bu ve bunun gibi davranışları Roma tribünlerinin ve Ultras’ın Totti sevdasını fersah fersah katlaması demekti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi yavaş yavaş tüm İtalya Totti’ye bir sevgi besliyor ve ulusal anlamda bir yıldız olmaya doğru ilerliyordu. Bunu başarabilmesi için önünde sadece bir engel kalmıştı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında Hollanda ve Belçika ortak düzenlediler Avrupa şampiyonasını. Totti,  kariyerine yön vereceği bu çok önemli şampiyonada takımıyla yarı finale kadar geldi. Yarı finalde rakip ev sahibi Hollanda idi Amsterdam’daki karşılaşmanın normal süresi berabere bitmişti uzatmalardan sonra da penaltı atışlarına geçildi sırayla atılan penaltıların ardından sıra Totti’ye geldiğinde Çek futbolcu Panenka’nın yıllar önce Almanya’ya attığı penaltı golünün aynısını yolladı Hollanda kalesine. Topun dibine yaptığı vuruş havada süzülerek ağlarla buluştu. “Cucchiaio” ismi verilen bu aşırtma vuruş şeklinin uzmanlarından biri haline geldi Totti daha sonraları, ama o gün yaptığı vuruş yıllarca unulmayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74yZD8O2tI/AAAAAAAAA70/sYherYeMj3A/s1600/totti1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74yZD8O2tI/AAAAAAAAA70/sYherYeMj3A/s400/totti1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457855204555676370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya finaldeydi ve sadece bir adım kalmıştı şampiyonluk için. Rakip Dünya Şampiyonu Frasa idi. Elli beşinci dakika da 1-0 öne geçen İtalya son dakikaya da bu skorla giriyordu. Oyuncular yedek kuılübesinde kol kola şampiyonluk düdüğünü beklerken zaferin kokusu İtalya halkını sokağa dökmek üzere hazırlamıştı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dakikada Totti’nin taca bıraktığı bir top Barthez tarafından İtalya ceza sahasına atılıyor hazırlanan pozisyonda da Fransa beraberlik golünü atıyordu. Totti kendi anlatımıyla bir anda kulaklarında oluşan uğultuyla sadece etrafta olan bitene boş gözlerle bakabilmişti. Hayatında yaşadığı en büyük şoklardan biri yıkıma dönüşecekti sadece onbeş dakika sonra... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Totti muhteşem oynadığı finalde takımının kaybetmesiyle hüzün denizinde boğuldu. Maçın adamı kaybeden takımın oyuncusu olmasına alışık olmasak da “Francesco Totti” ismi anons edildiğinde anlamıştık; İtalya, kahramanıyla dönüyordu yurda... Totti hain ve zor İtalyan medyasında bile tek başına manşetti ertesi gün. Herkes ondan söz ediyor oynadığı oyunun milli takımlarına gümüş madalya kazandırdığından bahsediyordu. Roma’nın prensi halk kahramanlığına soyunmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74yteaj_DI/AAAAAAAAA78/2ZjVR39hPXI/s1600/francesco-totti+milli.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 298px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74yteaj_DI/AAAAAAAAA78/2ZjVR39hPXI/s400/francesco-totti+milli.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457855555259595826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma şehrinin diğer yakasındaki düşman kuzenleri saymazssak tüm İtalya’daki futbol tutkunlarının gözdesiydi Totti... Roma için yapamadığını Azzuri formasıyla yapmıştı. Artık bol bol transferi haberi vardı kendisiyle ilgili Real Madrid ve Milan haberlerin baş kaynağıyken Totti yıllar önce yaptığını yaptı başaracağı çok başarı ve yaşayacağı çok sevgi vardı başkentte herkesi herşeyi reddetti Roma’yı bile! Teklif ettikleri kontratı sezon sonuna saklamak istemişti çünkü prensin  halkına armağan etmesi gereken bir hediye vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu geride kalan sezon çok iç açıcı değildi Totti için bireysel anlamda kendini görmek istediği yerlere ulaşmış olsa da takım bazında aynı başarıyı yakalayamadı bir türlü. Şampiyonluğu ezeli rakip Lazio’ya kaptırıp milli takımla Avrupa şampiyonluğunun eşiğinden dönmüştü... 99 yılında takımın başına gelmiş olan Fabio Capello şampiyonluk koymuştu takımın hedefini, planlarının içinde daha doğrusu en başında  ise tabiiki Totti vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74zf6cB73I/AAAAAAAAA8E/fYuYjt8Gva8/s1600/totti+a%C4%9Fl%C4%B1yor.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S74zf6cB73I/AAAAAAAAA8E/fYuYjt8Gva8/s400/totti+a%C4%9Fl%C4%B1yor.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457856421775404914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sezon Olimpiyat stadının Güney tribünü yirmi yıllık hasreti noktaladı, aşkının karşılığını yirmi yılda bir görebilmek ama yine de sevgisinden bir damla bile kaybetmemek tam tersine hasretin uzadığı her yıl daha bir sevgiyle daha bir tutkuyla takımlarına bağlanıp her maçta daha kalabalık olabilmek Roma taraftarına özgüydü... Totti’de en az onlar kadar fedakar olduğunu ıspatlamıştı, her yıl şampiyonluk tadabileceği Avrupa’nın zirvesine çıkabileceği çok daha fazla para ve lüks içinde yaşabileceği kulüplerin tekliflerine gülüp geçerek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıl Roma bayramı yaşandı ve bitti ama artık prens “il Grande Capitane”( Büyük kaptan) olarak anılacaktı. Roma’lı nın her tezahüratında onun adı geçecek her pankartında onun resmi olacaktı takımları yenildiğinde yaşanılan üzüntünün sığınılacak limanıydı Totti. “Artık misyonu doldu transfer zamanı” diyerek kapıyı çalan futbol akbabaları usanmadan belki kaçıncı kez elleri boş dönecekti. Çünkü şampiyonluğun hemen ertesi kendi gidip kulübünün kapısını çaldı sözleşme yapmak için ve önüne ne koyulduysa imzaladı içeriğine içine bakmadan çünkü imza attığı kağıdın başındaki As Roma amblemi idi onu zengin eden ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulübü hiç bir zaman hakkını yemedi Toti’nin çok yakın zaman da İtalya’nın en çok kazanan oyuncusu oluvermişti. İtalya’nın halk kahramanı oldu dedik ama başka bir şeyde ekledik medyanın hainliği. İtalyan medyası Totti’nin aldığı parayı ve oynadığı oyunu sürekli olarak karşılaştırıyordu onunda dışında çirkef bir futbolcu olarak lanse ediliyordu halka. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu eleştiriler altında Uzakdoğu’ya uçtu Dünya Kupası için herkes ondan büyük başarılar beklerken ikinci turdaki Kore maçında kırmızı kartla oyun dışı kalıp basının eline iyice koz vermiş oldu. Artık İtalyan basınına göre aptal bir sarışındı o hakkında her gün fıkralar zeka seviyesini anlatan espiriler yayınlanıyordu gazetelerde... Prens zor günler geçiriyordu arkasında her zamanki gibi Roma tribünleri vardı ama yinede zordu herşey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini hayır işlerine vermeyi kararlaştırdı biraz kafasını dağıtmak için Unicef’in iyi niyet elçisi olarak görev aldı. Bir kitap çıkardı kitabın içeriği, etrafında onu eleşirenlere muhteşem bir yanıttı, kendisiyle ilgili yapılan ve yazılan bütün iğneleyici esprileri bir kitapta toplayarak satışa çıkardı hatta kendinden de ekledi. Ve televizyonda bizzat anlattı; Yayın evinin sahibi gelip kitap satışının bir milyona yaklaştığını söyler. Totti’de buna cevap olarak “ Bu imkansız ben sadece bir tane yazmıştım” der. Evet o kitap “Totti fıkraları” ismiyle neredeyse bir milyon sattı, haftalarca listelerden inmedi ve tüm geliri Unicef’e gitti. Böylelikle hem kendiyle yüzleşebildiğini gösterdi hemde ciddi yardımlarda bulunarak sevenlerinin gözünde yüceldi Totti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004 yılında yeni bir macera için Portekiz’e gitti ama o kadar kötü bir İtalya vardı ki kupada o da onlara ayak uydurdu hatta biraz da abarttı ve Danimarkalı Poulsen’e tükürdüğü için dört maç ceza aldı, zaten İtalya da ilk turu geçemedi... Yine zor günler bekliyordu Totti’yi çünkü defa hocası Capello ile de sorunlar yaşamaya başlamıştı ve bu sezon kötü gidecekti anlaşılan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim öyle oldu sevdiği futbolcuları yücelten sevmediklerinide yerin dibine sokan Capello uğraşmaya başladı Totti ile, genç oyunculara şımarık Totti yerine çalışkan Emerson’u örnek almalarını öğütlüyordu sürekli Totti defalarca kampı terk etti ana hep haklı çıktı. Halkı prensine sahip çıkmıştı Capello lanetleniyordu Roma halkı tarafından... Sokakta bile yürümekte zorluk çekmeye başlamıştı taraftarın tepkisinden ve sonunda dayanmayıp gitti. Gittiğinde Roma çok zor durumdaydı, küme düşmeme mücadelesi veriliyordu ve Totti medyaya Capello’nun kendilerini zor durumda bırakıp gittiğini açıkladı kurnazca... halbuki kendisi de çok iyi biliyordu Capello’nun neden ve nasıl gittiğini. Hiçde aptal sarışın değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S740FhxdgXI/AAAAAAAAA8M/oBNwUNOA-HQ/s1600/totti+chzmpion.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S740FhxdgXI/AAAAAAAAA8M/oBNwUNOA-HQ/s400/totti+chzmpion.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457857067989434738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor günlerini çabuk atlatmıştı çünkü İtalya’nın en güzel kadınlarından biri olan model “Ilary Blasi”ye aşık oldu Totti. Duygularını ve anlatmak istediklerini hep gol sevinçlerine yansıtıyordu ve bu defa da “Benzersizssin” yazısı çıktı formasının altından, bu açık evlenme teklifi kabul edildi ve Totti dünya evine girmeye hazırlanmaya başladı. Kilise önünden canlı yayınlanan nikah törenini İtalya halkı saatlerce izledi televizyondan. Zaten bir kaç ay sonrada Totti gol sevinçlerinde başparmağını emmeye başlamıştı oğlu Christian’ın doğum haberiydi bu, İki yıl sonra bir de kızı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S740iil7K5I/AAAAAAAAA8U/FVynfpcvCy8/s1600/rome1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 283px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S740iil7K5I/AAAAAAAAA8U/FVynfpcvCy8/s400/rome1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457857566425688978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edindiği sayısız lakabın en sonuncusu “Sarı İlah” oldu. Roma’nın sarı ilahı hayatının hiç bir döneminde mükemmel olamadı, ofsayta da düştü, yalnış pas da attı ama bir halkın susamışlığının çaresi oldu onların içinden geldi ve onlar gibi davranmaya yaşamaya devam etti. Eline geçen hiç bir fırsatı değerlendirmedi ve Halkının kahramanı oldu. Yaşadığı aşkın karşılıksız olmadığını öğrendi, geçtiğimiz sezon kendisinin yaşlandığı ve verimsizleştiği söylentileri, tıpkı “aptal sarışın” olayında olduğu gibi yirmi altı gol ve Avrupa gol krallığıyla birlikte alınan altın ayakkabıyla tarihe karıştı. Yıllar önce boynunda sarı kırmızı atkısıyla izlediği sevgilisine verdiği sözü yerine getirmenin rahatlığı içinde yaşıyor artık. He bide emekli olur olmaz kale arkası tribününden bir kombine bilet almanın hayaliyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S741s3hutrI/AAAAAAAAA80/KOVg8wN4cu8/s1600/totti+%C3%A7ocuklar%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 293px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S741s3hutrI/AAAAAAAAA80/KOVg8wN4cu8/s400/totti+%C3%A7ocuklar%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457858843355559602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8278923411401442733?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8278923411401442733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/04/romann-prensi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8278923411401442733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8278923411401442733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/04/romann-prensi.html' title='Roma&apos;nın Prensi'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S741a7wp1sI/AAAAAAAAA8s/rIq1tYVICho/s72-c/totti-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5052484420430642280</id><published>2010-01-14T21:03:00.005+02:00</published><updated>2010-01-14T22:00:21.244+02:00</updated><title type='text'>Tek ses iki yürek divan'a giriyoruz.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S09wJsLn_bI/AAAAAAAAA60/P3ekwKZhz9Q/s1600-h/victory.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S09wJsLn_bI/AAAAAAAAA60/P3ekwKZhz9Q/s400/victory.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426679387785788850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumunuz 31 Ocak günü topyekün kongreye gidiyoruz. "Beşiktaşlı" olanların rüştünü ıspatlyacakları gün o gün. Fakat bu yıl başkan adaylarından ziyade Divan seçimine konsantreyiz. Tribünümüzün iki emekçisi gazeteci "Victory" Levent Kulu ve Bankacı Üstün İzer Divan kuruluna adaylıklarını koydular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S090mj4HOvI/AAAAAAAAA68/u_zKsLUJw6M/s1600-h/levo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S090mj4HOvI/AAAAAAAAA68/u_zKsLUJw6M/s400/levo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426684281819183858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levent'in aday numarası 109. Beşiktaş tribünlerinin efsane pankartı Victory'nin sahibi. Kendisi Portekiz'den Ukrayna'ya pankartıyla birlikte Beşiktaş'ın peşinde. Aynı zamanda Hürriyet gazetesi'nin başarılı fotoğrafçısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S093tZgtRPI/AAAAAAAAA7M/ccYHUsrLa0M/s1600-h/%C3%BCst%C3%BCn+ay%C4%B1s%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S093tZgtRPI/AAAAAAAAA7M/ccYHUsrLa0M/s400/%C3%BCst%C3%BCn+ay%C4%B1s%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426687697830626546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstün ise 31 yaşında 18 yıldır kapalı tribünde. Aday numarası 105. Herkes tarafından tanınan ve  sevilen "Has" Beşiktaşlı. Ben bunca yıldır maç kaçırdığını görmedim-şahit olmadım. Beşiktaş çıkarları doğrultusunda hareket eder ve gerçek alternatif fikirler üretir. Başarılı bir bankacı iş yeri Kabataş'tan Ümraniye'ye taşınınca istifa etmeyi düşündü ama yoğun uğraşlarla vazgeçirildi. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki kardeşimiz de Beşiktaş'ın en üst oluşumu "Divan " için adaylar. Beşiktaş kongresinin, 10 divan adayı kontenjanının 2'sini bu değerli kardeşlerime ayıracağına eminim. Beşiktaş tribünlerinin sesi divan kurulunda yankılanacak umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5052484420430642280?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5052484420430642280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/01/tek-ses-iki-yurek-divana-giriyoruz.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5052484420430642280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5052484420430642280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2010/01/tek-ses-iki-yurek-divana-giriyoruz.html' title='Tek ses iki yürek divan&apos;a giriyoruz.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/S09wJsLn_bI/AAAAAAAAA60/P3ekwKZhz9Q/s72-c/victory.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-321337198805406086</id><published>2009-12-13T20:52:00.002+02:00</published><updated>2009-12-13T22:48:21.611+02:00</updated><title type='text'>Taraftar katlanamıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SyVTAe05xpI/AAAAAAAAA6s/z8dEythoFRk/s1600-h/nihat-kahveci-besiktas-dergi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SyVTAe05xpI/AAAAAAAAA6s/z8dEythoFRk/s400/nihat-kahveci-besiktas-dergi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414825394722948754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Christoph Daum "onu satan şampiyonluğu satar" dediğinde haklılığına sonuna kadar inanmıştık, ne de olsa altyapıdan ender çıkan harikalardan en sonuncusuydu, çok da formdaydı. Fakat 5 milyon dolarlık teklif zamanın şartlarında gerçekten de baş döndürücüydü. Ağlaya ağlaya gönderdik zat-ı muhteremi bask memleketine, gerisi herkesin malumu, La Liga gol krallığı yarışına girişecek kadar yüksek perfromans, yine La Liga şampiyonluğunu kovalama, Villareal transferi, milli takım efsanesi vs. vs. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra 2009 yazı, Swissotel suitlerinden biri, ne olduğu bilinmeden verilen sözler, İspanya'da 20 yıl durmadan top oynasa kazanamayacağı bir para,  belki önüne geçemeyeceğimiz kapütülasyonlar, sen bizim evladımızssın ne yapsan kabul sen bizim evladımızssın yeter ki Beşiktaş'a gel minvalinden kelamlarla sanki Beşiktaş kendisine muhtaçmış havası verilmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve tüm bunların sonunda kardeşimizin takımın ağası gibi hareket edip zerre faydası dokunmadan oynaması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle kendisini suçlayamıyorum. Önce ona bu payeleri verip takıma katan başkana, sonra da ne kadar faydasız olduğunu görmesine rağmen hala sahaya salan Mustafa Denizli'ye kızıyoru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her frikikte koşa koşa topaun başına gidip Tello gibi 2 yıldır bu takım duran topları en iyi kulanan adamı pasifize ediyosun. Ettiğin gibi bir tane duran topu olumlu kullanamıyorsun. Pozisyon buluyorsun kaleyi dahi tutturamıyorsun, topu ayağına alıyorsun kimseyi gözün görmüyor direkt kaleye vuruyorsun, vurduğunda genelde kalenin metrelerce alaksız yerlerine gidiyor, hatta 7 kişi içerde beklerken kornerden gelen topa gelişine vuriym diyosun vurduğun top korneri kullanan adama geri gidiyo. Takım arkadaşların 10 kişi çalışıp didinirken sen bol bol pozisyon harcayıp bir de sağa sola el kol yapıyorsun. Takım oyununu bozuyorsun... Son 15 dakka oyuncususun bu takımın 11'in de yerin yok ve taraftar artık sana katlanamıyor Nihat!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-321337198805406086?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/321337198805406086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/12/taraftar-katlanamyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/321337198805406086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/321337198805406086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/12/taraftar-katlanamyor.html' title='Taraftar katlanamıyor'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SyVTAe05xpI/AAAAAAAAA6s/z8dEythoFRk/s72-c/nihat-kahveci-besiktas-dergi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6781537070897862016</id><published>2009-11-26T20:35:00.013+02:00</published><updated>2009-11-28T02:13:37.734+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><title type='text'>Merseyside savaşı: Liverpool-Everton</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7K4XBZvlI/AAAAAAAAA5c/bu-IHy4i1Rk/s1600/merseyside.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 149px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7K4XBZvlI/AAAAAAAAA5c/bu-IHy4i1Rk/s400/merseyside.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408483272119926354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum derbiler haftası bu hafta, Sampdoria -Genoa, Barça Real, Partizan -Kızılyıldız, Sporting- Benfica ve Liverpool -Everton. Bu kadar çok derbi bir hafta sonuna sığışınca iştahımız kabarıyor açıkçası. Sampdoria-Genoa'yı daha önce yayınlamıştım blog'da şimdi de Merseyside'ı ekliyorum. Hafta içi de , Portekiz ve Sırbistan derbilerini ekleyeceğim.. Buyrun ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurlar, asalet, geleneksellik, kraliçe ve futbol... Bunlar Britanya’nın ismi anıldığında ilk aklımıza gelen kavramlar.  Bizim işimiz sonucusu, yani futbolla. Yeşil sahanın meşin yuvarlakla tanıştığı, birbirlerine çarpıldıkları, aşkın doğduğu ülkenin toprakları... Dillere pelesenk olmuş “Futbolun beşiği” deyişinin başaktörü olan İngiltere ve onun her semti, her mahallesi, her sokağı, buram buram futbol kokan liman kenti Liverpool... Bu kenti sevmek için birçok neden var elimizde ama futbol tutkunu olmak yeterli şimdilik... Bu küçük kentten çıkıp Dünya futboluna damga vurmuş 115 yıllık bir rekabetin terazisine konmuş iki takım, Mersey nehrinin iki yakasına dağılmış mavinin ve kızılın yani F.C Liverpool ve Everton F.C’nin tarih boyunca birlikteliğinin öyküsü bizimkisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu öyküde derbi portrelerinde alışageldiğimiz şiddet ve nefret yok. Aynı şehirde beraber yaşayabilen birbirlerinin yokolmasını istemeyen, ama rekabet ortamını sonuna kadar soluyan, solumayı seven ve renklerine taparcasına aşık iki kulüp var sadece... Öykü savaşın öyküsü olmadığına göre rekabetin miladı da spesifik bir olay değil bu kulüplerin doğumu olacaktır elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1872 yılında bir protestan kilisesi olan St. Domingo tarafından kuruldu “St.Domingo Football Clup”... Kriket ve futbol etkinlikleri yapıyorlardı ilk yıllarında. Kuruluşundan tam bir yıl sonra, kilise dışı insanların da katılımıyla, bir semt adı olan Everton’un ismiyle yer değiştirdi ve “Everton FC” olarak geldi günümüze kadar.... 1888 yılında kurulan,  İngiltere tarihindeki ilk resmi ligin kurucusu kulüpler içerisinde yer aldı ve iki yıl sonra da o ligin şampiyonu oldu. Bu yıllarda maçlarını Anfield Road’daki çitlerle çevrili alanda yapıyordu maviler. Liverpool’da kayıtlı olan onlarca futbol takımı vardı ama sadece Everton binleri topluyordu o çitlerin etrafına. Erken gelen şampiyonlukla birlikte Liverpool halkı iyiden iyiye sahiplendi takımları Everton’u...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1892 yılı Everton tarihi açısından belki de en önemli yıldı. Kentin ünlü bira imalatçısı ve Everton’un başkanı John Houlding aynı zamanda  mavilerin maç yaptığı Anfield Road’daki sahanın sahibiydi. Tamamen ticari bir zihniyete sahip olan Houlding şampiyonluktan hemen sonraki yıl kulübün kullandığı sahanın kirasını artırmak isteyince, toplanan kongre bu zammı kabul etmiyor ve terk ediyordu Anfield Road’u. Bu duruma sinirlenen Houlding sahibi olduğu sahada oynatabilmek amacıyla  bir takım kurmaya karar verdi. Ancak İngiltere futbol federasyonu “F.A” Everton isimli bir takımı daha kabul etmeyeceğini belirtince başka bir arayışa yöneldi Houlding... Mavilerin yakaladığı tüm başarıları ve popülariteyi yakalayacağı umuduyla Anfield’in yeni sahibini “Kızıllar” yani F.C Liverpool’u sundu futbol sahnesine. İşte bu noktada, futbola ticari bakışı yüzünden o dönemde fütursuzca eleştirilen ve kenti ikiye bölmekle suçlanan Houlding’in  aslında İngiltere spor tarihine nasıl bir hizmette bulunduğunun altını kalınca çizmek gerekli... &lt;br /&gt;Liverpool F.C  15 Mart 1892 yılında futbol sahnesindeki yerini resmen almış oldu. Everton’un ayrılışı sonrasında sadece üç oyuncu Houlding’in yanında kalmıştı dolayısıyla takımı toparlayacak oyunculara daha da önemlisi bir antrenöre ihtiyacı vardı. Bu açığını John Mckenna ile anlaşarak kapattı ve İskoçya’dan on üç profesyonel futbolcu getirildi... İlk yıllında Lancashire ligi denilen yerel bir ligde şampiyon olan kızılllar, böylelikle ikinci profesyonel lige adım attılar. Ama birinci lige ve komşuları Everton’un yanına gidebilmek için sabırsızlardı. İkinci ligde yenilgisiz şampiyon olduklarında artık tüm ülke Liverpool futbol takımının ismini biliyordu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7MKI0SxXI/AAAAAAAAA5k/-eaIDaXbIc8/s1600/tarihi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7MKI0SxXI/AAAAAAAAA5k/-eaIDaXbIc8/s400/tarihi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408484677056120178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1891’deki şampiyonluktan sonra evinden kovulan Everton bunun acısını çıkarmak için çok uzun beklememişti. 1895 yılında Everton’un evi Goodison Park’da tarihlerinin ilk maçını oynamak için buluştu maviler ve kızıllar. Rekabet anlamında çok ilgi çekti bu maç, Anfield’den kovulanla kovanın maçı olarak adlandırıldı halk arasında ve kovulanın 3-0 üstünlüğüyle bitti... Bu kovulma hikayesi sayesinde büyük puan toplamıştı Everton. İnsanoğlunun ezileni sahiplenme içgüdüsü halkın büyük çoğunluğunu onların safına çekmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Houlding’in stad kiralama hikayesi kentin iki takımını karşı karşıya getirmişti, ama başka bir ülkede olsa rahatlıkla kan davası sayılacak, uzun yıllar birbirini yoketme uğraşısı içine girecek iki düşman yaratacak, stadları savaş alanına çevirecek “ezilmişle-ezen” olgusunu su yüzüne çıkaracaktı...  Liverpool’da ise sadece futbol rekabeti olarak kalıyordu. Rekabeti yaratan mitlerin çıkış noktası “Houlding” olayıyla sınırlı değildi. Uzunca süre, zihinleri meşgul eden ve doğruluğu-yanlışlığı tartışılan, birçok kaynakta farklı  yorumları ve sonuçları olan bir durum vardı iki kulüp arasında. Adanın kuzeyinde Glasgow’da vuku bulan rekabet ortamının benzerinin Merseyside’a bulaştığı, kilisenin ve mezheplerin iki kulübü ayırdığı, ıspatlanamasa da çokça konuşulan bir durumdu. Everton’un Protestan bir kilise tarafında kurulmuş olması ve uzunca süre kilise papazlarının etkisinde kalması, oyuncuların kiliseden olması onlara “Protestan Kulübü” payesini verdi... Buna karşılık F.C Liverpool’un ilk yılında anlaştığı 13 İskoç oyuncunun tamamının katolik olması da bu iddayı güçlendirdi, fakat sonraki yıllarda buna benzer veya bunu destekleyen somut bir adım hiç bir zaman atılmadı. İki kulüpte hem protestan hem katolik oyunculara ve taraftarlara sahip oldu... Bu da kanıtlanamamış bir bahis olarak yerini aldı derbi sayfalarında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönelim kızılların, o zamanın  “Premier ligi” olan birinci lig macerasına. İlk yıllarında çaylaklığın verdiği çekingenlikle lige soğuk bir başlangıç yapsalar da önce 1898 yılında Everton’dan rövanşı alıp daha sonra 1901 yılında ilk lig şampiyonluklarını kazandılar. Everton ise 1915 yılına kadar bekleyip ikinci defa şampiyonluk tacını taktı. Kazandığı bu şampiyonluktan sonra, armasına kulüp felsefesi olarak kabul ettikleri Latince “Nil Satis Nisi Optimum” (Sadece en iyi yeterince iyidir) yazdırdılar ve bunu kulüp tarihleri için bir milat kabul ettiler. Mersey’in mavileri kuruluş gününden yana şehirin daha çok sevilen ve taraftar sayısı daha çok olan takımıydı. Goodison park hemen her maç  dolu tribünlere ev sahipliği yapıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7NqFeMW0I/AAAAAAAAA5s/fWiIMAt9nWY/s1600/liverpool+tur.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 285px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7NqFeMW0I/AAAAAAAAA5s/fWiIMAt9nWY/s400/liverpool+tur.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408486325425560386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 1959 yılı kızıllar için doğan güneşin habercisiydi... O yıl antrenör olarak yeni göreve gelen kişi, kızılların bu gün Avrupa’nın en iyi takımları arasında anılmasında başrolü oynayan, tribünlerde, pankartlarda flamalarda resmi hiç eksik olmayan ve stadyumun giriş kapılarına bile ismi verilmiş  efsane Bill Shankly’den başkası değildi. Liverpool, 1959 yılında ikinci ligin dibine demir atmışken göreve gelen Shankly, takımda adeta devrim yaptı. Yirmi dört oyuncuyla yollarını ayırdı ve yepyeni bir kadro kurdu. O kadro, bir kaç yıl sonra 1964’de şampiyon olarak inanılmaz bir çıkış örneği gösterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Ob2rekrI/AAAAAAAAA50/x0I-Ox8COdM/s1600/shankly2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 358px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Ob2rekrI/AAAAAAAAA50/x0I-Ox8COdM/s400/shankly2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408487180448207538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şampiyonluk bir anlamda herşeyin başlangıcıydı. Liverpool uzun yıllar sürecek İngiltere ve Avrupa hükümdarlığını ilan etmek üzereydi. Shankly’nin kurduğu imparatorluk, üç lig şampiyonluğu, bir Uefa kupası, üç tane de “FA Cup” zaferi yaşadı. 1974’de yerini yardımcısı Bob Paisley’e bıraktığında altın bir mirası da devretmiş oldu. Paisley’de bu mirası iyi değerlendirdi. Altı lig şampiyonluğu, bir Uefa kupası üç Avrupa Şampiyon kulüpler kupası daha da önemlisi yıllarca unutulmayacak bir Liverpool efsanesi ekleyerek emekli oldu. Evet bütün bu başarıların mimarı efsane Bill Shankly’nin Liverpool taraftarları tarafından tarihlerinde en çok sevilen kişi olarak seçilmesinin sebebi taraftar ve onların psikolojisine olan yakınlığı idi.  Kendi geçmişiyle yakın ilişki kurduğundan olsa gerek sürekli taraftar çıkarlarını gözetiyor, onlarla konuşuyor maç yorumları yapıyor ve dertlerini dinliyordu. Taraftar ruhunu ve onların taleplerini bu kadar iyi bilen bir ikonun, ezeli rekabete değinmemesi şaşırtıcı olurdu. Nitekim “Liverpool kentinde iki büyük takım vardır; Biri Liverpool F.C diğerdi de Liverpool F.C yedekleri”  söylemiyle kızıl tribünlerde infial yaratmayı başarmış biridir Shankly...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7O_MMdfNI/AAAAAAAAA58/er56lUQYqf8/s1600/kap%C4%B1lar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7O_MMdfNI/AAAAAAAAA58/er56lUQYqf8/s400/kap%C4%B1lar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408487787519114450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet devir kızılların devriyidi ama Everton ve sadık güruhu artık başarıya aç bir şekilde ezeli rakipleri izlemekten sıkılmışlardı. Howard Kendall mavilerin teknik direktörlüğünü üstlendiğinde herkes ikinci bir Shankly’nin Mersey’in diğer yakasında vücuda geldiğine inanıyordu. Zira ezeli rakipleriyle kıyasıya bir mücadeleye giriştiler ve 1985 yılında şampiyonluğa uzandılar. Aynı yıl kazandıkları Kupa Galipleri Kupası Everton’ın ayak sesleriydi. Bu kupa sırasında oynadıkları ve 3-1 kazandıkları Bayern München maçı Goodison Park’ın tarihinde gördüğü en iyi maç olarak seçildi taraftarları tarafından. Efsane yaratma sırası mavilerdeydi... Önlerinde Avrupa Şampiyon Kulüpler kupası vardı ve kupanın en iddalı takımıydı Everton. Ama hayal edilmesi bile zor bir engelin önlerine çıkacağını nerden bilebilirlerdi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Px6VjaEI/AAAAAAAAA6E/8QF7gP2Tmp4/s1600/everton_1985.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Px6VjaEI/AAAAAAAAA6E/8QF7gP2Tmp4/s400/everton_1985.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408488658898741314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everton’un  Kupa Galiplerini kazandığı vakitler ezeli rakipleri Liverpool, yine Şampiyon Kulüpler Finalini oynuyordu. Bu defa rakip İtalyan Juventus, mekanda Belçika’nın Heysel stadyumuydu. Bol miktarda alkol tüketen İngilizler, maçtan bir saat önce tribünde Juventus taraftarlarıyla kendilerini ayıran güvenlik boşluğuna toplu halde bir hamle yaptılar,  henüz ne olduğu anlaşılmadan Juvelilerin bulunduğu tribüne doğru hızla hareket eden İngilizler demir telleri yıkarak yan tarafa ulaştılar, kendilerini korumak için kaçmaya çalışan Juventus taraftarları kalabalığın içinde bir anda izdihama sebep oldu, yüzlerce insan birbirini ezerek kaçışmaya çalışıyordu, aslında faciaya koşuyorlardı... Sonuç: Çoğunluğu Juventus taraftarı otuz dokuz kişinin ölümü ve İngiliz futbol kulüplerinin UEFA tarafından beş yıl Avrupa Kupası müsabakalarından men edilmesi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Q9VsB_eI/AAAAAAAAA6M/LOQLYMJhPmM/s1600/atk%C4%B1lar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7Q9VsB_eI/AAAAAAAAA6M/LOQLYMJhPmM/s400/atk%C4%B1lar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408489954730966498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu netice tahmin eldileceği gibi hemen tüm İngiltere’yi kedere boğdu ama en çok da Everton ahalisini... Tam sıra kendilerine gelmişken ve en formda dönemlerini Avrupa başarılarıyla süslemek üzerelerken daha da önemlisi yıllarca ezeli rakiplerinin gölgesinde kalıp tam onları yakalama ivmesine ulaşmışken yine onların yüzünden Avrupa’dan men edilemeleri üzüntüyü kısa zamanda öfkeye çevirdi mavilerin adına. Rekabet yüz yıllık tarihine ulaşmışken en gergin günlerini yaşamaya başlamıştı. Kente hakim olan bu nefret duygusuna ilk başlarda hiç alışamadı Liverpool halkı. Aynı Londra derbilerinde olduğu gibi futbolun kirli yüzü olan  kavga ve şiddet kent caddelerini esir almıştı... Artık eskisi gibi mavi ve kızıl formalar bir arada stayum yolunda yada Stanley Park’da gezemiyor gerginlik her an her yerde patlak verebiliyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7RVIT9iWI/AAAAAAAAA6U/hTMRMd9uEFY/s1600/gwladys+boys.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7RVIT9iWI/AAAAAAAAA6U/hTMRMd9uEFY/s400/gwladys+boys.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408490363457210722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merseyside’ın bu denli kinle dolup taşması fazla uzun sürmeyecekti, ama barışın sağlanma sebebi yine üzücü bir olay ve İngiltere tarihinde başka bir kara leke olan “Hillsborough faciası” olması sevinilecek çok fazla yan bulunmamasına neden oldu. Sheffield’in sahasında oynanan F.A Cup yarı finali için orada bulunan Liverpool tarfatarlarının bulunduğu tribün, haddinden fazla dolunca, oluşan izdiham ve sıkışmadan dolayı tam doksan altı Liverpool taraftarı hayatını kaybetti. İngiltere spor tarihinin en kötü  günlerinden biri zapta geçiyordu... Liverpool halkı derin bir hüzünle, yaşadığı faciayı unutmaya çalıştı. Stanley Park’da düzenlenen anma toplantılarından birine ellerinde mumlarla gelen mavi formalı bir grup, mumların aleviyle koca bir buz dağını eritti... Anfield Road’da ki ilk maça birlikte yürüdüler , tribünde birlikte saygı duruşunda bulundular ve birlikte söylediler en hüzünlü şarkıları... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heysel faciasıyla yeterince antipati toplayan Liverpool, Hillsborough ile eski popüleritesine yeniden kavuştu. Sayısız ülkede sayısız hayranı olan kulüp Beatles’dan sonra Liverpool kentini Dünya’ya tanıtan ikinci olguydu. Ama bir farkla, Liverpool F.C ölümsüzdü!.. Öyle ki, her hafta yüzlerce hayranı onları izlemeye geliyordu Anfield Road’a... Kızıl formalı bir denizin içinde yer alıp Stanley Park’ı geçtikten sonra gelinen “Shankly Gates” ve stada giriş... Futbol mümini her insana fersah fersah sevap kazandıracak bu ibadet şekli stada girdiğinizde size neden kutsal olduğunu ıspatlayacak güzelliğe sahiptir... Muhtemelen çıktığınız tribünün karşısında yer alan “Spion Kop” kırmızı-yeşil ve beyaz bayraklarla karşılar sizi. Bir kaç dakika sonra da bir“Liverpool ritüeli”  başlar; fırtınada başını dik tutanların, karanlıktan korkmayanların ve “asla yalnız yürümeyenlerin” türküsü Anfield semalarını doldururken siz çoktan futbol cennetinin düşlerini yaşamaya başlamışsınızdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7R2dfD-qI/AAAAAAAAA6c/p1DGtam2GGg/s1600/shankly_gates.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7R2dfD-qI/AAAAAAAAA6c/p1DGtam2GGg/s400/shankly_gates.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408490936076597922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kızıl güzellikten bahsetmişken, çok önemli bir gerçeği ortaya koymak gerekir. O da Everton’un şehirde daha popüler bir takım olduğudur. Evet bu durum başta, şehire ve Britanya’ya uzak insanlar tarafından kabul görmez ama Everton daha köklü tarihi vede 110 yıl önce evinden kovulduğunda peşine taktığı güruhun torunlarıyla her zaman daha kalabalıktır kızıllardan... Stanley Park’ın diğer yakası belki ezeli rakibi kadar başarılı olamamıştır ama hiç bir zaman da onlardan aşağı kalmamıştır, tam silkeleneceği dönemlerde önüne çıkan engeller başarıyı sindirmiş olsa da onlar Liverpool’un mavileridir ve kentin birinci takımıdır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için kızılların efsane futbolcusu Greame Souness’e kulak vermek gerekir; ”Everton Liverpool’dan daha büyük bir kulüptür. Merseyside’de nereye giderseniz gidin mutlaka bir Everton taraftarına çarparsınız” bu sözler belki anlatılanların kanıtı olabilir ama daha da çarpıcı bir örnek, yıllarca kızıl forma içinde alkışlanan ve o formayla özdeşleşen oyuncuların geçmişlerine gidildiğinde karşılaşılan gerçeklerdir. Michael Owen, Ian Rush, Steve Mc Manaman, Robbie Fowler gibi, Liverpool klasiği oyuncular da bir çok Liverpool genci gibi mavi formanın aşkıyla büyümüşlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everton’un yalnız yürümeyenlere inat efsane tribün şarkıları da vardır. Glasgow’un Parkhead tribünlerinden aşırılmış olsa da iyi bir düzenlemeyle, dillere düşen “Grand Old Team” Everton efsanesi olarak “Gwladys Street” çocukları tarafından, her maç tribünlerde söylenir. Bir bölümü de kızıllara ithaf edilerek! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7SgHg1IcI/AAAAAAAAA6k/RSOcgxlKGT8/s1600/gwlasys+222.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7SgHg1IcI/AAAAAAAAA6k/RSOcgxlKGT8/s400/gwlasys+222.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408491651732939202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta söyledik, Liverpool şehri sevilmek için bir çok nedeni içinde barındırıyor. Biz kendi payımıza düşeni, yani futbol hücrelerimizi besleyen vitaminleri fazlasıyla alıyoruz bu mekandan. Ama hemen, futbol sevgisinin, renk aşkı sığlığında kaldığı bir şehirin futbolsevere verebileceği ne vardır? Sorusu gelebilir akıllara. Cevabı çok basittir, salt bir futbolsevere diğer yeşil sahalardan farklı olarak verebileceği birşey gerçekten de yoktur ama Merseyside ahalisini kıskanıp onlar gibi mavi ya da kızıl renge gönül vermiş biz “harici taraftarlar” için kutsal topraklardır oralar. Evet, bir kısmına dahil olabildiğimiz kıtanın diğer ucundaki bir adada olan biten futbol mücadelesinden size ne? Soruları mantık çerçevesinde değerlendirilebilir belki. Ama, kıtanın heryerinden benzer duyguları yaşadığımız, tanımasak da yürek birliği içinde olduğumuz yoldaşlarımızı düşündükçe boşveriyoruz türlü soru işaretlerini... Neyse ki bu konuda ismimiz çoğul eklerle anılıyor. Yani “asla yalnız yürümüyoruz...”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6781537070897862016?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6781537070897862016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/11/merseyside-savasliverpool-everton.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6781537070897862016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6781537070897862016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/11/merseyside-savasliverpool-everton.html' title='Merseyside savaşı: Liverpool-Everton'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sw7K4XBZvlI/AAAAAAAAA5c/bu-IHy4i1Rk/s72-c/merseyside.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7701309037771001820</id><published>2009-11-04T22:10:00.003+02:00</published><updated>2009-11-04T22:40:09.756+02:00</updated><title type='text'>Four Four Two Kasım sayısındayım.</title><content type='html'>Sevgili dostum Ali Ece'nin desteği ile 4-4-2 Kasım sayısına Brezilya Serie A yazısı yazdım. Alın okuyun ekonomi de canlansın tiraj da artsın :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada işlerin anormal yoğunluğu ve enteresan seyahatler yüzünden uzunca süredir bloga ve spor x'deki köşeme yazı yazamıyorum. Fakat Vücut ve beyin kimyamı toparlamak üzereyim yakında tekrar devam edeceğim yazılara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Onlar içerdi su boylarında bayramları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki şişe dimitrikopulo, bir damacana sakız rakısı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arda boylarını söyleyip klarnet çalarlardı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalsana be yunan oğlu, allah affetsin seni &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bilmezdim böyle eğlendiklerini...&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7701309037771001820?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7701309037771001820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/11/four-four-two-kasm-saysndaym.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7701309037771001820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7701309037771001820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/11/four-four-two-kasm-saysndaym.html' title='Four Four Two Kasım sayısındayım.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2363057824587681076</id><published>2009-09-30T21:08:00.003+03:00</published><updated>2009-09-30T21:45:47.450+03:00</updated><title type='text'>İşini yap İlker Yasin (onu da yapamıyorsun ama...)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SsOm3c4pQ3I/AAAAAAAAA5U/lT640fA2a44/s1600-h/ilker_yasin_siyah_copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SsOm3c4pQ3I/AAAAAAAAA5U/lT640fA2a44/s400/ilker_yasin_siyah_copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387333050842039154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, Monaco-Galatasaray maçında bağıra bağıra ağlarken, Fenerbahçe-Frankfurt maçında hem penaltı hem gol diye gırtlağını yırtarken, hadi hepsini geçtim Manchester United maçlarını anlatırken, Patrice Evra'nın 14 kardeşini bütün heyecanınla seyirciye aktarırken ki coşkundan sonra Cska-Beşiktaş maçının hesabını kime vereceksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donuk ses tonuyla 15 gün önce oynanmış bir maçı tekrar anlatır gibi ekran başında bayılmamıza sebep oluyosun, yalan yanlış bilgiler veriyosun, sürekli takımı eleştiriyosun. Bireylere yöneliyosun. 8 milyonluk Tabata, en golcü Bobo, yedek oturuyor diyerek aklınca Denizli'ye veriştiriyorsun. Hoca'dan maç esnsında Mustafa diye bahsedip düzeltmeye çalışıyorsun. Maç 2-1 bitmiş Beşiktaş 6 maçtır bilmem kaç dakkadır gol atamıyor diyosun. Sonra da kalkıp Rüştü için artık yeri doldurulmalı sanki diye görüş bildiriyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biz de kalkıp artık İlker Yasin'e de bi alternatif lazım desek abes mi olur? Ne de olsa o da en az Rüüştü kadar işini yanlış yapıyor. İlker Yasin'e alternatif çook uzun zamandan beri gerekliydi. Rüştü hayatının en azından bir dönemini işini çok iyi yaparak geçirirken, kendisi o başarıyı hiç bir zaman gösteremedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen İlker Yasin olarak Beşiktaş hakkında atıp tutmayı bırak lütfen, çünkü en az eleştirdiğin kişiler kurumlar kadar kötü yapıyorsun işini&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2363057824587681076?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2363057824587681076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/isini-yap-ilker-yasin-onu-da.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2363057824587681076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2363057824587681076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/isini-yap-ilker-yasin-onu-da.html' title='İşini yap İlker Yasin (onu da yapamıyorsun ama...)'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SsOm3c4pQ3I/AAAAAAAAA5U/lT640fA2a44/s72-c/ilker_yasin_siyah_copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4838459397378416176</id><published>2009-09-27T12:22:00.002+03:00</published><updated>2009-09-27T14:35:43.146+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>rezilLİG!</title><content type='html'>*Ankaraspor küme düşürüldü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Lige yeni çıkan takım üst düzey motivasyonda olması gerekirken 6 haftada "0"(sıfır) puanda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Geçen yılın şampiyonu 6 haftada 6 puan, ikincisi 1 puan almış durumda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Galatasaray ve Fenerbahçe kendi aralarında lig oynar gibi tüm maçlarını kazanıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu iki takımın arasına girebilecek takım kim olur Allah bilir. Güçlü Anadolu takımı yok. İyi denen Bursa biraz güçlü takımlara asla kafa tutabilecek kapasitede değil. Ancak zayıf takımlara karşı üstünlük kurabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalyaspor Fenerbahçe maçını izledikten sonra ayrıca anladım ki bu sene ligde kalma mücadelesi değil ligden düşme mücadelesi olacak. Zira mevcut takımların hepsi bunun uğraşını veriyormuşcasına mücadele ediyorlar. Antalyaspor'un, Kasımpaşa'nın, Denizli'nin, Sivas'ın, Antep'in top oynama niyetleri çok zayıf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu lig kalitemizle nereye nasıl gideriz, nerde ne yaparız, gelecek Avrupa ve Dünya şampiyonalarında nasıl başarılı oluruz bilemem. Ama bildiğim tek şey var, o da  Maraton programında Fenerbahçe'nin ikinci golünde dört sarı lacivertlinin Antalya yarı sahasında tek başlarına kalmasının Avrupa'da gösterilse haftanın en komik karesi olur söyleminin doğruluğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah sonumuzu hayır etsin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4838459397378416176?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4838459397378416176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/rezillig.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4838459397378416176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4838459397378416176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/rezillig.html' title='rezilLİG!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7245345847035158134</id><published>2009-09-22T22:47:00.004+03:00</published><updated>2009-09-23T00:09:56.358+03:00</updated><title type='text'>Hoşgeldin!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Srkp_QfKztI/AAAAAAAAA5M/6YftPvMziZU/s1600-h/tek_1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Srkp_QfKztI/AAAAAAAAA5M/6YftPvMziZU/s400/tek_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384380996232335058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hope everything is going well?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Your City missed you!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7245345847035158134?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7245345847035158134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/hosgeldin.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7245345847035158134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7245345847035158134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/hosgeldin.html' title='Hoşgeldin!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Srkp_QfKztI/AAAAAAAAA5M/6YftPvMziZU/s72-c/tek_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-1407890065853540209</id><published>2009-09-19T02:13:00.001+03:00</published><updated>2009-09-19T02:16:14.848+03:00</updated><title type='text'>gEL BAKALIM Süleyman Hurma</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SrQTA3CXTPI/AAAAAAAAA5E/UeQG-oXVokA/s1600-h/hurma.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 250px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SrQTA3CXTPI/AAAAAAAAA5E/UeQG-oXVokA/s400/hurma.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382948360109378802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç gelmeyecek sanmıştın heralde o gün değil mi? Gazı verdiler, çıktın aynı ligde oynadığın rakibinin televizyonundan Beşiktaş'a açık açık salladın, utanmadan, umarsızca, daha da melankolikleştiriym acımasızca salladın. Beşiktaş diyemedin, "birileri" dedin, transfer yapmayı öğrenmeli dedin. Arkandan sufle veren abilerini duyabilmek için eğildikçe eğildin, gerindikçe gerindin... senle alakası olmayan karanlıkların maşası oldun. Koca Beşiktaş'a, küçük hesaplarınla ayar vermeye kalktın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bizde meşhur bir şarkı vardır, "alçaklara kar yağıyor üşümedin mi, sen bu işin sonunu düşünmedin mi?" diye, sanırım düşünmedin... Ee Süleyman efendi, o gün geldi çattı. Sen rakibinin kanalında bir başka rakibin için "birileri" diyip, transfer yapmayı öğrenecekler diyerekten ders vermeye çalışırken bugünleri düşünmemiştin değilmi? ama işte zaman durmuyor, akıp gidiyor Beşiktaş taraftarı da hafiften kindar. En azından bir kere intikam almadan içi rahat etmiyor. Geçen sene "kulübedeyken gözümün içine baka baka küfür ediyorlar" demiştin ya hani, işte bu sene eğer yüreğin yeter de aynı kulübede oturursan olacaklara hazırlıklı ol. O dilini de artık sıkı tut, bir daha ki sefer kopuverir. Beşiktaş büyük taştır altında kalırsınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-1407890065853540209?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/1407890065853540209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/gel-bakalim-suleyman-hurma.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1407890065853540209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1407890065853540209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/gel-bakalim-suleyman-hurma.html' title='gEL BAKALIM Süleyman Hurma'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SrQTA3CXTPI/AAAAAAAAA5E/UeQG-oXVokA/s72-c/hurma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7406789029333000913</id><published>2009-09-10T22:32:00.002+03:00</published><updated>2009-09-10T23:12:31.607+03:00</updated><title type='text'>İddia Motivasyonu!</title><content type='html'>Mustafa hocanın motivasyon dehası olmadığını herkesin malumu. Fakat bu firsatı bence kaçırmamalı. Ümraniye'nin her köşesine derbinin bahis oranlarını koca koca bastırıp asmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray galibiyeti @ 1.50! inanılır gibi değil. Bir derbi açında açılan bu oran...&lt;br /&gt;Hemen yurt dışı bahis sitelerini araştırdım, oralarda da durum farklı değil, bildiğimiz standarttan sebeple az daha yüksek 1.75'ler civarı. İddia'nın bahis oranları üzerinde ülkenin demografik özelliklerini bilmesine rağmen kullanmaması komik değil mi? Neyse uzatmayacağım, bu orandan Galatasray'ı kimse almaz . Zaten o maç "1" de bitmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7406789029333000913?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7406789029333000913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/iddia-motivasyonu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7406789029333000913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7406789029333000913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/iddia-motivasyonu.html' title='İddia Motivasyonu!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-215289826212930139</id><published>2009-09-05T15:25:00.003+03:00</published><updated>2009-09-05T15:41:47.468+03:00</updated><title type='text'>Trabzon'un içinden-konuk yazar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqJZZHmwwvI/AAAAAAAAA48/m7Rt4m_D67A/s1600-h/semih-2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqJZZHmwwvI/AAAAAAAAA48/m7Rt4m_D67A/s400/semih-2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377959193107022578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'la ilgili bir kaç defa yazı yazmıştım. Malumunuz herkesin etrafında bol miktarda 3 büyük taraftarı varken 4. büyüğün nüfusu azdır. Ama ben yaklaşık 6 yıldır bu konuda çok şanslıyım. Zira Tranzon'un bağrından kopan hem fanatik, hem sosyolog Trabzonsporlu Semih kardeşimle tanışmam 6 yıl öncesine dayanır. 6 yıldır ne zaman Trabzon'la ilgili merakım olsa sağolsun bol bol aydınlatır. Geçenlerde takımın haline üzüle üzüle hırs yapıp oturmuş bilgisayarın başına yazmış durumu, rica etti bize de dokunmadan yayınlamak düştü. Buyrun sosyolog fanatiğin gözünden Trabzonspor analizine.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HUGO BROOS VE FUTBOL FELSEFESİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar sonra camianın ısrarla beklediği, Sadri başkanın söz verdiği gibi, yarışmacı bir Trabzonspor hedefi gerçekleşmiş ama son hafta Avni Aker’de yine bir Fenerbahçe faciasının ardından ligler tatile girmişti. Yeni transfer beklentileri, Samet Aybaba esprisi, başkanın çocukça çıkışı ve kongre kararı, Ericsson-Tugay heyecanı, Zaccheroni söylemi derken o ana kadar adını hiç duymadığım Hugo Broos yeni hocası oluverdi Trabzonsporun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra kariyerini gözden geçirdiğimiz Broos’un Yunanistan macerası hariç özellikle ülkesinde bir nevi Türkiye’nin Mustafa Denizlisi olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Aslında olaya daha analitik baktığımızda Ersun Yanal’a başarı grafiği olarak çok daha fazla benzediğini fark edebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Broos Belçika’da 3 önemli takımda ciddi başarıların yanına, 2 takımda elde ettiği 3 şampiyonluğu, 4 kez kazandığı Yılın Teknik Adamlığı unvanını eklemiştir. Oysaki Ersun Yanal Denizlispor’dan başlayan süreçte Ankaragücü, Gençlerbirliği, Milli Takım, Manisaspor ve Trabzonspor’da başarılı olduğu şüphesizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Ersun Hocanın çalıştırdığı takımların (Trabzonspor hariç) şampiyonluk hedefinden oldukça uzak olması (fikirsel ve ufuksal olarak) ona Türkiye Ligleri şampiyonlukları getirememiştir. Bu ön karşılaştırmalar ile kafamı meşgul edip, ligin ilk haftasını da yıllık iznimin sonuna bağlayınca, bu sene Trabzonspor ne yapar düşünceleri günün her anı kafamı kurcalamaya başlamıştı. Görünen o ki çok pas yapan bir takım olacaktı Trabzonspor. Broos’un öğrencileri hazırlık maçlarında bizlere bunu gösteriyordu, genel izlenim Hüseyinin yerine Tjikuzu’yu, Alanzinho’nun yerinde daha fazla Engin Baytar’ı görecek olmamızdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hafta maçında Trabzon Sivas'ı tarihinde ilk defa deplasmanda yenebilmişti, ama asıl dikkat çeken tam da tahmin ettiğimiz gibi Trabzonspor un inanılmaz bir pas yüzdesi, topa sahip olma oranı (bu istatistik her verildiğinde Daum un ilk senesi Beşiktaş’la Trabzonu H. Avni Aker de 0-2 yendiği maçı hatırlarım, Dauma dahi sıfatı kazandıran maçı… O maçın ardından iki takımın topla oynama istatistiği Trabzonspor %73 BJK %27 idi) tek top oynama iştahı idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müsabaka sonra bir hafta süresince, tüm Trabzonlular çok mutluydu, çok iyi bir başlangıç, çok iyi bir deplasmanda, çok iyi bir oyunla gerçekleşmiş, hocanın kendine güveni gelmişti. Tüm bu verilerin ardından Trabzonspor kendi evinde ligin zayıf halkası olduğu düşünülen Diyarbakırı ağırlayacaktı, her seneki sezonun ilk maçı kalabalığının dışında ayrı bir umutlu kalabalık vardı statta. H. Avni Aker’de ilk yarıdaki Giray’ın golünden sonra ikinci yarıdaki durumu hepiniz biliyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada sonuç önemli değil dikkat çeken asıl konu Trabzonspor un maçın ilk yarısında pas yapmaya çalışması, ancak ikinci yarıda skor rehavetiyle birlikte bunun üzerinde durmaması, bireysel oyuna yönelmesi, rakibi küçümsemesi. Bunun önlenememesi ise akıllara disiplin sorununu getirir ama bunları ve birçok farklı durumu konuşmak üzere çok ama çok erken olduğunu söylemek isterim. İşte tam da burada bu konunun bir miktar üzerinde duracağız. Aslında her birimizin zamanında amatör futbolculuğu ve her daim devam edecek halı(suni çim) saha tecrübelerimizde de sabitdir ki pasa dayalı bir futbol çok zordur; Çok çalışma, çok fazla bir arada oynama ve çok yetenekli oyuncular gerektirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle özellikle Türk futbolcusunun bundan kaçtığını düşünüyorum burada görülmesi gereken durum Broosa bu konuda ne kadar taviz verileceğidir. Geçen Sene Ersun Yanalın rakibe erken pres yapan, uzun toplar, az paslı kaos futbolundan sıkılanların, “pas yapan takım istiyoruz” diyen bazı yerel kalemlerin, Broosu ne kadar analiz edebileceklerini merakla bekliyorum. Aslında Trabzonspor'un Avrupa maçlarını da dahil ettiğimizde 5 maçının bizlere çok çarpıcı izlenimleri verdiği bir gerçek. Sivas maçında oyunun hemen her anında taktiksel pas ve topa sahip olmanın birebir uygulanması (tabi burada skor rahatlığını erişilse de deplasman faktörü ve Sivas baskısının bu durumun devamlılığında rol oynadığı bir gerçek). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır maçında ise ilk yarı pas yapan takımın skor üstünlüğünü elde edince amiyane tabirle cıvımaya başlamasıyla tepetaklak olması, daha sonra Toulouse maçı bu sistemin uygulanırlığına çok ilginç bir örnektirdir ki irdelenmelidir. Bu maçta Trabzonspor ön liberosu, stoperleri ve sağ ve sol kanat oyuncuları ile orta sahada paslar yaparak devamlı sağ açıktaki Serkanı kaçırma üzerine oyun planını kurmuştu, Gignacın golüne yapılacak hiçbirşey yoktu aynı şekilde Engin'in çalımalarını Fransızların seyretmesi gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarı bu skorla bittiğinde benim kanımca Broos bu skoru oldukça yeterli görmüştü, dikkat ederseniz ikinci yarının ilk 10 dk sında Trabzonspor orta sahada inanılmaz bir pas trafiğine girdi ve rakibinin üzerine gelmesini bu arada gol bulmayı bekledi, burada planları bozan futbolda savunma paylaşımından uzak bir korner sonucu yenen goldü, daha sonra ise şuursuzca bir hucum, sonrada 3. gol. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, futbol oynayanlar çok iyi bilir teknik direktörün soyunma odasında söyledikleri sahada belirli bir noktaya kadar uygulanır ama işler gerçekten kötü gidiyorsa( ve bunun sonucu Trabzon gibi bir şehirde oluşacak haftaiçi taraftar baskısı ise) artık sahada oyuncu insiyatifi söz konusudur. Demek istediğim çok açık, Broos un oyun felsefesinde şuursuzca saldırma diye bir anlayış yok, hocanın mutlaka B ve C planları vardır ama bu taktiğin hocanın felsefesine aykırı olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak 1-2 den sonraki şuursuz baskının futbolcu odaklı tribün arkalanmalı olduğu aşikar. Daha sonraki Manisa ve diğer Toulouse maçlarında inanılmaz bir nokta dikkatimi çekti, Takım ilginç bir şekilde sakin, huzurlu, rahat ve stressiz bit futbol sergiliyordu(bu iki maçında şeklen de olsa dönüm maçları olduğu gerçeğini unutmayalım). Hatta seyredenler bilir Toulouse maçının ikinci yarısına rakip takım ve hakemlerden dahi çok sonra çıkan Trabzonsporu, sanırım Fransız TV si de merak etmiş olacak ki, takımın soyunma odasından çıkışını naklen verdiğinde oyuncuların, inanılmaz rahat, kendinden emin ve vakur oldukları kafamı iyice kurcalamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları kafamda bir yerlere oturtmaya çalışırken imdada çok severek takip ettiğim 4-4-2 dergisi yetişti, dergide Broos ile yapılmış bir röportaj vardı, Broos oyuncuların üzerindeki ağır baskının bir an önce kaldırılması için her bir oyuncusuyla tek tek görüşmeler yaptığını anlatıyor sonunda da ekliyordu, "ancak bu baskının olumlu etkilerini de gözden kaçıramayız bu işi bir dengede tutmalıyız." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu söylem bu 5 maçlık zinciri inanılmaz bir şekilde açıklıyor. Sivas maçı, lig başlangıcı, kredi yüksek, deplasman, stres yok ve sonucunda gelen bol pas, yüksek top yüzdesi ve galibiyet. Diyarbakır maçı ilk yarı olumlu taraftar desteği, bol pas, gol; ikinci yarı skor avantajıyla gelen savsaklama ve tepe taklak oluş ve o anda tribünden yükselen Fatih Tekke tezarühatı ile tüm yapının tarumar olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toulouse maçı bir geçiş (ikinci yarının ilk 10 dk.sı hariç), ardından Manisa ve Toulouse maçlarında bol pas yapmaya çalışan, sakin, stressiz bir takım(skor ne olursa olsun). Buraya kadar her şey açık, ancak burada denklemin içinde hem üstlendiği görev hem de formüle etkisi belli olmayan iki bilinmeyen var. Bunlardan ilki bu oyun sistemine, tıpkı Ziya Doğan gibi çözüm bulabilecek futbol katili hocalar olması (boş alanları daraltıp takım halinde topun arkasında kalarak -birazda Mesut Bakkal-) bir diğer sorun ise panik hallerinde bu sistemden kopan oyuncuları ve takımı toparlayabilecek Broos disiplini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu seneki Trabzonspor’un akıbetini bu bilinmezler belirleyecek. Tabi ki camia, statüko ve ulemanın hocayı ve takımı belki iyi niyetlide olsa eleştirmesine karşın yönetim ve hocanın tutumu tüm bilinmeyenlerin dışında denklemin tüm dizilişini etkileyecek bir noktada durmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEMİH BİLEN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-215289826212930139?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/215289826212930139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/trabzonun-icinden-konuk-yazar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/215289826212930139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/215289826212930139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/trabzonun-icinden-konuk-yazar.html' title='Trabzon&apos;un içinden-konuk yazar'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqJZZHmwwvI/AAAAAAAAA48/m7Rt4m_D67A/s72-c/semih-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6357695449457920955</id><published>2009-09-04T21:50:00.003+03:00</published><updated>2009-09-04T21:55:42.479+03:00</updated><title type='text'>Athens; Means much more than a city!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqFiGc2avLI/AAAAAAAAA40/f8tSotEVmqQ/s1600-h/acropolis-parthenon-athens-gr003.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqFiGc2avLI/AAAAAAAAA40/f8tSotEVmqQ/s400/acropolis-parthenon-athens-gr003.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377687293020257458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6357695449457920955?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6357695449457920955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/athens-means-much-more-than-city.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6357695449457920955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6357695449457920955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/09/athens-means-much-more-than-city.html' title='Athens; Means much more than a city!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SqFiGc2avLI/AAAAAAAAA40/f8tSotEVmqQ/s72-c/acropolis-parthenon-athens-gr003.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-764213092961630258</id><published>2009-08-30T02:58:00.011+03:00</published><updated>2009-08-30T03:35:22.258+03:00</updated><title type='text'>WEST HAM-MILLWALL GERÇEĞİ !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnFw0iNl-I/AAAAAAAAA30/c59XqhEGKAU/s1600-h/148633656_b49a3ceb36.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnFw0iNl-I/AAAAAAAAA30/c59XqhEGKAU/s400/148633656_b49a3ceb36.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375545072769931234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep söyleriz üzerinde futbol yazan her taşın altından mutlaka bir İngiliz çıkar diye. Futbolu icat edenlerin Dünya’nın dört bir yanında topun oyuna girmesine yardımcı olmalarını ise sömürgeci kimliklerinin bir sonucu olarak açıklayabiliriz ancak... Eğer günün birinde futbolun “ulema sınıfı” oluşturulacak olsaydı bu mutlaka İngiliz bilgelerden oluşan bir topluluk olurdu. Zira oyunun tarihine bu kadar etki eden insanlar için bilgelik mertebesi olağan bir sonuçtur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu sebeplerden dolayı literatüre giren deyişlerin hemen hepsi de İngilizlere aittir. Tıpkı “Derby” sözcüğü gibi. Ortaçağ İngiltere’sinin Derbyshire bölgesinde iki düşman mahallenin birbiriyle olan rekabetine Derby rekabeti denmiş ve zamanla İngiltere’ye daha sonra da tüm Dünya’ya bildiğimiz anlamda yayılmış. Yani derbinin de mucidi İngilizler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca derbi enflasyonuda bu ülkede çok yüksek. Sadece başkent Londra’da onlarca derbi mevcut: Kuzey’de Tottenham-Arsenal, Batı’da Chelsea-Fulham en çok bilinen ve Premiership dahilinde gözde Londra derbileridir. Bunların dışında biri, belki en az bilinenlerinden biri... Londra sokaklarını yıllarca terör ortamında tutan tutkulu ama kanlı, sevda dolu ama vahşi bir mücadele... ikisinin ismi yanyana geldiğinde bir çok insanda dehşet ifadesine neden olan İngiltere’nin en eski derbisi: Millwall F.C-West Ham United...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnF47P_2PI/AAAAAAAAA38/7NT7OxeyUYA/s1600-h/lonfdra+derbiler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnF47P_2PI/AAAAAAAAA38/7NT7OxeyUYA/s400/lonfdra+derbiler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375545212011534578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çoğu insan onları Green Street Hooligans isimli sinema filmiyle tanıdı. West Ham taraftarının gözünden anlatılan bu film esasen çok sığ bir anlatımla ağırlıklı olarak kavga ve dövüş üzerine kurulu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet filmde gözükenler gerçek hayatta varolan şeyler ama Greens Street dendiğinde insanların akıllarına sadece bu film ve filmde anlatılan taraftar grubu geliyor. Yani Green Street’in West Ham’ın  sahası Boleyn Ground’un(Upton park) hemen arkasında olayların sürekli cereyan ettiği uzun caddeye dendiğini, bu caddenin de ismini saha ilk kiralandığında orada bulunan daha sonra stad yapımı için yıkılan “Green Street House” adlı okuldan aldığı anlatılmamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılmayanların en önemlisi de Millwall’dan neden nefret ettikleri...  20’li yaşlardaki gençlerin ellerinde biralarla yaptıkları kavgaların aslında 20. yüzyılın en başlarında Güney Doğu Londra’nın tersaneler bölgesindeki çekiç seslerinin bir anda susmasına dayandığını, hikayenin kökenlerinin çok daha kuvvetli olduğunu hatta “Derbi” sözünü bugün aynı isimle oynanan birçok endüstriyel spor yanlısı, para makinası gözüyle bakılan safsata mücadelelerden çok daha fazla hakettiğini de anlatmalılarmış. Çünkü  temelsiz bir bina gibi salt bir şiddet mücadelesi olmadığı, şiddetin dahi bir sebebinin olduğunu gösteren bir rekabet bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’nin bir çok kulübünün kuruluşuna rehberlik eden işçi sınıfı da bu filmin başrol oyuncuları...&lt;br /&gt;1900’lerin hemen başında Güney Doğu Londra’nın fakir semtlerinde ikamet edenlerin çoğunluğu bölgedeki tersanelerde çalışıyorlardı. Bu tersanelerden birbirlerine rakip olan en büyük iki tanesi Thames Iron Works ve Millwall Iron works idi. Bu iki firma en büyük gemileri üretmeleriyle ünlemişlerdi ve en çok işçi sayısına sahip firmalardı. Dolayısıyla aralarında oluşan rekabet şirketlerden çok işçilerin rebaketiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin getirdiği ekonomik güçlükler, olayı sosyolojik olarak ele alan işçi gruplarına dönüştürmüştü. O dönemlerde futbol sahaları henüz savaş meydanı olarak kullanılmadığından onlar mahalle aralarını, sokakları, parkları mesken tutmuşlar... Aslında ikisini birbirinden ayıran unsurlar çok daha fazla ve işin futbol yönü sadece modern dönemde kendilerini ıspat için kullanılan bir gereç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGDia5RyI/AAAAAAAAA4E/fyf41DA21po/s1600-h/cardiffmillwall99xb5.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 224px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGDia5RyI/AAAAAAAAA4E/fyf41DA21po/s400/cardiffmillwall99xb5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375545394324916002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yine de topa bakalım. Millwall F.C’nin kafakağıdında 1885 yazıyor. Londra’nın doğusunda Thames nehrinin hemen kenarında Isle of dogs denilen yerde kurulmuş. Kulübün kurucuları James Morton isimli bir demir tüccarının Millwall tersanesinde açtığı konserve yiyecek firmasının çalışanları. İşçilerin tamamı olmasa da büyük çoğunluğu Morton gibi İskoçya vatandaşı. Kulübün ilk başkanı ise İrlanda’lı William Murray. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulübün ilk ismini bulundukları tersanenin isminden dem vurarak Millwall Rovers olarak belirlemişler. Renkleri de mavi ve beyaz... İlk yıllarında “tersaneciler” olarak anılan kulüp 1900 yılında F.A Cup yarı finaline yükseldiğinde aramasına bir aslan eklemiş ve o tarihten sonra da “The Lions” yani aslanlar olarak anılmışlar. Kulübün mottosu da tam taraftarlarının ruh halini yansıtan “We Fear No Foe”(hiç bir düşmandan korkmuyoruz) aslında bu söz çok doğru. Çünkü Millwall kendi taraftarları dışında herkesin nefret ettiği bir kulüp. Yani çok fazla düşmanı var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;West Ham United ise 1895 yılında Thames Ironworks F.C ismiyle bu tersanenin işçileri tarafından kurulmuş. Kulüp 1900 yılına kadar bu isimle kalmış, şu anki stadları Upton Park’a taşındıktan sonra ise mahallelerinin ismi olan West Ham United ismini almışlar. İşçilik köklerini ölümsüzleştirmek içinde amblemlerine çekiç eklemişler ve bu tarihten sonra da “The hammers”(çekiçler) olarak anılmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Upton park’a taşınmalarının ardından ilk maçlarını ezeli rakip Millwall ile yapıp 3-0 kazanmışlar. 10.000 kişinin önünde oynanan bu karşılaşma Daily Mirror’a da konu olmuş ve komşu mahallelerin maçını West Ham’ın kazandığını duyurmuş gazete...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda gerçekten de iki komşu mahalle ve iki rakip şirketin işçilerinden öteye gitmeyen sakin bir rekabet halindelerdi. Millwall ve West Ham taraftarlarının kulüplerine olan sevgileri daha o tarihlerde parmakla gösterilecek kadar belirgindi. Çok kalabalıklardı ve bu sebepten dolayı oynadıkları maç saatleri dahi işçilerin çalışma saatlerine göre düzenleniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milwall henüz efsane stadı The Den’e taşınmadan önce maçlarını East Ferry Road isimli uzaktaki bir statta oynuyordu. Bu zor şartlara rağmen 1900’lerin başında otuz kırk bin kişilik kitlelere oynadığı anlatılır efsane gibi. Yani bugün görülen tutku aslında yüzyıllık bir tarihe sahip. Dediğimiz gibi iki takımın da bu yıllarda Southern League’de karşılaştıkları maçlar çok kalabalık mahalle maçları gibi algılanıyordu ve rekabet “tatlı” kıvamındaydı henüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGQ2A8zqI/AAAAAAAAA4M/f8QFybYOe_A/s1600-h/millwall+eski.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 236px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGQ2A8zqI/AAAAAAAAA4M/f8QFybYOe_A/s400/millwall+eski.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375545622923103906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzdeki halini almasının miladı ise 1920 yılıdır. O yıl tersane patronlarının düştüğü ekonomik sıkıntılardan sebep işçilerin ücretlerini ödemekte zorlanmaya başlamaları sonucu tüm tersane işçileri birleşerek genel greve gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar boyunca rakip olan firma işçilerinin grev nedeniyle birleşmesi şaşkınlıkla karşılandı ama kararlılardı. Tersane patronlarıyla kıyasıya pazarlıklara girişildi. Sonuçlar beklenirken içlerinden bir grup gizliden gizliye görüştükleri patronlarıyla anlaşarak grevi bıraktı ve tekrar işbaşı yaptılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kalabalık gruplardan biri olan ve çalışanlarının hemen hepsi Millwall taraftarı olan “Millwall shipyard“ isimli bu şirket işçileri grev  yanlısı çalışanların hedefi haline geldi. Tepki gösterenlerin içinde West Hamlıların oluşturduğu Thames Ironworks şirketi başı çekiyordu. Tepkilerini eyleme dönüştürmeye karar verdiler. Gruplar halinde işyerlerine giden Millwalllular’a sistemli bir şekilde saldırılar başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGr_G56TI/AAAAAAAAA4c/uJcaYbWsi0k/s1600-h/otob%C3%BCs.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 375px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGr_G56TI/AAAAAAAAA4c/uJcaYbWsi0k/s400/otob%C3%BCs.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375546089220466994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılık vermekte gecikmeyen Millwall çalışanlarının 1921 yılının hemen başında Thames işçisi bir genci döverek öldürmeleri sonucu Güney Londra tarihinin en şiddetli mahalle savaşları başladı. İki rakip firmanın çalışanlarının sorunu bir anda ülke sorunu haline gelmişti. Olaylar güvenlik güçleri tarafından bastırıldı fakat iki tarafta o gün itibarıyla yıllarca sürecek nefret tohumlarını attılar topraklarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum bir kaç yıl daha münferit olaylarla devam ettiyse de hiç biri 1922 yılında West Ham’ın sahasında oynan East End Cup maçı kadar kanlı olmadı. Bu maçın iki yıl önce bir kaç ay süren mahalle savaşlarının devamı olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Çünkü iki takımda o mahallelerin simgesiydi. Upton park etrafında toplanan binlerce West Ham taraftarı ortaçağ Avrupa’sındaki savaşlar misali karşı yönden gelen ve yine sayıları binlerle ifade edilebilecek kadar çok Millwall’lu ile işte bugün o ünlü “Green Street” olarak bildiğimiz cadde üzerinde çarpıştılar. Olaylar sonunda üç polis ve yedi taraftar hayatını kaybetti. Millwalllular o gün kazandıkları maçın değil, öldürülen beş West Ham taraftarının istatistiğini tutarlar bu gün hala...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGezLuPuI/AAAAAAAAA4U/1L4ToKyF0tY/s1600-h/milwall+ma%C3%A7tan+%C3%A7%C4%B1k%C4%B1yo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnGezLuPuI/AAAAAAAAA4U/1L4ToKyF0tY/s400/milwall+ma%C3%A7tan+%C3%A7%C4%B1k%C4%B1yo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375545862681149154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Kulüp arasındaki tatlı rekabetin kanlı rekabete dönüştüğü bu tarihin ardından tüm maçları büyük olaylara sahne olmuştur.  Ancak yıllar West Ham United’i sportif anlamda mutlu etmiş o dönemki adıyla 1.lig, F.A Cup ve Avrupa kupalarında kazandıkları başarıları Millwall tarafı uzaktan izleyebilmiştir. Bu durum uzunca süre aynı ligde mücadele edememelerine sebep olduğundan ender şekilde karşılaştıkları F.A cup maçları da büyük heyecanla beklenir olmuştu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950’li yıllarda Millwall kulübünün sportif başarıya hasret kalmış olması ve bunun Güney Doğu Londra’nın fakir mahallelerindeki suç oranının yükselip, çeteleşmenin oluştuğu bir döneme denk gelmesi Millwall taraftarlarını da bu oluşumların içine soktu. Çeteleşip sürekli büyüyen suç makinaları haline geldiler. Bu sebepten birçok futbol kulübü taraftarlarını bu deplasmana getirmek istemedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millwall taraftarları ise çok kalabalık şekilde gittikleri tüm deplamasmanlarda büyük olaylara neden oldular. İşte Millwall’un İngiltere’de ismi her duyulduğunda insanların yüzünde dehşet ifadesi oluşmasına yol açan, halka göre; katiller, Londra polisine göre; baş belaları, Scotland Yard’a göre; Avrupa’nın en tehlikeli taraftar oluşumu, Demir Lady Margaret Thatcher ‘a göre ise “hayvanlar” olarak tabir edilen taraftar grubu “Bushwackers” da bu dönemde kurulmuştur. O tarihlerde başlıca görevleri gasp, adam yaralamak, hırsızlık, çetecilik gibi yukarda sayılan sıfatları hakeden işler olsa da daha sonraları Millwall’un tribün gücünü oluşturarak 1980’li yıllarda Britanya’da baş gösteren “Hooliganism”  kavramının öncüleri haline gelmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnHbxnrkRI/AAAAAAAAA4k/5JB9YwJ1uKk/s1600-h/millwalfaceaxe.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 332px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnHbxnrkRI/AAAAAAAAA4k/5JB9YwJ1uKk/s400/millwalfaceaxe.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375546910233563410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup gerçektende tüm Londra’da adından korkuyla bahsedilen bir oluşumdur. Zaten mottoları da formalarının arkasına yazdıkları gibi ”No one likes us but we don’t care” dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holigan kavramını tüm Dünya’ya tanıtan Londra’nın East End bölgesinde yani hem West Ham’ın hem Millwall’un doğum yeri olan bölgede yaşayan İrlanda’lı bir suç ailesidir. Dolayısıyla hem Millwall hemde West Ham taraftarları “Holigan” kavramının tam karşılığıdır. Yukarda bahsettiğimiz tribün terörü hareketinin West Ham temsilcileri ise Bushwackers kadar olmasa da yine şiddet kökenli ama zamanla çok daha fazla saygı duyulan ve Dünya’da bir çok kulübün taraftar gruplarına bu ismi vermesine sebep olan efsanevi “Inter City Firm” ICF’dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup Millwall’la olan mücadelelerin savaşçı gücüdür. Green Street Holigans filminde ele alınan grup “Green Street Elite”  aslen ICF’dir... Zaten Green Street Hooligans filminin aslı, yani fikir babası da 1988 yapımı Gary Oldman’in başrolünü oynadığı ve tamamen Inter City Firm ve West Ham taraftarlarını konu alan “The Firm” isimli filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnHoF1sHDI/AAAAAAAAA4s/q836C27Co_A/s1600-h/West_Ham_682x400_537499a.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 235px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnHoF1sHDI/AAAAAAAAA4s/q836C27Co_A/s400/West_Ham_682x400_537499a.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375547121819458610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milwall ve West Ham 2003 yılında son buluşmalarından tam on yıl sonra Championship liginde bir araya geldiler. Upton Park’da oynanan ilk lig maçından önce çevre yerleşimlerden birinde buluşan iki gruba engel olmak isteyen güvenlik güçleri ve taraftarlar arasında yaşanan arbede sonucunda üç West Ham taraftarı hayatını kaybetti. Bushwackers 1922 yılında öldürülen beş West Ham taraftarıyla birlikte bu maçta ölenleri hesaba katarak üzerinde “8”  yazılı t-shirtler yaptırdılar. West Hamlılar ise 80 yıl önce ki grev olayında dem vurup “katil işbirlikçiler” pankartları açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında aynı semtin, benzer tutkularla hayata sarılmış delikanlıları gibiler. Fakat hayata baktıkları pencerenin renkleri farklı. Daha da ötesi bir asır önce temelleri atılan nefret tohumlarının esaretinden kurtulamamış yada kurtulmak istemeyen nesilden nesile aktarılan bir düşmanlığın çocukları haline getirilmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yaşını deviren her West Ham taraftarı çocuğa, babaları tarafından ICF efsanesinin anlatılması, Boleyn Ground’da maç izleme tutkusunun ve aşağı mahalleli Millwall taraftarlarını bir gün ezebilme hayalinin empoze edilmesi vazgeçilmez bir gelenek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Millwall’lu gencin Chelsea deplasmanında babasıyla beraber omuz omuza çarpışması gibi. Birbirlerine çok yakın ama birbirlerinden ölesiye uzak iki mahallenin, iki halkın Güney Londra’nın ara sokaklarından tüm Dünya’ya yayılan nefretinin hikayesi bu...  East Ham metro istasyonunun hemen çıkışındaki telefon kulübesinin neden yıkık olduğu daha net anlaşılıyor şimdi. 20’li yaşlarda ki gençlerin ellerinde biralarla  yumruk yumruğa ölesiye kavga etmelerinin sebebi de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-764213092961630258?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/764213092961630258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/08/west-ham-milwall-gercegi.html#comment-form' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/764213092961630258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/764213092961630258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/08/west-ham-milwall-gercegi.html' title='WEST HAM-MILLWALL GERÇEĞİ !'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SpnFw0iNl-I/AAAAAAAAA30/c59XqhEGKAU/s72-c/148633656_b49a3ceb36.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8827226936888854976</id><published>2009-08-05T00:17:00.002+03:00</published><updated>2009-08-05T00:52:27.419+03:00</updated><title type='text'>Duydum ki okumuşsun...</title><content type='html'>Hani blogların yazılış amacıyla ilgili bir anket yapılsa sayısız farklı sebep çıkar ortaya. Elbette ben de sadece ve sadece kendi kişisel tatminim için futbol yazmaya oturdum. Zaten bugüne kadar topun dışına da çıkmadım aslında, çıkmaya da hiç niyetim yok. Her ne kadar kişisel blogum da olsa futbol yazma amaçlı koşturduğumdan sebep abik gubik kişisel yazılarla buraları takip edenlerin zamanını almak istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancaaak, blogun akıl almayacak yerlere ulaşabilme yetisi beni şaşırtmaya devam ediyor. Bunun son ve belki de en önemli örneğini bu hafta yaşadım. 1995'den beri hayatımın her manada kahramanı olan şahısın bu satırlara ulaşması inanılmaz şaşırttı beni. E madem okuyabiliyor bir defaya mahsus şahsi alınsın yazılanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde komşularımızın en güzeline yerleşme çabasında. Kapıda vize bekliyor, daha da önemlisi gidiyor... Çok isteyerek gidiyor, hırslı. Muhtemelen başaracak, bunun için gereken her türlü yeteneğe, vizyona ve istekliliğe sahip. Aylardır bunu bekliyordu zaten. Böyle bir şey için sevinmemek mümkün mü? Bazen maalesef mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki karşılaşırız umuduyla olabilecek her organizasyonu onun semtinde yapmayacağız artık. Kahve içebilmenin umuduyla yatıp kalkmak bile gereksiz. En yakın kahve 2000 km ötede... Kaybedilen 10 kg'nın bile anlamı yok, kime göstereceksin ki? Hiç bilemeyeceğimiz-bilemeyeceğin sebeplerden oluşan birliktesizlik ortamı az olan ümidini yitirmek üzere. Ve "desteğimiz sonuna kadar seninle, başarılı olacağına kesin inanıyoruz, iyiki gidiyorsun" temennileri içimize akan damlaların maskesi maalesef. Neyse ki ahalisiz evin ve beyaz şarabın sayesinde o maskeye ihtiyaç duymuyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yazılacak onlarca cümlenin anafikrini anlatabilmek istedim. Balık sözün var, ben balık sevmem ama eğer hala orada olacaksan istiyorum ben o balığı, geleceğim almaya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8827226936888854976?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8827226936888854976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/08/duydum-ki-okumussun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8827226936888854976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8827226936888854976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/08/duydum-ki-okumussun.html' title='Duydum ki okumuşsun...'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-214649283820994434</id><published>2009-07-31T09:34:00.003+03:00</published><updated>2009-07-31T10:27:06.943+03:00</updated><title type='text'>"Bayern"leşebilmek.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnKclnrSg-I/AAAAAAAAA3k/o0sYOza2iw4/s1600-h/van+gaal.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnKclnrSg-I/AAAAAAAAA3k/o0sYOza2iw4/s400/van+gaal.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364522276271326178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep derler bir yöneticinin bir şirkete ciro anlamında etkisi ilk etapta %10'u geçmez diye. Muhtemelen teknik direktörler için de benzer bir şey söylenebilir. Zira anında etkilerini görmek mümkün olmuyor ve sürekli zamana ihtiyacımız var minvalli sözler ediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da yanlış bulmamak lazım, sonuçta gerçekten de bir çok dinamik var bazı şeyleri başarabilmek için bu doğru, fakat bu tez bazı hocalar için geçerli değil galiba. Çarşamba akşamı bir Bayern Munih izledim ki, geçen sezon oynadıkları adına futbol demek için onlarca şahit gerekecek naneyle karşılaştırmaya kalktığımızda futbolbilenler tarafından taş-sopayla kovalanacağımız türden bir takım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanılmaz bir tempo, müthiş bir teknik kapasite ve fizik güç. Milan'ı, abartmıyorum 70 dakika gerçek anlamda sahasından çıkartmayan bir pres. Geçen seneki kadroyla çok farklılıklar mı arzediyor? Hayır. İstenmiyor denilen Hamit ilk 11 oynayıp golün asistinin asistini yapıyor, Mario Gomes yeni giydiği formayla 10 yıldır mücadele ediyormuş havasında. Van Buyten'i gezegendeki tüm stoperlerin izleyip, bu pozisyonda oynayabilmek için gereken şartnameyi kendisinden edinmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tabii başlarında Louis Van Gaal... Açıkçası Bayern Ribery'i Real'e vermeme konusunda o kadar ısrarcı olduğunda çok garipsemiştim. Aklımda hep geçen yılın son maçları kalmasından sebep "boşuna tutuyorlar, dünyanın parasını kazanmak varken" diye geçirmiştim içimden. Fena halde yanılmışım. Uli Hoeness'in bir bildiği varmış.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnKcqavBPII/AAAAAAAAA3s/OMAn_OxKkT8/s1600-h/Franck-Rib-ry-001.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnKcqavBPII/AAAAAAAAA3s/OMAn_OxKkT8/s400/Franck-Rib-ry-001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364522358696656002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba akşamı Ribery kadroda yoktu, tribünden takip ediyordu maçı. Takıma katılmasıyla Bayern daha da inanılmaz bir kılığa bürünecek bence, bu yıl Şampiyonlar Ligi'nin tozunu atacaklar benden söylemesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir Milan notu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu Milan taraftarının yerinde olsam, kulübü hemen basarım. Ne biçim ultrasınız kardeşim siz? Kulüp başkanının ülkede elden geçirmediği telekız kalmamış, her gün birisiyle takılıyor. Milan muhtemelen s..kinde bile değil çünkü azmış resmen. Takım günden güne eriyor. Buna dur diyecek bir delikanlı yok mu? Koca Milan'ın geleceği hal bu mudur? Bu kadroyla Juve ve Inter'i geçtim, geçen sene ilk 10'a giren takımların birçoğuyla başedemez. Forvet yok, kanat yok, bek yok, stoper yok, transfer desen o da yok. Ronaldinho, bitik. Defansta, Favalli, Oddo, Zambrotta gibi duvarları elek dolu isimler var. Onyevu diye bir afro-american aldılar, adamın eli ayağına giriyor iki top gelince. Bence çok köklü bir devrim yapmaları gerekiyor ama onu yapacak isimler Patricia D'addario civarında dolaşıyorlar. Sonları hayır olsun.&lt;br /&gt;Tüm bunları gördükten sonra CL'de Milan'ın 1, Inter'in 2. torbada olması anormal tezat oluşturuyor. Beşiktaş yatıp kalkıp 1. torbadan Milan gelsin diye dua etmeli bence.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-214649283820994434?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/214649283820994434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/bayernlesebilmek.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/214649283820994434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/214649283820994434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/bayernlesebilmek.html' title='&quot;Bayern&quot;leşebilmek.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnKclnrSg-I/AAAAAAAAA3k/o0sYOza2iw4/s72-c/van+gaal.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5252141937739978053</id><published>2009-07-29T11:23:00.002+03:00</published><updated>2009-07-29T11:36:01.945+03:00</updated><title type='text'>Kahin Bülent Uygun</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnAJuUbAFEI/AAAAAAAAA3c/Jomz6E38Ph8/s1600-h/bulentuygun.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnAJuUbAFEI/AAAAAAAAA3c/Jomz6E38Ph8/s400/bulentuygun.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363797847558853698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Benim 5 türlü planım vardır. Bu plan gideceğim yerle ilgilide 5 türlüdür, kendimle ilgilide 5 türlüdür. Yani sadece bir plana bağlı hareket etmem. Dolayısı ile 5 türlü plan yaptığım ortamda bu takımın kurgusuna, yapısına ve hedefine götüre bilecek şekilde transferler yapılacaktır. Hangi platforma gideceksek ona göre transfer yapılacaktır. Tabi ki burada hemen eleştiri yapmak isteyen arkadaşlar olacaktır. Bizim ülkemizde herkes futbolu çok biliyor ya. Onlara da bir laf söyleyeyim; evet 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz." &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Uygun 2 Mart 2009 tarihinde maraton.com.tr'ye verdiği röportajda böyle demiş. O "5" türlü planın içinde acaba Avrupa Kupalarında "5" yemek de varmıydı diye sormak isterdim ama zaten cevabı kendi vermiş 5 yeriz demiş. İnsanın kendisini ve kapasitesini bilmesi güzel, özellikle bunu taa aylar öncesinden öngörebilmek sadece liderlere özgü bir yeti olmalı. Kendisini tebrik ederiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak güzel bir söz vardır "Büyük lokma ye, büyük laf konuşma" diye şimdi birisi çıkıp "4 yeriz, 6 yeriz ama 5 yemeyiz" derse altından kalkamazssın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bir Türk takımının Avrupa hezimetini kelam edecek değiliz, canı sağolsun Sivas'ın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5252141937739978053?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5252141937739978053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/kahin-bulent-uygun.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5252141937739978053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5252141937739978053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/kahin-bulent-uygun.html' title='Kahin Bülent Uygun'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SnAJuUbAFEI/AAAAAAAAA3c/Jomz6E38Ph8/s72-c/bulentuygun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8498616561788390844</id><published>2009-07-28T09:26:00.003+03:00</published><updated>2009-07-28T11:48:20.930+03:00</updated><title type='text'>Ulemadan inciler-2</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sm65zW1LI7I/AAAAAAAAA3U/1_MkrjGAC7g/s1600-h/B_d4eceba04f5440ae702f7ee7f5ceecd8.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 250px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sm65zW1LI7I/AAAAAAAAA3U/1_MkrjGAC7g/s400/B_d4eceba04f5440ae702f7ee7f5ceecd8.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363428498197914546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ikinci posta diye başlık attım ama bu konuda son defa yazacağım. Geçen yazımda da bahsetmiştim, ben Mehmet Demirkol'u okumaktan ciddi anlamda zevk alan bir futbolseveri(di)m, İletişim yayınlarının Türk futbol tarihinin en efsane yazılarını bir araya getirdiği "Dünya Kupası" isimli kitapta yazdığı Alman güzellemesinden tutun daha önce bahsettiğim kupa yazıları konulu kitabına kadar ince ince okudum. Hem de birkaç kez... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kendisinin öle halim selim bir okuyucusu sıfatıyla diyorum ki, benim bildiğim Mehmet Demirkol bu değil. Ayağı yere sağlam basan, anlattığını, yazdığını insanlara inandırma garantisi veren havasından artık çok uzak. Bilmiyorum belki de alaturka yazarlıktan sıyrılmanın bedelleridir, ama artık çok net bir konu var ki Mehmet Demirkol soyadı gibi sert olamıyor, yazısındaki "ben dedim kardeşim" tavrı kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebeplerini aslında uzun uzun anlatmaya gerek yok. O havayı kaybettiğini kendisi de farkettiğinden dolayı farklılık yaratma amaçlı yorumlara daha fazla yer vermeye başladı. Fakat farklılık yaratmak için uğraşırken açık konuşacağım eline yüzüne bulaştırdı herşeyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferrari eleştirisiyle çıktığı yol o kadar gereksiz ve anlamsızdı ki aldığı tepkileri kendi vicdan muhasebesinde de doğru bulmuş olacak ki "Ben size Macaristan'ı yenemezsiniz demedim" minvalinden yazılar yazamadı. Olayın üzerine gitmedi, Fenerbahçe transferlerine yöneldi. İlk evvela "iyi seçenekler" başlığıyla Fener'in yeni transferlerinin takıma olacak olan katkısına ve alternatifli kadroya değindi hatta, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Santos, Konfederasyon Kupası’nda vasatın oldukça üstünde bir performans çizdi. Hızlı, ayaklarına hakim, cüretkar bir oyuncu. Hücum yönünün savunmasından çok daha parlak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Güiza ve Alex’in oyununu dripling ve koşularla tamamlama ve üçgeni oluşturma konusunda Uğur’dan daha teknik bir tercih olacaktır. Ancak fazlasıyla Brezilya stili oynaması nedeniyle, Avrupa futbolunun özellikle sertliği ve temposuna uyum sağlaması ve oyun devamlılığına kavuşması için süreye ihtiyacı olabilir. Bu yönde kendisini tamamlaması gerekiyor. &lt;br /&gt;Sonuç olarak Fenerbahçeliler ismi büyük oyuncuları bekliyor olsalar da, Güney Amerika’dan getirilebilecek iyi seçeneklerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek bir nevi yeni transferleri çok beğendiğini, Brezilya'dan alınabilecek en iyi seçenekler olduğunu belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam da bu yazı tepkilerin odak nokası oldu. Olması da gayet normaldi, zira o derece bir Ferrari kötülemesinden sonra yazılan bu yazı zaten hali hazırda verilmek içinde elde beklenen "Fenerbahçeli yazar" yaftasını yapıştırdı boynuna. Ben yukarıda belirttiğim vicdan muhasebesini bu dönemde yaptığına inanıyorum zira bugün yazdığı yazı tam da "bakın fenerbahçe yazarı değilim, istediğim zaman onları da eleştiririm" yazısı. Başlığa bakarmısınız;(Fenerbahçe'nin yeni transferlerini kastederek) &lt;strong&gt;"Bu &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;para etmez"&lt;/strong&gt; popülizm değil de nedir? Bu para etmeyeceğini söylediği oyuncular, bir önceki yazısında Brezilya'dan alınan en iyi seçenekler dediği Cristian ve Dos Santos. Diyor ki Demirkol;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;strong&gt;"Andre dos Santos’un bilinen bir önceki bonservis ücreti 400 bin euro. Cristian Baroni’nin 350 bin. Bundan önceki kulüplerinden aldıkları yıllık ücretlerse bu rakamların da altında...&lt;br /&gt;Bu rakamlar yüzde yüz doğru olmayabilir. Çünkü Brezilya’da da bizimkine benzer şeffaflıktan uzak bir ekonomik hal mevcut. Ama üç aşağı beş yukarı rakam bu... Onun da ötesinde Dos Santos’un bonservisi kaç kişinin elinde, Fenerbahçe verdiği parayla 26 yaşındaki oyuncunun bonservisinin kaçta kaçına sahip oldu, bunları çok bilmiyoruz.&lt;br /&gt;Bildiğimiz şu. Bu iki oyuncu, hem maaş hem de bundan önceki bonservislerinin 10 ila 20 katı fazla paraya transfer edildi. Zaten açıklamaları da dürüstçe bu yönde: “Öyle bir teklif geldi ki, hayır diyemezdik!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh be birader bu yazı oldu mu şimdi? Durumu kurtarmak için baltayı resmen taşa vurmuşssun. Maddelerle açıkliym.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Önceden bonservisi düşük olan bir oyuncuya zaman geçtikçe fazla bonservis ödenmesi kadar doğal ne olabilir? Cristiano Ronaldo için İspanyol bir spor yazarı "bu adamın bir önceki bonservisi 15 milyon euro idi şimdi bilmem kaç katına transfer ettik" dese, sana ne derece mantıklı gelir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Eskiden yüksek olan bonservisi ucuza almak daha "rahatsız" edici bir durum değil midir? Bu durum onun kalitesinin düştüğünü gösteren dinamiklerden biridir değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Peki Dos Santos'un bonservisi 400 bin euro iken tam da senin bir önceki yazında bahsettiğin gibi Konfederasyon kupasında "vasatın çok üzerinde"(ki bu iyi oynadı demek) perfromans göstermesi fiyat artışı için gayet doğal bir sebep değil midir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Güney Amerika'dan senin tabirinle "alınabilecek iyi seçenek"in fiyatı bir önceki transferine göre yüksek olması çok mu anormal? Sonuçta oralardan adam getirebilmek belli maliyetler gerektirmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Demirkol bence kaş yaparken göz çıkartan bir yazı yazmış. Yani şu iki yazısını yan yana koymasını, Ferrari için yazdıklarını ve söylediklerini toparlamasını ve benim gibi onlarca insandan gelen şikayetleri bir araya koyup tekrar bir vicdan muhasebesi yapsın ancak bu muhasebeyi yaptığı dönemde mümkünse yazı yazmaya ara versin, zira yazdığı yazılar öğle yemeğine çıkmadan 10 dakika önce başlanmış ve arkadaşlarının "mehmeett yemeğe çıkıyoruz" diye seslenmesiyle "bitiriyorum abi iki dakka bekleyin" sözleri sonunda toparlanmış havası veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıdıklarımı nasıl algılayacağını bilemem, ancak şunu söylemek istiyorum bunu sadece spor sevgisi yüzünden yazı yazan bir "eski" okurunun serzenişi olarak algılasın. Almanya'dan teyzesinin getirdiği kramponlar üzerine yazılmış o müthiş yazıyı bugün yazılan elli tane Mehmet Demirkol makalesine değişmem. O amatör ruhu yeniden yakalaması dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8498616561788390844?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8498616561788390844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/ulemadan-inciler-2.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8498616561788390844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8498616561788390844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/ulemadan-inciler-2.html' title='Ulemadan inciler-2'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sm65zW1LI7I/AAAAAAAAA3U/1_MkrjGAC7g/s72-c/B_d4eceba04f5440ae702f7ee7f5ceecd8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7620152546716209942</id><published>2009-07-25T09:49:00.015+03:00</published><updated>2009-07-25T11:38:09.088+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mustafa denizli'/><title type='text'>2010 yolunda Denizli ve Beşiktaş</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrCZdXpcpI/AAAAAAAAA2k/jT43ccBXGz0/s1600-h/besiktas-resimleri512.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 367px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrCZdXpcpI/AAAAAAAAA2k/jT43ccBXGz0/s400/besiktas-resimleri512.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362312048974328466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hep sorulur ya "sizce şampiyonluk yolunda dönüm maçı neydi?" diye, herkesin kendince cevabı vardır çoğunlukla da doğrudur, ulan hakkaten önemliydi o maç  da deriz. Benim de geçen yıl için bence dönüm maçı diyeceğim maç deplasmanda oynanan Gaziantep maçıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç unutmuyorum maçı izlemek için bir arkadaşımızda toplanacağız. Günlerden Cuma, iş çıkışı direkt adrese gideceğim yolda spor radyolarından birini dinliyorum(zaten ben bu spor radyolarını sadece yolda dinliyorum, artık sadece radyo dinliyorum diye yazarsam anlayın ki yoldayım). Maç öncesi yorumlar ve röportajlar falan var stattan canlı. Ligin 2. yarısı yeni başlamış Beşiktaş'ın son iki maçı(Konya-Trabzon) hüsran. Özellikle o kadar puan gerideyken içerde şampiyonluğun en güçlü adaylarından! Trabzon'u yenememek cinayet anlamını taşıyor, bitmek üzere Beşiktaş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse tekrar radyodan aktarılan maç öncesi yorumlara dönüyorum. Hayalle karışık hatırladığım bir kaç yorumdan sonra Bağış Erten'i buluyorlar. Ender sevdiğim Fenerbahçeli yazarlandandır kendisi, epey de beğenirim yorumlarını. Tabata'nın yokluğundan dem vurulmasını, "eğer Delgado'nun olmayaışını değil, Tabata'nın olmayaşını sorguluyorsak Beşiktaş için işler iyi gitmiyor demektir" diye yorumluyor ve ekliyor. Beşiktaş'ın dönüm maçı (net kelimeleri hatırlamasam da) ama bence şampiyonluk iddiasını burada bırakır minvalli birşeyler söylüyor. Puan durumu+takımın durumu+maçın zorluk derecesi bir anda gözümün önüne geliyor. Normal şartlarda ağız dolusu küfür edeceğim bu yorum olabildiğine mantıklı geliyor, o anda trafik+kalbim sıkışıyor, bir hüzün senesinin daha arifesinde olduğum aklıma geliyor geriliyorum... 3 kutu düşünürken 6 kutu bira alıyorum ve basıyorum zile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın ilk 3 dakkasını kaçırmışım, girince çocuklarla da paylaşıyoruz herkesin yüzünde mevcut sebeplerden bir sıkıntı. Küçücük bir odada 8 kişiyiz... 6 biranın 4 tanesini ilk devre içiyorum. İçelim ki unutalım, zira henüz gol yok, olmadığı gibi Antep daha baskın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarı başlıyor, 48 Nobre, 51 Tello! 8 kişi oda da alt alta üst üste. Kalan iki bira da o ara bitmiş. Salondan votka geliyor, yoğun sigara dumanı altında alkole devam, 87 tekrar Nobre ve 3-0. Bu arada alkolün etkisiyle çiçek gibiyim. Sadece sırıtıyorum. Kafayı toparlamam gerekli, puan durumu+şampiyonluktan kopmamak+önümüzdeki hafta maçı vs... Yok olmuyor sırıtıyorum. Fakat Beşiktaş daha sonra 3 hafta üst üste galip gelerek meşhur Sivas maçına çıkıyor, gerisi de zaten malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrCvExSThI/AAAAAAAAA2s/uqwf6-uUwFk/s1600-h/tello_sevinc1_1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 354px; height: 216px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrCvExSThI/AAAAAAAAA2s/uqwf6-uUwFk/s400/tello_sevinc1_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362312420328099346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının girizgahı daha da önemlisi bir maç anısı için fazla uzun oldu farkındayım fakat "geçmişini bilmeyen" sözleriyle başlayan meşhur bir atasözü var o yüzden dönemecin ne olduğunu hatırlatmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geliyorum asıl konuya, geçen yıl bu anlattığım maç ikinci yarının üçüncü, ama o dönemin 4. maçıydı(ilk yarının son maçını ikinci devre başında oynatmışlardı). Ernst'in, Yusuf'un henüz geldiği dönemler. O maça kadar tıpkı yukarda anlattığım gibi kara bir tablo var ama o maçla beraber her şey farklılaşıyor. Peki bu yıl ne olacak? Önce başa bir dönemlim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MUSTAFA HOCA BIRAKIYOR!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şunu söylemeliyim. Mustafa Denizli ile ikinci defa anlaşıldığında içimde bir yerlerde bi sıkıntı oluştu. Hocayı sevmediğimden değil de anlaşılma biçimden. Malumunuz hoca sezon sonunda devem etmeyeceğini söyledi başkana. 3 büyük kulübü şampiyon yapmış tek hoca olarak bitirdiği sezonun keyfini Çeşme'de rakı-balık eşliğinde çıkarmak istyordu, artık strese gerek yoktu. Kendince haklıdır hoca bu kararında bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDJbAXTRI/AAAAAAAAA28/vqmeBxF40ws/s1600-h/news_manset_resim_vx_Mustafa_Denizli02.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDJbAXTRI/AAAAAAAAA28/vqmeBxF40ws/s400/news_manset_resim_vx_Mustafa_Denizli02.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362312872973520146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat karar anından itibaren yer yerinden oynadı. Demirören'in uykuları kaçtı, Mustafa Hoca giderse ne yapacaktı? Basın+taraftardan tepki gelecekti. Yeni hoca bulunması, adapte edilmesi vs.vs. çok zor geldi başkana. Hemen telefona sarıldı Mahmut Özgener'i aradı "Mustafa hoca gidiyor, lütfen birşeyler yapalım!". Merak etme Yıldırım elbirliğiyle döndürürüz hocayı. Özgener telefonun ahizesini yerine geri koymadan hemen çevirdi numaraları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Denizli'nin kankası Vatan gazetesi spor müdürü İbrahim Seten'i aradı. "İbocum, Mustafa Hoca ayrılacakmış, Yıldırım aradı toparlanalım", ordan Şansal Büyüka'ya giden telefon ve toplanan konsey tacizlere başladı Mustafa Denizli'yi. Gerisi hepimizce biliniyor geldi imza attı. Benim de aklıma zorla ...'dan doğmayacak çocuk aklıma geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDTXPdojI/AAAAAAAAA3E/Sfk-lVIyrBg/s1600-h/denzili+%C3%B6zgener.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 195px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDTXPdojI/AAAAAAAAA3E/Sfk-lVIyrBg/s400/denzili+%C3%B6zgener.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362313043761799730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksiz panikten zoraki de olsa anlaşma yapıldı ama ben hocanın motivasyonunun ne durumda olduğunu merak edip duruyorum şu anda. Malum Şampiyonlar Ligi oynayacağız kendisinin bu konuda sicili oldukça kabarık, geçen yıl arkasında duran, sezon başında dönmesi için türlü kulis yapan konsey bu yıl yanında olmayabilir. En basitinden İbrahim Seten'le küstüler. Geçen yıl hiç yemediği medya baskısını bu yıl yerse nasıl bir sonuç çıkar?.. Bu baskıyı kaldırabilir mi? Yoksa sezon ortasında yok arkadaşlar olmadı ben Çeşme'ye gidiyorum der mi?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;YA BU SENE? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDcb_2oEI/AAAAAAAAA3M/pgqWeigdceA/s1600-h/news_manset_resim_zl_Denizli_Demiroren002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrDcb_2oEI/AAAAAAAAA3M/pgqWeigdceA/s400/news_manset_resim_zl_Denizli_Demiroren002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362313199657328706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben, tüm iyimserliğimle bu yıl başarılı bir sezon geçireceğine inanıyorum Beşiktaş'ın. Transferler çok anormal değil, hatta gereksiz bir ayrıntı olsa da benim önem verdiğim bir hareketi var hocanın. Quaresma gibi bir yıldızın kendisine teklif edilmesine rağmen hocanın "istediğim adam değil" diyerek teklifi geri çevirmesi, sistem üzerine kafa yorduğunun göstergesi. Kadronun genişliği en büyük avantajlarından biri. Daha da önemlisi sorgusuz sualsiz tüm yetkinin kendisinde, istediği oyuncularla oynayacak, yani tüm sorumluluk şu anda üzerinde. Şampiyonluk için gerekli onlarca dinamikten sezon başı için geçerli olanlarının bir çoğuna sahip Mustafa Denizli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon yazının başındaki gibi dönüm maçlarının aktörü olmadan dümdüz bir yolda ilerlemesi bekleniyor Beşiktaş'ın. Fakat şöyle bir gerçek var, geçen yıldan çok daha zor bir şampiyonluk mücadelesi bu. Özellikle de geçen yıl karşılarına çıkmayan bazı engellerin level atlanılan oyun gibi bu yıl karşılarına çıkacağını hesap edersek Mustafa Hoca'nın sinirlerinin çelik gibi olması gerekli. Aralık ayında da Çeşme hiç çekilmez!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7620152546716209942?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7620152546716209942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/2010-yolunda-denizli-ve-besiktas.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7620152546716209942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7620152546716209942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/2010-yolunda-denizli-ve-besiktas.html' title='2010 yolunda Denizli ve Beşiktaş'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmrCZdXpcpI/AAAAAAAAA2k/jT43ccBXGz0/s72-c/besiktas-resimleri512.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4549450186759347443</id><published>2009-07-23T09:15:00.018+03:00</published><updated>2009-07-23T11:39:47.698+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>San Marino yapıyor, ya biz?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgNfmObraI/AAAAAAAAA1c/AaFyGpYaj5c/s1600-h/san-marino.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361550192872762786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgNfmObraI/AAAAAAAAA1c/AaFyGpYaj5c/s400/san-marino.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Sportif başarının önem derecesi ve sonuçları her coğrafyada farklı algılanır. Kimi ülkeler siyasi ve politik alanda alamadıkları başarıları spor sahalarında ararken, kimi ülkeler salt bir spor müsabakası ve onun başarısı gözüyle bakarlar bu mücadelelere. Bu gibi durumlarda aklıma hep 80’li yıllardaki Türk Milli Takımı gelir. Hani Avrupa futbol sahnesinin en zayıf takımıyken aldığımız bir Demokratik Almanya galibiyeti ile “Avrupa Birliği’ne futbolla girdik” minvalli başlıkların atıldığı dönemler... O günlerden sonra ciddi bir sportif kalkınma ve bilinçlenme ile 20 yıl içinde belki de Avrupa’nın bu alandaki en büyük atılımının gerçekleştirilmesi... “Nasıl oldu?” sorusunun cevabı çok basit aslında; Var olan potansiyelin edinilen tecrübeyle birlikte bilinçli bir şekilde işlenmesi ve açığa çıkarılması. Bu durum Türkiye’nin bir şansıydı, çünkü futbolda ne kadar geri kalmış olursak olalım bilinçlendiğimizde kullanabileceğimiz bir hammaddemiz yani insan gücümüz her zaman vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ya o insan gücüne, o potansiyele sahip olamayanlar? Onlar 2000’li yıllarda 80’lerdeki Türk Milli takımı tadını veren, futbol kalitelerini geliştirmek için belki o zamanki Türkiye’den bile çok çabalayan ama elde olmayan sebeplerle belli mesafelerden ileriye gidemeyen ülkeler...&lt;br /&gt;İşte San Marino bu konudan bahsedilirken akla gelen ilk ülkelerden biri, belki de ilkidir. Avrupa futbolunu milli takımlar düzeyinde takip edenler onların ismini birçok Avrupa ülkesinden daha çok duymuştur, farklı mağlubiyetlerinden ve başarısızlığından sebeple... Avrupa ve Dünya şampiyonası elemelerinde aynı gruba düşülmüş ise grup puan hesaplamaları yapılırken geri kalan 52 Avrupa ülkesi tarafından da karşısına 6 puan yazılan, Avrupa futbol tarihine 13–0 gibi flaş skorlar armağan eden. Daha da önemlisi hasbelkader berabere kaldığı takımların teknik direktörlerinin kariyerleriyle oynayan bir ülkedir San Marino. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İtalya’nın Ortadoğularında bir yerlerde konuşlanmış, Çizme’nin yüzlerce kasabasından biri büyüklüğünde, 30.000’lik nüfusuyla, mahalle maçlarında ağabeylerin arasında küçücük boyuyla çırpınan, istekli ama güçsüz çocukları andırır. Zaten bütün bahtsızlığı da küçüklüğündedir, potansiyelsizliğinde yani. Yoksa kıtanın geri kalanından ne futbol hevesi ne de sevgisi bakımından hiçde farkları yoktur. Hani yüz ölçüm/mevcut spor alanı oranını rakamlaştırdık mı birçok Avrupa ülkesini geri de bırakacak kadar da önceliklidir spor, ya da futbol diyelim, zira San Marino sporu şimdilik futboldan ibaret...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361550764035115410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 291px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgOA1-JiZI/AAAAAAAAA1k/cnkXcncmSG4/s400/bandiera_san_marino_big.jpg" border="0" /&gt;Bilinenin aksine San Marino en eski Avrupa devletlerinden biri. Hatta Dünyanın ilk cumhuriyet ülkesi olarak kökeni 300’lü yıllara dayanıyor. Küçüklüğünden sebeple de çok fazla kaale alınıp savaşılmadığı için köklerini koruyabilmiş ve bugünlere getirmiştir. Dolayısıyla ülkenin futbol tarihi sanıldığı gibi 15–20 yıllık değil tamı tamına 78 yıllıktır. Evet, San Marino futbol federasyonu duyanları şaşırtan bir olgunluğa sahip olarak 1931 yılında kurulmuş. Fakat federasyonu kurduktan sonra yetkililerin aklına bir milli takım kurmak 55 yıl sonra gelmiş. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yani San Marino futbol federasyonu sadece resmi kuruluşunu ilan eden bir kaç resmi evraktan ibaretmiş bu süre boyunca. 1986 yılında derme çatma bir federasyon binası ve aynı sıfatta bir milli takım ile Kanada Olimpik milli takımının karşısına çıkmışlar ve 4-0’lık bir mağlubiyetle merhaba demişler futbol yaşantılarına. Bu gayrı resmi karşılaşmadan sonra San Marino futbol federasyonunun ilk hedefi UEFA tarafından kabul görmek olmuş. Yapılan ısrarlı başvurular sonucunda San Marino kendi gibi birkaç mikro devlet ile beraber 1988 yılında UEFA ve FİFA bünyesine kabul edilerek ilk emeline ulaşmış. Bundan sonrası herkesin yakından bildiği bir hikaye. 1-0’lık Liechtenstein galibiyeti, deplasmanda Letonya ve kendi evinde Türkiye beraberliği. Geri kalan ise sadece hüsran...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;San Marino ile ilgili asıl merak edilen ise işin perde arkasındaki kısmı. Madalyonu tersine çevirdiğimizde hiç de dışardan görüldüğü gibi içler acısı bir durum yok. San Marino futbolu 1988 yılını milat kabul edersek gelişiminin en başlarında henüz... Özellikle zihinlerdeki, “Dünya Şampiyonu ülkenin topraklarının tam ortasında bulunup, bu kadar başarısız olmanın sebebi” sorusuna verdikleri cevaplar tatminkar. İtalya’daki lisanslı sporcu sayısı San Marino’nun nüfusunun çok çok üzerinde, San Marino sınırlarında ise sadece 700 lisanslı sporcu var. Sonuç en başta bahsettiğimiz potansiyel konusuna geliyor. Yani İtalya sınırlarında olmak onlar için hiç fark etmiyor, çünkü İtalyanların suyunu içen vatan evladı çok az... Bu hiç yok anlamına gelmiyor tabii ki. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ülke federasyonu resmen kurulmadan önce, İtalya’da yetişen oyuncuları var. Bunlardan en önemlisi Massimo Bonini: 80’li yıllarda yedi yıl boyunca Juventus forması giymiş, bu takımla Şampiyon Kulüpler finali oynamış ve San Marino vatandaşı olmasına rağmen özel izinle İtalya milli takımına seçilerek o formayla ter dökmüştür. San Marino resmen tanındıktan sonra ise 30’lu yaşlarını çoktan geçmiş olmasına rağmen. Milli takım formasıyla mücadele etmiş, daha sonra da teknik direktörlük koltuğuna geçmiştir. San Marino’da futbol oynamaya başlayan her genç oyuncunun en önemli idolüdür Bonini...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361550902202024754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 244px; CURSOR: hand; HEIGHT: 278px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgOI4rtQzI/AAAAAAAAA1s/s1By4xUNtN0/s400/bonini.jpg" border="0" /&gt;San Marino futbol federasyonunun önündeki ilk hedeflerinden biri ismiyle birlikte anılan ulusal takım kimliğinden sıyrılıp, kulüp seviyesindeki takımlarına dikkat çekebilmek. Kulüp bazlı yetiştirilen oyuncuların ülke futbolunu ileriye götüreceğinden çok eminler. Bunun için kulüp takımlarına ciddi teşvik ve vergi indirimleri yapmışlar. Kulüpler de sponsorlar yardımıyla transfer yoluna gidiyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şampiyonlar Ligi ve UEFA kupası öne elemelerinde boy göstermeye de başladılar. Henüz tur atlayamamış olsalar da özellikle S.S Murata isimli takımları bu alanda en çok tecrübe kazanan kulüp. Çünkü takıma eski Breziyalı yıldız 43 yaşındaki Aldair’i transfer ettiler, ama teknik direktör olarak değil, futbolcu olarak! Yakın zamanda da Romario’nun peşine düşmüşlerdi ancak asıl bombayı eski Dünya Şampiyonu Formula pilotu Michael Schumacher’e futbolculuk teklif ettiklerinde patlattılar. Murata kulübü bu yolla adından söz ettirerek sponsor bulma sürecini hızlandırdı ve Aldair, Romario gibi futbolcuların geniş tecrübelerini kullanmak istedi. Bunun sonuçlarını önümüzdeki dönemlerde nasıl alırlar bilinmez ama San Marino futbol federasyonu bu uygulamalardan umutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361551802272513666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgO9RtO_oI/AAAAAAAAA2E/l0_jHhk78gU/s400/murata.jpg" border="0" /&gt;Aslında kulüp bazındaki en önemli takımları San Marino Calcio İtalya Serie C-2 liginde mücadele ediyor. Ülkenin milli takım da dahil en eski futbol oluşumu olan kulüp San Marino liginin tamamen amatör kabul edilmesinden sebeple 1988 yılından beri İtalyan liginde yer alıyor ve San Marino’nun tek profesyonel kulübü olarak biliniyor. Federasyon yetkilileri ülkenin futbol geleceğini de bu temele oturtmuş, yani sürekli olarak bahsettiğimiz potansiyelsizliği aşmak için içinde bulundukları toprakları yani İtalya’yı kullanmaya karar vermişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ülkenin çeşitli bölgelerinde kendi çaplarında oluşturdukları scouting sistemi ile İtalyan devlerinin tenezzül etmediği daha az yetenekli gençlere yönelerek onları San Marino Calcio alt yapısına kazandırmayı oradan da yeni kurulan under 21 milli takımının yollarını açmayı planlıyorlar. Federasyon basın sözcüsü Elisa Felici bu konuda yaptığı açıklamada, “amacımız tabii ki İtalya olmak değil, ilk hedefimiz biraz üzerimizdeki takımlar ile başedebilmek. Bunun içinde İtalya’da bulacağımız genç isimlerle bağlantıya geçiyoruz ve onları 21 yaş altı milli takımımız için teşvik ediyoruz. Bu konu da İtalya futbol federasyonundan da destek alıyoruz” diyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361552327574588978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgPb2nAjjI/AAAAAAAAA2M/mlHTsq_vy8o/s400/san-marino+calc.jpg" border="0" /&gt; Bu sitemin başarılı olma olasılığı çok yüksek, çünkü San Marino henüz başlangıç aşamasında olduğu futboldaki potansiyel sorununu Dünya’nın en büyük futbol ülkelerinden birinden insan gücü temin ederek gidermeye çalışıyor. Sonuç olarak San Marinolular’ın göründüklerinden çok daha bilimsel çalıştıkları aşikar. Üzerlerinde büyük beklentilerin getirdiği baskı da olmadığı için bu konuda zamana yayılarak çalışabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;80’li yılların San Marinosu olan Türk Milli takımının üzerindeki inanılmaz baskıya rağmen gösterdiği gelişimi San Marino’nun daha kolay şartlarda yapması çok olasıdır. İlk kornerlerini bize attılar diyerek kendimizi küçümsediğimiz, gerçekte ilk kornerleri olmasa da, ilk gollerini ve uluslararası alanda ilk puanını bizden alan San Marino’nun bizim henüz nail olamadığımız bir de İngiltere golü var, hemde 8.3 saniyede atılıp Dünya Kupası elemelerinin en hızlı golü rekoru kırılarak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;San Marino bir üst kademeye nasıl ve ne zaman geçer orası meçhul, ancak gerçek olan bir şey var, o da: 10 yıl sonra, kalesinde semt kasabı, forvetinde mahalle manavı olmayacağıdır. Çünkü onlar, geleceğin alt yapısını ve profesyonel futbolcularını çoktan yetiştirmeye başladılar. İtalyanlar’a neden benzemedikleri sorusuna verdikleri teknik cevapların sonunda üzerine basarak söyledikleri gibi orası “Serenissima Repubblica di San Marino” yani çok huzurlu San Marino Cumhuriyeti, orda futbolun sadece futbol olan yanını bulabilirsiniz, gerisi için ülkeden dışarı çıkmanız gerekecektir…"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu yazıyı geçtiğimiz aylarda bir gazete için yazmıştım. Güzel bir araştırma oldu. Hatta üniversite tezim, lütfen yardım edin geyiğiyle San Marino Futbol Federasyonuna bir dizi soru maili atmıştım, saolsunlar yanıtladılar ve bu yazıdaki bir çok detay onların cevapları sayesinde gün yüzüne çıktı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi bu yazıyı tekrar buraya koymamın farklı bir sebebi var. San Marino'yu bir sembol olarak kabul edelim. Az gelişmişliğin(futbol için konuşuyoruz) sembolü olarak. Ancak bu az gelişmişlikle kaderci yaklaşımlar yerine yukarıda anlattığım gibi inanılmaz çözüm yollarıyla mücadele yolunu bulmuşlar, çok da doğru yoldalar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ya biz ne yapıyoruz? Binbir sıkıntıyla çıtasını yukarılara taşıdığımız futbolumuz için planlarımız neler? Bu çıtayı daha yukarı taşımak, ya da hadi geçtim, mevcut durumunu korumak amacıyla federasyonun öngördüğü önlemleri merak ediyorum. Çok açık söyleyeceğim, rezilce geçen transfer döneminin bu sığlığı içinde futbolumuzu yönetenler futbol refahımız için ne düşünüyorlar? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361553506712302162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 177px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgQgfPWMlI/AAAAAAAAA2U/BYd7ECsjs_M/s400/fatih+terim-%C3%B6zgener.jpg" border="0" /&gt;Sesimi nasıl duyururum bilmiyorum ama San Marino Futbol Federasyonu'nun tenezzül edip yolladığı cevapların bir benzerini ben Futbol Federasyonundan talep ediyorum ve Federasyon başkanımıza-Milli Takımlar teknik direktörümüze soruyorum; Türk futbolunun geleceği için "en basit" anlamdaki planlarınız nelerdir? Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*2000'lerin başındaki jenerasyonun kaybıyla oluşan Milli Takım sıkıntısı için ne öngörülüyor?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Takımda Brezilyalı orta saha yerine, yerli bir ismin yıldız kıvamına gelmesi için teknik anlamda nasıl bir çalışma yapılıyor? Genelleştirmem gerekirse, eksik olan yönlerimiz için mesela, yıllardır çıkartamadığımız sol bek için Milli Takım hocası-hocaları, kulüp takımlarıyla koordineli çalışıyorlar mı? Kulüp takımlarından böyle bir talepleri var mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Gurbetçi futbolcularla ilgili Milli Takımlar hocasının bazı çalışmaları olduğunu biliyoruz, ancak daha detaylı, örneğin sadece onları izleyecek, hatta haftalık takip edecek bir sistem mevcut mu? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361555113162944514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 333px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgR9_vBsAI/AAAAAAAAA2c/UU3TcydBenE/s400/ibocan.jpg" border="0" /&gt;Yukarıda sorduğum 3 soruyu sadece derdimin ne olduğunu anlatabilmek adına örnek olarak verdim. Mutlaka ki bazı girişimler, programlar, hedefler vardır ama dediğim gibi istediğim ve arzuladığım bunları bilebilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;San Marino Federasyonu 5 soruya verdiği cevapla zihnimizde bir model canlandırıyorsa, bizim federasyonumuz da yapabilir... Bir kaç yıl sonra San Marino gelip bizi evimizde yenerse şaşırıp şaşırmamam gerektiğini de bu cevaplardan çıkaracağım. Çünkü birileri birşeyler yapıyor... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4549450186759347443?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4549450186759347443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/san-marino-yapyor-ya-biz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4549450186759347443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4549450186759347443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/san-marino-yapyor-ya-biz.html' title='San Marino yapıyor, ya biz?'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmgNfmObraI/AAAAAAAAA1c/AaFyGpYaj5c/s72-c/san-marino.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7399441062258499195</id><published>2009-07-21T11:41:00.013+03:00</published><updated>2009-07-21T13:07:06.815+03:00</updated><title type='text'>Mehmet Demirkol!</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360846579332408130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmWNj5h540I/AAAAAAAAA1E/PP3CqeU9D5A/s400/demirkol.jpg" border="0" /&gt;Ben bu vatandaşı ilk defa 2002 Dünya Kupası münasebetiyle Kore ve Japonya'da yaşadıklarını Radikal gazetesi için gün gün kaleme aldığı ve daha sonra kitaplaştırdığı müthiş güzel yazılarla tanıdım. Kitabı okurken aldığım keyifin yanında bol bol da kıskandım kendisini. Kafasına göre akredite olup gittiği maçlar, seyahat yazarlarnınkini aratmayacak derecede enteresan yol hikayeler, süper diyaloglar vs. vs.. Velhasıl herkesin okumasını salık verebileceğim bir kitap gayet keyifli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu, Mehmet Demirkol ismini ilk duyduğum dönemdi. Daha sonraları Radikal Futbol sayesinde falan devem ettirdik ama o kitap bir milattı. Dolayısıyla kafamda hep o sevimli yazılarıyla kalmıştı. Zamanla işleri büyütü kendisi. Hıncal Uluç'un elinden tutmasıyla da zirve yaptı bir nevi. Hatta Ukuç'un anlatımıyla sadece dost sofrası olarak bilinen bir ritüele bile dahil edilmişti. Bir dönem 90 dakika programına da çıkıyordu abileriyle. Sonra ne olduysa Hıncal Uluç ile araları açıldı, birbirlerine zehir zemberek yazılar yazdılar köşelerinden okuduk ettik sonra ne oldu bilmiyorum. Uluç'un deyimiyle kendi sayesinde girdiği Milliyet'te devam ediyor Demirkol. Bir de malumunuz TRT'de pazar akşamları yaptığı program var...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İyi eğitimli, kültürlü, kafası çalışan bir insan portresi çiziyor Demirkol her defasında. Anlatmak istediği şeyleri ifade ediş biçimi insanda güven duygusu yaratıyor, çünkü kendinden emin, takılmadan ağır ağır anlatıyor. "Bu anlattığı kesin doğrudur" diyordur Demirkol'u dinleyen her kimse... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Galatasaray Liseli buna mukabil, okuldan tüyecek, deplasmana gidip olay yapacak derecede fanatik Fenerbahçeli... Fakat bunu hiç söylemiyor, asla Fenerbahçe yazarı değil, her devrin adamı derler ya işte onun gibi her takımın adamı. "Genel futbol yorumcusu" payesi aldığına inanmasından mütevellit her takımı eleştirme hakkına da sahip. Onu bu manada ukala bulanlar var, doğrudur yanlıştır bilemem ama ben pek ukala bulmuyorum...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak yetersiz ve yersiz buluyorum. Mehmet Demirkol'un futbol bilgisini sonuna kadar sorgulamak istiyorum. Futbol bilgisinden kasıt, saha içindeki dizilişten taktikten teknikten ibaret değil bunların da dahil olduğu genel bir bilgi darağacı bahsettiğim. Örnedğin futbol endüstrsi hakkında bildiklerinin son derece sınırlı olduğuna inanıyorum. Ha kalkıp birisi ya da kendisi tersini bana idda ederse o zaman üzülerek Mehmet Bey'i açık açık taraf tutmakla, belli takımların düşmalığını yapma popülistliğine bulaşmakla itham edeceğim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçtiğimiz yıl ligin son 3 ya da 4 haftası sanırım. Demirkol'a karşı yıllar önce duyduğum sempati nötr bir duruma dönüşmüş, müspet-menfi bir düşüncem yok kendisiyle ilgili öyle bir dönem yani... Ligin o haftasına Beşiktaş liderliği ele geçirmiş kalan hafta maçları için TRT' de yorumlar yapılıyor. Görünen Beşiktaş'ın yakaldığı avantajı sonuna kadar götürüp şampiyon olacağı yönünde. Futbol ulemaları yayında başlıyorlar görüşlerini aktarmaya. Demirkol öyle konuşmalar, öyle açıklamalr yapıyor ki önce kulaklarıma sonra onu yorumlayan beynime inanamıyorum! Beşiktaş'ın son üç haftada alacağı sonuçlarla ligi ancak 2. bitirebileceğini hatta 3. dahi olabileceğini belirtiyor.(bu arada mağlubiyet sayısını da vermişti ama unuttum ancak, Beşiktaş'ın 3. olmasına yetecek derecede sanırım 2 mağlubiyet, 1 beraberlik tarzı bir tahmindi)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Programı babamla izlerken birbirimizin suratına bakıyoruz başlıyoruz gülmeye. Neye güldüğümüz belli değil ama... Babam muhtemelen "ne salak adam, bu söylediği mümkün olabilir mi hiç" diye düşünürken, ben ne zeki adam zamanı ve mekanı ne kadar iyi biliyor diye gülüyorum. Velhasıl herkes değişik sebeplerden de olsa gülüyor Mehmet Demirkol'a, çünkü söylediği şey an basitinden komik. Fakat benim babamla aramda bir fark var, ben Demirkol'u iyi tanıyorum. Yani bu adam asla ve asla salak değil. Tam tersine gayet akıllı ve de zeki, peki neden bu tahminleri yapıyor? Düşünmek lazım... &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360846954684271906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 334px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmWN5v0wzSI/AAAAAAAAA1M/EU7VS9WoP5Y/s400/demirkol-2904-ic1_4838_334.jpg" border="0" /&gt; Her neyse sonuçlar Demirkol'un tahmin(umut) ettiği gibi olmuyor ve Beşiktaş şampiyon oluyor. Geçiliyor yeni sezona. Malum hemen transfer dönemi başlıyor. Demirkol bu defa yaz programı münasebetiyle NTV SPOR'da Fuat Akdağ ile program yapıyor. Transferler birbiri ardına ortaya çıkıyor, Beşiktaş medya tarafından en pasif, gerçekte en gerekli ve olumlu transferleri yaparken yer zaman mükemmelliği konusunda rakip tanımayan Demirkol, Ferrari transferinin yapıldığı dönemlerde ortaya çıkan bol fikir ve yorum ortamının arkasına geçip başlıyor Beşiktaş'a ve Ferrari'ye sallamaya. Fakat söylemiştim çok zeki... Vurduğu yer aslında tam belaltı. Ferrari'nin bugüne kadar sağdan sola, soldan sağa bonservissiz gittiğini nasıl oluyor da Beşiktaş'ın o kadar para ödeyip transfer ettiğini sorgulamaya başlıyor. Devamında ise sürekli olarak bir Ferrari kötülemesi var. Gören görmeyen Demirkol 5 yıldır birebir Ferrari'yi izliyor... Her neyse Ferrari'nin iyiliğini tartışmayacağım ancak sayın Demirkol'u müthiş zeki şekilde bu transferi insanlara lanse edişini bir güzel anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Demirkol'un demesine göre Ferrari'ye bugüne kadar bonservis verilmemiş ancak Beşiktaş'a gelirken çok para ödenmiş, ne özelliği varmış? vs. vs. Mehmet bey, siz bu piyasayı ve transfer kriterlerini muhtemelen benim bildiğimden defalarca iyi biliyorsunuz. Ferrari Roma'ya giderken elbette bonservissiz gider, çünkü o takım Roma. Roma'ya kalkıp bu adamın bonservisi 4 milyon derseniz Roma o adamı almaz, çünkü elinde çok daha iyileri zaten vardır. Takımlar arasındaki kalite farkının doğurduğu bu fiyat uçurumlarını sizin bilmemeniz ne kadar enteresan? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün Schevchenko'ya major kulüplerden biri 15 milyon Euro bonservis öder mi? Ödemez. Fakat Türkiye'den bir kulüp ödeyebilir. Bunun Ferrari transferindeki durumdan ne farkı var? Sizin gibi Avrupa ve Türkiye'deki farklılığı gayet net bilen bir kişinin bu farkı bilememesi ne kadar ilginç? Ferrari transferini her fırsatta üzerine basa basa detaylarıyla örnekleyip ya diğer takımlarda da var tabii diyerek o "diğer" takımları şöööyle bir es geçmenizi sizi izleyenler yer mi? Özer Hurmacı+Mehmet Topuz'un 20 milyon Euro'ya mal edilmesi sizi hiç mi rahatsız etmedi sayın Demirkol, neden bu kadar dile getirmediniz bu paraları? Yoksa jargona uyup, nasılsa sesi çıkmaz tepkisi azdır diyerek Beşiktaş'a sallamak daha mı kolay geldi? Bu konudaki eleştirilerinizi Fenerbahçe'nin daha önceleri minicik bonservislerle transfer edilmiş yeni Brezilyalılar'ı için de yapmanızı temenni ediyorum&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360847055839818978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmWN_oqH9OI/AAAAAAAAA1U/ZlovoU2ZFYY/s400/dem.jpg" border="0" /&gt;Ulema'nın son bombası dün gece denk geldiğim programda patladı ve kendisi yine Ferrari'yi anamadan edemedi ve dedi ki Ferrari'yi Youla'ya sorun!!! Peki sayın Demirkol Servet'i, Lugano'yu da soralım mı Youla'ya? Yoksa Ferrari'yi bir de Del Piero'ya mı sormak gerekli.(bu yılki juve-genoa maçlarını bi izleseydiniz keşke bir zahmet, belki de izlediniz?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyse, Ferrari'yi Youla'ya soracağız size söz veriyorum da sayın Demirkol, sizi kime soralım?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7399441062258499195?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7399441062258499195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/cevap-ver-mehmet-demirkol.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7399441062258499195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7399441062258499195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/cevap-ver-mehmet-demirkol.html' title='Mehmet Demirkol!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SmWNj5h540I/AAAAAAAAA1E/PP3CqeU9D5A/s72-c/demirkol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6881073051746471176</id><published>2009-07-13T12:23:00.010+03:00</published><updated>2009-07-13T13:38:30.002+03:00</updated><title type='text'>İnadına Rangers!!!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsL7HuM4RI/AAAAAAAAA0U/QmmM89A0bm0/s1600-h/rangers+flag.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357889292000354578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsL7HuM4RI/AAAAAAAAA0U/QmmM89A0bm0/s400/rangers+flag.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Geçtiğimiz hafta herhangi bir gün, Beyoğlu'nda geziniyorum... En çok sevdiğim iki mağaza Adidas'ın NBA Concept store'u ve Nike mağazası... Uzun zamandan beri uğramamış olmanın hevesiyle dalıyorum Nike'a, street basket tarzındaki tek potalı alanı biraz daha yukarı taşımışlar girip iki top atmışlığım vardır çok güzel ve tarz bulurum. Neyse benim işim üst katta, futbol bölümünde. Merdivenleri çıka çıka ulaşıyorum ve giriyorum içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk etapta dikkatimi çeken duvarda asılı United t-shirtleri... Kırmızı ve beyazı var çok hoş... Yanında Barça olanları es geçiyorum ve arkamı dönüyorum. O anda bulunduğum mağazadan, satış amacından, ürün gamından koparak Glasgow'a doğru bir yolculuğa çıkıyorum. Mübarek Celtic Park'ın altındaki Celtic store'un tam içindeyim... duvarda orta boy bir Celtic bayrağı, reyonlar Celtic formalarının yeşil-beyaz klasik olanından, düz beyaz olanına, hatta 3. forması olan sarı renkli olanına kadar mevcut.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357889385504165106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsMAkDPzPI/AAAAAAAAA0c/khlKSv1b8m4/s400/CelticLineUpJktGrn0809b.jpg" border="0" /&gt;Tabii ürün çeşitliliği bununla sınırlı değil. Plaj havlusu, bir kaç renkte antreman eşofmanları, aynı çeşitlilikte yağmurluklar, t shirtler, bardaklar, çoraplar, bileklikler kısacası iç çamaşır hariç aklınıza gelebilecek her türlü Celtic temalı aksesuar mevcut. Dediğim gibi muhtemelen Glasgow'da ufak çaplı bir Celtic Store civarında ürün mevcut mağazada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357889561088121474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 315px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsMKyJuWoI/AAAAAAAAA0k/OssUSQNVhBM/s400/socks.bmp" border="0" /&gt; Satıcı çocuğa soruyorum "Nedir bu Celtic olayı?", "Çok hayranı var abi talep fazla" diyor. Tamam önceki dönemlerden biliyoruz, Celtic formalarının, koyu yeşil yağmurluklarının ve şapkalarının moda olduğunu. (Hatta bana da hediye gelmişti bir adet şapkası da zahmet edip değiştirememiştim.) Fakat bu olay biraz abartı gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çıktım mağazadan uzun uzun düşündüm, bu memlekette hali hazırda Kelt hayranlığı olsa muhtemelen çok daha masum versiyonu olan Boston Celtics ürünleri kapışılırdı, en azından ilgi olurdu... Ama yok, onların formaları NBA concept store'da öle sallanıyo başı boş. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki neden bu ülke vatandaşı, İskoçya ikametli, İrlanda milliyetçisi bu takımın ürünlerine bu kadar rağbet eder? Çok mu seviyoruz İrlanda'yı ve İrlandalılar'ı? İrlanda'da mevcut bir iç savaş var ve insanlar mı eziliyor? Hadi hepsini geçtim savundukları İrlanda'da değil de İskoçya'da yaşayan ve yaşadıkları topraklara ihanet eden topluluklar çok mu hoşumuza gidiyor? Biz bunun sıkıntısını çekmiyor muyuz? Bir Celtic ürünü neden yakın gelir bir Türk evladına? &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357889929812388898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 177px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsMgPwcLCI/AAAAAAAAA0s/xVTY67EC8R4/s400/anti_celtic.jpg" border="0" /&gt;Bunu Celtic'in pazarlama dehası olduğunu söyleyip geçenler var ki doğruluk payı cidden yüksek. Yoksa o yağmurluğu giyip, Celtic'in ne olduğunu, nasıl bir amaca hizmet ettiğini uzaktan yakından bilmeyen insalar olmazdı etrafımızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha önce Barça için yazmıştım şimdi Celtic için kaleme alma gereği duyuyorum. Nedense, bir mücadele uğruna ezilmiş insan portresi çizen her topluluk sempatik geliyor bize... Fakat unutuyoruz ki bizimle hiç alakaları yok. Ulusal mantıkla düşünebilen her ülkenin (ki bu bizde fazlasıyla mevcut), yaşadığı topraklara ihanet etmeye çalışan topluluklara müsamahalı bakmaması gerekir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357890533002868482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsNDW0QdwI/AAAAAAAAA00/UMaQrB0Etpo/s400/celtic.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ülke sınırlarında yılmaz Celtic taraftarlarımız mevcut. Sevgili dostum Ali Ece bunlardan biri, kendisiyle Barça konusunda da ters düşüyoruz tamamen aynı mantıktan dolayı. Ona ilk bu gereksiz Celtic hayranlığından dolayı Rangers'ı tutuyorum dediğimde bana Rangers taraftarının Türkler için söylediği bir kaç menfii sözü hatırlatmıştı. Daha sonraları düşündüm de bana Celtic taraftarının iyi gözle baktığı ne malum? Türk dendiğinde Celticliler önlerini mi ilikliyorlar? Avrupa'nın birçok bölgesinde olduğu gibi Britanya'da da Türkler'e iyi gözle bakmadıkları bir gerçek ancak bunu da bütüne yaymamak lazım. Tüm Rangerslılar'ın Türkler hakkında bu derece kötü düşüncelere sahip olduklarını sanmıyorum aksi takdirde Glasgow Rangers alt yapısında top koşturan U-18 Milli Takım oyuncumuz İsa Bağcı çoktan oraları terk edip gelmeliydi ama sanırım mutlu ki oynamaya devam ediyor...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak demem o ki Celtic takımı oynadığı futboldan dolayı alkışlanıyorsa ne ala, fakat benimle uzaktan yakından alakası olmayan İrlanda milliyetçiliği ve İskoçlar+Birleşik Krallık ile olan sorunları daha da önemlisi Protestanlık-Katoliklik gibi Hristiyan mezheplerinin çekişmesinden dolayı bir Allahın kulu bana Celtic takımını sevdiremez veya ürününü aldıramaz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357891789626335346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsOMgGo4HI/AAAAAAAAA08/wSuSXqic23M/s400/710134.jpg" border="0" /&gt;Tıpkı Barça örneğinde olduğu gibi ülke sathındaki bu anlamsız hayranlık beni Celtic'den bol miktarda soğuttu. Sipariş ettiğim Rangers kaşkolumun elime ulaşmasıyla birlikte çoğunluğun dışında kalarak anti-Celtic tavırımı ortaya koyuyorum bundan sonra :) &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6881073051746471176?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6881073051746471176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/inadna-rangers.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6881073051746471176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6881073051746471176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/07/inadna-rangers.html' title='İnadına Rangers!!!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SlsL7HuM4RI/AAAAAAAAA0U/QmmM89A0bm0/s72-c/rangers+flag.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-3254604441020551326</id><published>2009-06-26T10:28:00.009+03:00</published><updated>2009-06-26T14:27:50.960+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Tü-Kaka Demirören!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkStAAsdFCI/AAAAAAAAAz0/m-F9wbCboUs/s1600-h/demirorenve52.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351592472921052194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkStAAsdFCI/AAAAAAAAAz0/m-F9wbCboUs/s400/demirorenve52.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Mehmet Topuz transferi ülke sınırlarında vuku bulan onlarca hengameli transfer olayının bir kopyasıdır. Bu transfer mücadelesinin tek mağlubu var, o da Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören. Sakın yanlış anlaşılmasın, mağlubiyetinin sebebi Topuz transferinin olumsuz bitmiş olması değil, bu olumsuzluktan gerçekten kendi başarısızlığıymış gibi tepki toplayarak çıkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu transfer üzerine çok yazıldı çizildi hatta ben kendi namıma üzerine hiçbirşey yazmak istemediğimi söylemiştim hala da aynı şeyi savunuyorum. Sadece eklemek istediğim şu; kulübü değil futbolcuyu bağlamak ve formasını giymeye ikna etmek, parayı basıp kulübü ikna etmekten çok daha anlamlıdır. Dolayısıyla bu transferin "belli" nedenlerle Beşiktaş aleyhine sonuçlanmış olması hiçç bir şekilde Yıldırım Demirören'i bağlamaz. Dediğim gibi Topuz vakasını geçiyorum, zira konu bununla sınılı kalamıyor maalesef.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351593749987102818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 319px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkSuKWIukGI/AAAAAAAAA0E/EQt99PiIAXA/s400/aziz-yildirim.jpg" border="0" /&gt;Basının "bir darbe de Nihat'tan" başlıklarıyla duyurduğu, üzerinde çok uğraşılan ama ilk etapta gerçekleştirilemeyen Kahveci transferi için, yine oklar başkanın üzerine dönmüştü. "Madem alamayacaktın neden İspanya'ya gittin", "Villareal başkanı açıkladı zaten herhengi bir görüşme olmamış", "ikinci transfer fiyaskosu", "Beşiktaşlı'nın başı önünde" gibi satır başlarıyla medya bir anda Beşiktaş başkanını yerden yere vurmaya başlayıp, Beşiktaş taraftarını başkanına karşı kışkırtmaya, ve başkanı küçük düşürmeye yeltendi.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351593434999144546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkSt4AtvwGI/AAAAAAAAAz8/Gtb9JCHtkyk/s400/besiktastan-mehmet-topuz-aciklamasi-2009-06-13_xxl.jpg" border="0" /&gt;Üçüncü fiyasko ise Gökhan Zan'ın Galatasaray'a gitmesiydi. Zira Kenan Öner'in unuttuğu varsayılan +1 yıllık opsiyonun uzatılmaması neticesinde Gökhan serbest kaldı, Beşiktaş'tan yıllık fahiş bir rakam istedi Beşiktaş bu parayı vermedi ve Gökhan yine fahiş bir rakamla Galatasaray'ın yolunu tuttu. Bedava gitmesine izin verildiği için yine Demirören beceriksiz, basiretsiz başkan sınıfına koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki şimdi ne oldu? Söyleyeyim;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkan Nihat'la İzmir'de görüştü ve 3 saatte ikna etti. Basınımız bu ikna olayının önemini es geçtiler. Ee nede olsa silahlar gölgesinde belli kişiler eşliğinde alınıp gelinen Topuz transferi zoru başarmak adına daha önemliydi onlar için. "başkan aldı ve geldi" başlıkları Aziz Yıldırım hayranlığı ile süslenirken, Demirören'in futbol tarihimizin en önemli oyuncularından olan Nihat'ı tekrar İstanbul'a getirmesi sönük kalıyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351595698034748258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkSv7vLeq2I/AAAAAAAAA0M/PYzmHlu18-4/s400/b-188004-nihat_kahveci.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke sınırlarında alınacak en iyi sol bek olan genç İsmail Köybaşı transfer edildi. Fakat transferin güzelliği değil, fiyatı hemen başlıklarda yer buldu. 6.5 milyon euroya malolan futbolcu için verilen paranın çokluğu veya gereksizliği... Sakat Hurmacı'nın 10 milyonu aşkın maliyetine kimse ses çıkarmadı "çıkaramadı". Aksine sakat olduğu haberleri hep sümen altı edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karşıyaka'nın ve Bank Asya'nın en umut veren genç sağ kanat oyuncusu Rıdvan Şimşek. Muhtemelen şu an 3 büyük takım arasında yapılmış olan en isabetli genç oyuncu transferi, 21 yaş altı milli takımının oyuncusu. Neredeyse satır aralarında duyuruldu transfer haberi...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve son olarak Matteo Ferrari Genoa'nın yıldız stoperi kadroya katılmak üzere.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak görüyoruz ki bu ülkede bazı durumları değiştirmek için, iyi şeyler yapmak yetmez. Çünkü öyle olsaydı Yıldırım Demirören şu anda en çok konuşulan ve takdir edilen başkandı. Ya da yukarıda sayılan transferleri yapan kulüp Beşiktaş değil Fenerbahçe olsaydı koparılacak olan yaygara farklı olurdu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıldırım Demirören'in bu derece eleştirilmesi, küçük düşürülmeye çalışılması, taraftarın önüne başarısız payesiyle atılması tek kelimeyle cinayettir. Kimileri 2000 kişiye imza töreni yaptırırken o 50.000 kişiye 2 kupanın töreni yaptırıyordu İnönü stadında! Bu bile aradaki farkın açık ıspatıdır...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-3254604441020551326?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/3254604441020551326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/tu-kaka-demiroren.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3254604441020551326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3254604441020551326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/tu-kaka-demiroren.html' title='Tü-Kaka Demirören!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SkStAAsdFCI/AAAAAAAAAz0/m-F9wbCboUs/s72-c/demirorenve52.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-292470081090450629</id><published>2009-06-20T13:09:00.014+03:00</published><updated>2009-06-20T13:33:54.893+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Wimbledon 2009</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy12wflOJI/AAAAAAAAAyc/MXvDRJltpfY/s1600-h/wimbledon.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349350409744234642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 309px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy12wflOJI/AAAAAAAAAyc/MXvDRJltpfY/s400/wimbledon.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Geleneksellik, kraliçe, yağmurlar ve futbolun beşiğinin en prestijli spor olayı Wimbledon... 1868 yılına dayanan tarihi ile en eski spor organizasyonlarından biri ve tenisin en önemli turnuvası 2009 versiyonunun startı için son iki günü sayıyor artık.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen yıl belki tarihin gördüğü en güzel finallerden birini izlemiştik All England Clup'da, bu yıl maalesef rövanşını göremeyeceğiz. Dünya 1 numarası Rafael Nadal bu yıl turnuvada olamayacak çünkü. Dizlerinde uzun süredir devam eden rahatsızlık ciddi anlamda dinlenme gerektirdiği için bu kararı aldığını açıkladı Nadal. Dün ve daha önceki gün Hewitt ve Wawrinka ile birer test maçı yapan Rafa iki maçı da kaybetmişti, Wawrinka ile oynadığı maçtan sonra "tenis oynayabiliyorum, dizlerim berbat durumda değil ama Wimbledon için %100 olmanız gerekiyor ve ben o derece hazır değilim" diyerek çekilmesinin gerekçesini açıklamış oldu. Son şampiyon için gerçekten üzücü bir durum tekrardan burada olamamak, fakat söylendiğine göre kronik olmayan diz rahatsızlığı için dinlenmesi tamamen iyileşmesi yolunda ciddi bir adım olacak. Mental ve fizik olarak toparlanmışi bir Nadal'ın Amerika Açık şampiyonluğu ve kariyer Grand Slam'i için müthiş bir geri dönüş yapması olasılığı çok yüksek...&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349350897128363522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy2TIJA1gI/AAAAAAAAAyk/C-WoniG8v3o/s400/nadal.jpg" border="0" /&gt; Tabii bu durum hoş olmasa da mantık olarak Federer'in işine yaradı demek yanlış olmaz. Fedex turnuvayı şampiyon kapattığı takdirde 1 numaraya geri dönecek! Bu ihtimali turnuva değerlendirmesiyle birlikte yapalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tek ErkeklerTek erkekler ana tablosu Nadal'ın ayrılmasıyla biraz şekil değiştirdi. Uzun yıllardır bir tarafta Rafa'yı diğerinde Fedex'i görmeye öyle alışmıştık ki Del Potro yukarı tarafın başına yerleşince garip geldi doğrusu.Buna göre Del Potro ve Roddick'in bulunduğu ilk çeyrekten başlayalım değerlendirmemize, Arjantinli müthiş yetenek Fransa'da çok güzel bir performans sergiledi hatta neredeyse Federer'i de geçip finale kalacaktı. Servis oyunlarındaki üstünlüğünü çim kortta çok daha fazla hissettireceğine inanıyorum, rakipleri Ferrer, Stepanek, Hewitt gibi isimler olsa da çeyrek finale kadar zorlanmadan gider ve rakibi bekler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349351191169685970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 285px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy2kPh7WdI/AAAAAAAAAys/gAXaOon9wbw/s400/del+potro.jpg" border="0" /&gt; Rakibi olmak için en şanslı isim kuşkusuz Andy Roddick fakat Roddick'i bekleyen isimler hiç de kolay değil. İlk turda eşleştiği Chardy çok ciddi bir rakip, ikinci turda ise muhtemelen wonder kid Grigor Dimitrov ile eşleşecek. Dimitrov'un kariyerindeki ilk Grand Slam bu, yeteneği ve oyunu ortada ama tecrübe edinmesi gerekli Roddick gibi bir ismi geçebilmesi için. Yine de Roddick'in bu maçı kolay kopartabileceğini düşünmüyorum. Davydenko ve Berdych diğer önemli isimler bu bölümde ama ben Roddick- Del Potro Çeyrek finali öngörüyorum bu bölüm için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir alt tarafın patronları ise Murray ve Simon. Öncelikle Murray'ın kurasının çok kolay olmadığını söylemeliyim. İkinci turda Gulbis, dördüncü turda Safin muhtemel rakipleri.Fakat evinde oynadığı Nadalsız bu turnuvada en azından final oynamak en büyük hedefi kendisinin. Ben Murray'ın zor-kolay rakip ayırmadan çeyrek finale, hatta yarı finale ulaşacağını düşünüyorum. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349351560674314226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 280px; CURSOR: hand; HEIGHT: 390px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy25wCsh_I/AAAAAAAAAy0/Dn-KXMp5Y5g/s400/Andy_Murray_389504a.jpg" border="0" /&gt; Simon ise sanki oyununa paralel olarak zorlanmasın diye bu rakiplerle eşleşmiş gibi. Zorlanabileceği bir isim kağıt üzerinde yok ama Youzhny ve özellikle Arjantinli Leonardo Mayer'den sürpriz bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir alt çeyrekte Nadal sayesinde tepeye çıkan Blake ve Djokovic var. Djoko hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor aslında. Geçmiş dönemlerdeki etkili oyunu maalesef yok. Fakat yine de zorlanmadan çeyrek final görür kanısındayım. Yukarıda ise durum biraz karışık. Blake için çok kolay bir turnuva olmayacak. Cilic gibi önemli bir isim alt taraftan geliyor ve muhtemel 4. tur eşleşmesinde rakibi olacak. Bu bölümde ilk turda oynanacak Querrey-Ljubicic maçı da servis savaşı halinde uzun bir maç olacaktır. Bu bölümde çeyrek final adaylarım Hırvatistan-Sırbistan derbisi: Cilic-Djokovic&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349352065006928962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 311px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy3XG09hEI/AAAAAAAAAy8/XJ-dfpdtbEQ/s400/amd_djokovic-cilic.jpg" border="0" /&gt; Ve geliyoruz Federer-Verdasco başlıklı son bölüme. Ekselansları yine çok kolay olmayan bir kura ile karşı karşıya, Kohlschreiber, toprak orijinli olsalar da Monaco-Almagro en önemlisi de Roland Garros starı Soderling... Fakat Fedex'in zorlanmadan çeyrek finale gideceğinden şüphem yok!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üst tarafta ise Verdasco-Tsonga muhtemel dördüncü turundan, bence galip çıkacak olan Tsonga olur ve Federer ile eşleşir...Erkekler ana tablosu bu yıl 1 numarasızlıktan sebep öksüz kaldı. Fakat bu turnuvanın renkiz geçeceği anlamına elbette gelmemeli...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tek Bayanlar;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349352738839906050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy3-VDQxwI/AAAAAAAAAzE/WR-TzE5uOzA/s400/b_drawbag_AELTC_20081027.jpg" border="0" /&gt; Bayanlar ana tablosu son dokuz yılın yedisine damga vuran Williams kardeşleri yine ayrı köşelere atmış. Bu durum en sevdikleri zeminde iki kardeşi yine finalde buluşturur mu? sorusunu heme akıllara getiriyor... İnceleyelim;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;En üst çeyrekte Dünya 1 numarası Safina ve bu sıralar ezeli rekabet halinde oldukları Kuznetsova var. Safina'nın Mauresmo ve Pennetta'ya rağmen çeyrek final yolunda çok zorlanacağını sanmıyorum. Sveta ise çok daha zor isimlerle karşılaşacak. Çimdeki ilk denemesinde Wozniak'a 6-0, 6-3 yenilerek kısa bir zaman önce Grand Slam kazanmış bir oyunucya asla yakışmayacak sonuç aldı. İstikrar istikrar diye yırtındığımız konu bu sanırım. Bu sebeple çeyrek final için ciddi dikenlerin arasından geçmesi gerekecek Chakvetadze-Lisicki galibi ilk ciddi rakibi olacaktır, fakat muhtemel dördüncü tur rakibi Carolina Woniacki'yi ben geçemeyeceğini düşünüyorum. Çeyrek final adaylarım, Wozniacki-Safina.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349353143604815986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 330px; CURSOR: hand; HEIGHT: 248px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy4V46vKHI/AAAAAAAAAzM/0llh5g25yg8/s400/safina.bmp" border="0" /&gt; Bir alt çeyrekte, Venus ve Jankovic bulunuyor. Venus'ün Wimbledon performansı ortada, dolayısıyla çeyrek final için en güçlü aday. Stosur ve Dokic'in de aynı bölümde olduğunu hatırlatıp Avustralyalılar adına şanssız bir kura olduğunu belirtelim, zira ilk turu geçerlerse birbirleriyle eşleşecekler. 4. turda ise Ana Ivanovic Venus'un rakibi olacak ama artık üst düzey oyuncu olabilme yetisini yavaş yavaş kaybeden Ana'nın bu eşleşmeden çıkması çok zor. Alt tarafda bulunan Jankovic'in mevcut formu çok düşündürücü, sırt sakatlığından mı yoksa başka sebepten mi bilemiyorum ama gittikçe aşağılara doğru ilerliyor. Radwanska 4. tur rakibi olacak ve bence en zor eşleşmelerden biri... Burada Amerikalı Glatch, Benesova ve Shevedova'ya da dikkat çekmek istiyorum. Bu arada Wimbledon resmi sitesi oturmuş saymış ve ismi "ova" ile biten 20 tane, "eva" ile biten 7 tane oyuncu olduğunu saptamış ve de eklemiş; Doğu Avrupa egemenliği!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349353552353524482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 286px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy4troBewI/AAAAAAAAAzU/HcgY9RB8eXc/s400/serena.jpg" border="0" /&gt; Bir alt çeyrek ise bayanlar ana tablosunun en karışık bölümü, Dementieva ve Zvonareva'nın altında sıralanan isimlerin hepsi birbirinden zorlu. Henüz formu hakkında hiç bilgi sahibi olamadığımız Zvonareva'nın, eğer turnuvadan çekilmezsse Bartoli, bir başka wonder kid de Brito, son turnuvada harika oynayan Wozniak gibi rakipleri var. Eğer kendi oyununu oynayacak seviyeye geldiyse zorlanmayacaktır ancak bundan hiç emin değiliz... Dementieva ise tam anlamıyla looser bir oyuncu olduğunu ıspatlamak istercesine kötü performanslar çıkartıyor, böyle bir dönemde çektiği kura da hiç iç açıcı değil maalesef. Cibulkova, Urszla Radwanska, &lt;div&gt;Wickmayer, Dushevina ve Kleybanova gerçekten sert rakipler, ne diyelim Allah kolaylık versin!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349354526453008066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 315px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy5mYbcBsI/AAAAAAAAAzc/wJCmnaf0iuc/s400/elena-dementieva.jpg" border="0" /&gt; Son çeyrek ise bir üsttekini aratmayacak kadar renkli, Azarenka ve Serena burada başı çekiyorlar. Fakat altlarındaki rakipler en az kendileri kadar iyi. Azarenka'nın bölümüyle başlarsak Vika'nın Sharapova ile muhtemel bir 4. tur karşılaşması olacağını görüyoruz. Ki Sharapova'nın kanadında olmak tüm seri başı oyuncular için korkulu rüya idi, erkenden kendisiyle eşleşebilecek olmaktan sebep... Tabii burada en çok müşkül durumda olan isim yine Petrova olacaktır sanırım. Zira Roland Garros'dan sonra burada da Sharapova'nın tarafına düştü. Bu defa 3. turda muhtemel bir eşleşme söz konusu ve bence yine Petrova turnuva dışı kalır. Sharapova-Azarenka maçı tam bir muamma...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349354983988891794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy6BA4fkJI/AAAAAAAAAzk/u6BIxUllOdM/s400/azzzz.jpg" border="0" /&gt; Serena'nın tarafının da kolay olduğunu söylemek zor. İkinci turda ablasını birçok kez terleten Safarova ile eşleşmesi söz konusu. Safarova da şanssızlar listesine adını yazdırarak sürekli Willams familyasının karşısına çıkıyor, iyi de oynuyor ama... Burada dikkat çeken diğer isimleri, Pavlyuchenkova, Rybarikova, Hantuchova, Zheng ve tabii ki Laura Robson. İngilizler'in bu wonder kidi wild cardı ilk alanlardan biri, ve geçen yılın Junior şampiyonu. Boynu bükük duran Britanya tenisinin geleceği gözüyle bakılıyor kendisine. Katıldığı bu ilk önemli turnuvada ne yapacağı merak konusu.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349355173465403714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy6MCvNsUI/AAAAAAAAAzs/RqyEhBe-Dv8/s400/centre-court-wimbledon-pic-pa-418813394.jpg" border="0" /&gt;Sanırım en iyisi oturup iki hafta boyunca turnuvanın tadını çıkartmak olacaktır. Maçların yayınını sadece D spor yapıyor. Hepinize keyifli turnuvalar ve iyi &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-292470081090450629?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/292470081090450629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/wimbledon-2009.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/292470081090450629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/292470081090450629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/wimbledon-2009.html' title='Wimbledon 2009'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sjy12wflOJI/AAAAAAAAAyc/MXvDRJltpfY/s72-c/wimbledon.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5330201081899990587</id><published>2009-06-10T15:20:00.008+03:00</published><updated>2010-07-19T22:13:41.713+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='portre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>Efsane=Yusuf Tunaoğlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-m291x-5I/AAAAAAAAAx8/Lp6bLhMiqvk/s1600-h/yusuf.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345674745955351442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 209px; CURSOR: hand; HEIGHT: 276px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-m291x-5I/AAAAAAAAAx8/Lp6bLhMiqvk/s400/yusuf.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Beşiktaş sahaya çıktığında tam karşımızdaki tribünde büyükçe “efsane” yazılı bir pankart açıldı. Babamın elinden sıkı sıkı tutmuş tribüne bakarken bir yandan da efsanenin anlamına takıldım. Nasıl olunuyordu ki efsane? Dayanamadım devre arasında sordum babama. Yılların futbol eskicisi önce sahaya baktı sonra bana döndü; Hemen önümüzdeki taç çizgisini gösterdi, şu çizgiyi görüyor musun? Ardından da sol tarafımızda kalan kaleye dönerek; Efsane bu çizgiden aldığı topu rakipleri çalımlaya çalımlaya o kaleye götürebiliyordu dedi. “Aslında sana anlattıklarımdan dolayı efsane oldu o, sana anlatabileceğim birşeyler yaptığı için... Çünkü efsane, kuşaklar arasında paylaşılandır...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürüst olmalıyım o an söylediklerinden hiç bir şey anlayamamıştım.&lt;br /&gt;Futbol efsanesi olabilmek için, birşeyler yapıp, o yapılanlara “en” sıfatı yapıştırılmasının şart olmadığını ondan öğrenmişiz. Biz görmedik ya efsaneyi sadece dinliyoruz büyüklerden. En çok golü atmamış, milli formayı en fazla o giymemiş, Avrupa’da en başarılı Türk olma şansını yakalasa da değerlendirmemiş... Ama Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneği sorusu sorulduğunda futbol tarihçileri onun adını söylemişler çocuklarına; Efsane olabilsin, unutulmasın, hele de böyle bir dönemde daha iyi anlaşılsın futbol değerlerimiz diye. Günahıyla, sevabıyla, hatalarıyla, güzellikleriyle her futbolsever babanın oğluna anlatacağı kahraman olmuş Yusuf Tunaoğlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ın sembolü Baba Hakkı’nın başkanlığı döneminde yaşadığı en zor günlerdi belki de 1962 sezonu. Kulüp borçlarından dolayı sıkışmış, gelmeyen sportif başarı ve maddi sorunlar, içinden çıkılamayacak sıkıntılara doğru ilerliyordu. Yıllarca futbol sahalarında esen Hakkı Yeten’in yöneticiliğini eleştirmeye başlayanlar onun kararlılığının ve otoriterliğinin farkına varmak için çok beklemediler. Fenerbahçe’nin yakından ilgilendiği bilinen, Beşiktaş’ın o dönemki iki yıldızı Şenol ve Birol’un transfer haberleri artık iyice rahatsız edici bir boyut almıştı ki, Beşiktaş yönetiminden herkesi hayretler içinde bırakan bir haber geldi. İkisi de satılacaktı! Hemde ezeli rakip Fenerbahçe’ye... Tarihte hep olduğu gibi Baba Hakkı’nın rızası olmadan bu transferin yapılamayacağını bilen Fenerbahçe yöneticileri onunla görüşmeye gittiklerinde, ömrünü adadığı renklerin ona yaşattığı tarifsiz sevgiyi ve o sevgi için yapabileceklerini gördüler. Çünkü Şenol ve Birol’u satmayı o istiyordu. Çünkü amacı isimlere bağlı kalmayan bir Beşiktaş’tı...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345675003913203298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 288px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-nF-zubmI/AAAAAAAAAyE/W1IZOYGJo5M/s400/hakk__yeten__11_.jpg" border="0" /&gt; Gidecek futbolcuların yerinin doldurulacağına yürekten inanıyordu. İstediği parayı alan Beşiktaş maddi olarak rahatlamıştı. İki yıldızın kaybı kamuoyunda büyük yankı uyandırsa da Hakkı Yeten’in sözleri bir anda gündemin ortasına düşüverdi; “Şenol’lar Birol’lar gider, Yusuf’lar Sanlı’lar gelir!” Beşiktaş yeni transfer yapmak yerine alt yapıya yönelecek ve genç isimlerle yoluna devam edecekti. Yıllar boyunca sürecek ve Türkiye futbol tarihinde bir çağ başlatan “özkaynak düzenine” zaruri olsa da geçiş bu tarihlerde başladı Beşiktaş adına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alt yapının o dönemde ki hocası hiç tereddütsüz iki genci yolladı abilerinin yanına. Gündemi bu kadar meşgul eden iki isim Yusuf ve Sanlı henüz 17 yaşında, futbol aşkı ve Beşiktaş sevgisiyle yanıp tutuşan gençlerdi. Genç takımda artık misyonları dolmuş, yetenekleri ve çalışkanlıklarıyla A takımı çoktan haketmişlerdi. Yönetimin kararıyla birlikte Beşiktaş’ın geleceği olarak lanse edildiler ve bütün bu olanlar yüzünden çok ciddi bir baskı vardı üzerlerinde... Antremanlarda abilerinin yanında ağırbaşlı ve saygılı tavırlarıyla dikkat çekiyor ve çok fazla çalışıyorlardı. Mevkiileri birbirlerine yakındı, ama biri diğerinden çok belirgin özellikleriyle ayrılıyordu. Uzun boyu, geniş omuzları kısacası düzgün fiziği ve daha önemlisi topla birlikte yapabildikleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’un adı hızla camiada yayılmış. Beşiktaş antremanlarını çok ilgi çekici hale getirmişti. Topu ayağına aldığında bir anda hızlanması, yaptığı ilginç hareketler, karşısına gelen abilerine utana sıkıla ama göstere göstere attığı çalımlar... Büyüklerden, dönem dönem çok çalımlı oynadığından dolayı azar işitiyordu ama Baba Hakkı izlediği antreman sonrası antrenör Spayiç’le konuşurken büyük bir yıldız kazandıklarını söylemişti bile. Yani ok yaydan çıkmıştı, Beşiktaş’ın yeni kurtarıcıları Yusuf ve Sanlı olacaklardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iki yıllarında gösterdikleri peformans çok iyi olsa da şanssızlık peşlerini bırakmamış ve ikincilikle yetinmişlerdi. Ancak 1965 sezonu çok çalışmanın meyvelerini alcakları sezon oldu. Spayiç yönetimindeki takım 25 maç üstüste yenilmeden şampiyonluğa uzandı. Şampiyonluğun baş mimarları ise henüz 20 yaşında ama sezon içinde en çok forma giymiş olan Sanlı ve Yusuf idi. Özellikle Yusuf ligdeki bütün dengeleri alt üst etmiş, Beşiktaş’ın birçok maçını tek başına kazanmasını sağlamıştı. Artık Türkiye’de bir Yusuf gerçeği vardı. Beşiktaş zaten güçlü olan hücum hattını çok çalışkan ve üretken bir orta saha ile birleştirmiş oldu. Fenerbahçe’nin Beşiktaş’tan transfer ettiği oyuncularla şampiyonluk tekelini eline aldığı yılları geride bırakmanın sevinci tüm camiaya yayılmış kulüp ve taraftar kenetlenmiş, sonucunda bir ertesi sezon üstüste ikinci şampiyonluklarını yaşamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Yusuf’un şampiyonluğuydu. Sezon boyunca atılan her golde dolaylı yada direkt mutlak bir etkisi vardı. Attığı çalımları, verdiği muhteşem paslarla süslüyor ya da pas vereceğini zanneden müdafayı ters ayağından çıkan bir şutla avlıyor ve onlara yakından görebilecekleri ender güzel golleri izlettiriyordu. Beşiktaş maçlarından önce rakip soyunma odasında hep bir tedirginlik vardı o yıllarda. İdama gidecek mahkum gibi boynu bükük bekleyen oyuncular teknik direktörlerinin Yusuf’u tutma görevini kendisine vermemeleri için dua etmekten kendilerini alamıyorlardı. Çünkü 90 dakika boyunca en mükemmel savunmacıları dahi mutlaka bir iki defa futbolcu olduklarından dolayı pişman ediyordu... Henüz 22 yaşında ülkenin gördüğü en büyük yeteneği canlı izlemek isteyenler Mithatpaşa’nın kapılarında izdihama neden oluyorlardı, altın yıllarıydı Yusuf’un...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345675749324053298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 155px; CURSOR: hand; HEIGHT: 209px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-nxXrhWzI/AAAAAAAAAyU/D_0WSqt6Gv0/s400/abjk1.jpg" border="0" /&gt;Gencecik yaşında evlenmişti, bir de kızı oldu ama evliliğin şartları ağır gelmişti ona, başka havalardaydı çünkü. O dönemdeki bir çok genç futbolcu gibi zor şartlarda yetişmiş ve bunun burukluğunu uzun süre üzerinde taşımıştı. A takıma çıkmadan önceki dönemde gösterdiği isteklilik, kendini yıllarca ezilmiş hissetmenin acısıydı ve bu istekli tutum, A takıma çıktığında ciddi bir hırsa dönüştü. Tanrının vermiş olduğu inanılmaz yeteneğin farkında olması, onu çok iyi kullanabilmesi, çok kısa sürede ülkenin en büyük takımlarından birinin yıldızı olması, sayısız hayran edinmesi, genç yaşına rağmen kısa sürede çok para kazanması ve bütün bunların üzerine yakışıklılığı... 60’ların Türkiye’sinde bütün bu şartlar bir araya geldiğinde tek bir sonuca dalalet ederdi; Gece hayatı! Yusuf’un, üzerindeki ilginin esiri olması çok zaman almadı. Tuzağa düşecek yeni bir av bulmanın arifesindeki akbabalar, henüz ne olduğunu anlamayan, anlamaya çalışan ama başarması için fırsat verilmeyen gencecik bir insana, renkli gazinoları ve güzel kadınları yem olarak kullanmıştı. Her antremanından sonra Beyoğlu’da gözükmesi adet haline gelmişti. Çiçek pasajının ve ünlü gazinoların tanınan siması haline gelmişti o yaşlarda Yusuf...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların futbolunu etkilememesi mümkün değildi. En basitinden kilo almıştı ve düzenli antreman yapamamasından sebep kondisyonu düşmüştü. İmdadına askerlik dönemi yetişti. Biraz kendini toparlayan Yusuf Ordu milli takımının da en önemli ismiydi. Belçika’da oynadıkları ordular arası Dünya Şampiyonasında herkesi büyülerken, dönemin en ünlü kulüplerinden Anderlecht takımı yöneticilerinin de gözünden kaçmamıştı yetenekleri. Artık onların takibindeydi. Tezkeresini aldı ve Beşiktaş’la antremanlarına geri döndü. Kendini toplamıştı bir nebze. Avrupa kupası maçı için gittikleri Amsterdam’da Beşiktaş Ajax’a 2-0 mağlup oluyor, fakat bütün tribünler sadece Yusuf’un hayran bırakan oyununu alkışlıyordu. Eğer o gün Yusuf’a bir kişi daha eşlik etseydi Beşiktaş’ın Ajax’ı mağlup etmesi işten bile değildi ama olmadı, direnemedi Beşiktaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tribünde alkış tutanlar arasında aylardır onu takip eden Anderlecht yöneticileri de vardı, artık izleme bitmişti... Yusuf’un önüne harika bir kontrat koydular, Avrupa’nın en büyük takımlarından birinin formasını giymek için geri sayıma başlanmıştı. Herkesin ortak görüşü bunu sonuna kadar hakettiğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bazen bazı hedefler için savaşmak, kendinle mücadele etmektir. Yusuf kendinle mücadelesinde mağlup olmaya çok genç yaşta başlamıştı. Yine öyle oldu. Bol miktarda alkol aldığı eğlence gecesinin sonunda boğaz yolunda yaptığı ciddi kaza, disiplin yönetiminin önemli temsilcisi Anderlecht’in kulağına gittiğinde ellerindeki kontratı düşünmeden yırttılar. “Sonun başlangıcı” tanımı o gece boğazda yapılan kaza için biçilmiş kaftandı... Gazetelerin, taraftarların belki yöneticilerin bile ilk tepkisi Yusuf’un Beşiktaş’ta kalmasından duyulan sevinçten başka bir şey değildi. Ama dedik ya o kaza sonun başlangıcıydı. Yusuf artık her zamankinden daha çok çıkıyordu Beyoğlu’na, her gece belli mekanların en ünlü müdavimleriyle geçiriyordu gecelerini. Aktrislerin bir çoğu sevgilisi oldu. Kimi uzunca süre, kimi sadece bir kaç gecelik. Ayrıca alkol ve sigara... oyununu, daha önemlisi sağlığını etkileyecek herşeyden tadıyordu hiç durmaksızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş başarılı günlerini geride bırakmış önce Gündüz Kılıç daha sonra da Çiriç yönetiminde duraklama devrine girmişti... Gündüz hoca Yusuf’u kazanma yoluna gitti ama Çiriç takım oyuncusu olmadığını söyleyip yedek tuttu hep onu. Çünkü Yusuf eskisi gibi koşamıyor, az antreman yapmanın verdiği güçsüzlükle şut çekemiyor, çalımlarını ise yeterince çabuk atamıyordu. Yine de AEK ile oynadıkları ve ilk yarı 3-0 geride oldukları bir maçta, ikinci yarı oyuna girip 3 gol attı ve Çiriç’e; “Evet ben takım oyucusu değilim çünkü tek başıma takımım!” dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sansasyonel aşkları düşmüyordu magazin gündeminden. Basının oyuncağı olmuştu adeta. Hatta takım arkadaşı Vedat Okyar’la arasını açacaklardı bir kadın yüzünden... Ama Yusuf çok zekiydi gelmedi oyunlarına. Vedat’la aralarında hallettiler... Ondan dolayı Vedat Okyar “adam gibi adamdı” der onun için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilen bilir, bu kadar gürültü çok fazladır Beşiktaş için. Bundan sebep koparıldı çok sevdiği Beşiktaş’ından. Ama siyah beyazla ayrı düşmedi. İzmir’in Altay’ı açtı kapısını. İçinde kopan fırtınalara inat başı dik ayrılıyordu İstanbul’dan. Kendi düşen ağlamazdı çünkü... Korkut Göze yazmıştı; Havaalanında görmüş onu giderken. Cebini gösterip ”Beş parasızım, havaalanından beni almazlarsa otele bile gidemem...” demiş. Sevdiği şehirden, takımından, arkadaşlarından, sevenlerinden böyle ayrılmak olmazdı ya neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altay’da hiç Yusuf gibi oynamadı. Bir maç hariç... Beşiktaş’la yapılan antlaşmaya rağmen çok ısrar edip forma giydi eski takımına karşı. Maç boyunca Beşiktaş’lı oyuncuların hepsi Yusuf’u çok iyi tanıdıkları için onunla karşı karşıya gelmekten ısrarla çekindiler. Ne kadar çabalasalar da Yusuf maç içinde hemen hemen bütün oyuncuları çalımladı ayrı ayrı. Adeta zevk için çalım atıyordu, o gün onu sahada izleyenler kaleye doğru değil geçmek istediği oyuncuların üzerine doğru top sürdüğünü gözleriyle görmüşlerdi. Fazla uzamadı hasreti. Geri döndü... Arkadaşı Yılmaz Güney ona zor dönemlerinde moral olsun diye ”Arkadaş” isimli filminde küçücük bir sahnede rol verdi, boş içki şişesi, sigara paketleri ve yarı çıplak bir kadınla birlikte göründüğü sahne tam olarak kendisiyle özdeşleşmiş bir roldü. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345675571584977298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 359px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-nnBjOSZI/AAAAAAAAAyM/TAWuYsHDb2I/s400/mehmetyucee_yusufTunaoglu.jpg" border="0" /&gt;Bir yıl daha dayanabildi futbola, artık vücudu kaldırmıyordu çünkü. Son sezonunda daha çok işin gösteri kısmındaydı Yusuf... Basket potalarına ayağıyla uzaklardan basket atması, televizyonun ilk yıllarındaki bir programda topun geçebileceği kadar genişlikteki delikten topu geçirebilmesi üzerine gösteriler yapıyordu. Beşiktaş’ın bir Brezilya takımıyla yaptığı dostluk maçında sahaya çıktı. Brezilyalı oyuncular iri gövdesi ve kilolu haliyle dalga geçerek onu güreşçiye benzettiler. Bir yerde okumuştum, yetenek torna tezgahından da geçse yetenektir diye, işte Yusuf o gün onu gösterdi herkese, altı Brezilyalı’yı geçip gol asisti yaparak... Yıllar sonra Beşiktaş minik takımının başına getirildi. Atilla Gökçe, kendi tabiriyle yeşil gözlü kartalını bir gün antremanda çocukları çalım atmamaları için uyarırken görmüş... Yusuf’tan daha iyi anlatacak kimse olmazdı zaten çalım atmanın faydalarını da zararlarını da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Tunaoğlu Türk futbolunun bir devrine damga vurdu. Ama ne attığı gollerle ne de yaptığı transferlerle... Sadece bir yıldızın futbolumuzdan nasıl kaydığını izlettirdi bizlere, elastik lakaplı Rivelino gibi yetenekliydi ama George Best gibi yaşamayı tercih etti. Bu diyardan göçü de aynı yaşamı gibi hızlı oldu. Dost sofrasından kalkmıştı, son sohbetiydi, yenik düştü kalbine... Yaşamı boyunca müthiş çalımları konuşulsa da, hayata asla çalım atamadı Yusuf, defalarca denedi ama her seferinde geri dönmek zorunda kaldı. En büyük çalımı da yine kendisinden, Yusuf’tan yedi... İzleyenler izleyemeyenlere anlatsın Yusuf’u. Doğruların yanlışların daha iyi görülmesi için bir musibetin binlerce nasihatten daha etkili olduğunun canlı kanıtı olması için... Türk futbolunun asla unutmayacağı ve her anıldığında yüreklerin cız ettiği, yarım bıraktığı herşeyin, sevenlerinin içinde ukte olarak kaldığı bir sembol oldu Yusuf...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ın yüzüncü yılıydı. İzlediğim bir maçta, Sergen seri çalımlarla ceza sahasına girip topuğuyla bir pas çıkardı ve o pas gol oldu. Ama bende dahil kimse gole sevinmedik çünkü aklımız Sergen’in çalımlarında kalmıştı. İçimden “ah Sergen dedim, yeteneğini doğru şekilde kullansaydın bugün bambaşka yerlerdeydin. Ama yine de futbol tarihimizin en büyük isimlerinden birisin. Gelecek kuşaklardaki tüm Beşiktaşlılar bilecek ismini, bende anlatacağım eğer bir gün oğlum olursa...” Birden kafamı kaldırdım. Karşımda ki tribünde “Efsane” yazılı koca bir pankart ve yanımda babam, elimden tutmuş Yusuf’un Kel Nihat’a Galatasaray maçında attırdığı golü anlatıyor. İşte o anda anladım efsanenin ne demek, anlatılanların da neden efsane olduğunu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5330201081899990587?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5330201081899990587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/efsaneyusuf-tunaoglu.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5330201081899990587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5330201081899990587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/efsaneyusuf-tunaoglu.html' title='Efsane=Yusuf Tunaoğlu'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-m291x-5I/AAAAAAAAAx8/Lp6bLhMiqvk/s72-c/yusuf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4729093242185873375</id><published>2009-06-10T14:48:00.002+03:00</published><updated>2009-06-10T14:57:49.509+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>Döndüm!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-dsNpHPDI/AAAAAAAAAx0/gcWNQmfXjFU/s1600-h/eve_donus_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345664665613974578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 292px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-dsNpHPDI/AAAAAAAAAx0/gcWNQmfXjFU/s400/eve_donus_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İki haftayı geçkin süredir, RG yoğunluğu artı bazı sıkıntılardan ve vakitsizliklerden dolayı ara vermiştim yazmaya. Arada, lig bitti, şampiyon-düşen belli oldu, toz duman ortadan kalktı, transfer sezonu tüm ağırlığıyla gündemimizdeki yerini aldı, Topuz'lar, Rijkaard'lar Şehr-i İstanbul'a teşrif buyurdular, Real Madrid ikinci Los Galacticos devrine girdi vs. vs... Yorumlanacak, yazılacak onlarca konu var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle transfer sezonunda gözümüzün önünde yaşanan şu senin-benim kavgası mide bulandırıcı hale geldi. O yüzden onlardan ziyade uzun aradan sonra içimiz açılsın diyerekten bir efsane topçu portresi ile başlayacağım... &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4729093242185873375?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4729093242185873375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/dondum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4729093242185873375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4729093242185873375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/06/dondum.html' title='Döndüm!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Si-dsNpHPDI/AAAAAAAAAx0/gcWNQmfXjFU/s72-c/eve_donus_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-851359302965275935</id><published>2009-05-25T13:38:00.000+03:00</published><updated>2009-05-25T13:39:25.359+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Roland Garros günün fotoğrafı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Shp1SV6eDoI/AAAAAAAAAxs/8145QD3MU6g/s1600-h/b_Sharapova_0523_3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339709266181623426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Shp1SV6eDoI/AAAAAAAAAxs/8145QD3MU6g/s400/b_Sharapova_0523_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Geliyor demiştik, geldi!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-851359302965275935?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/851359302965275935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/roland-garros-gunun-fotograf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/851359302965275935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/851359302965275935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/roland-garros-gunun-fotograf.html' title='Roland Garros günün fotoğrafı'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Shp1SV6eDoI/AAAAAAAAAxs/8145QD3MU6g/s72-c/b_Sharapova_0523_3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4188716170078271764</id><published>2009-05-23T13:54:00.007+03:00</published><updated>2009-05-23T14:34:45.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bundesliga'/><title type='text'>Bundesliga bitiyor.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShfZ0Fh0_GI/AAAAAAAAAxk/wlN0iPvhqvM/s1600-h/schale_neu_468x345.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338975372131499106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShfZ0Fh0_GI/AAAAAAAAAxk/wlN0iPvhqvM/s400/schale_neu_468x345.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda hemen her hafta yazdık Bundesliga'yı. Avrupa'nın Major liglerinden bir tek o taşıdı heyecanı son haftaya. Çok büyük aksilik olmaz ise Wolfsburg şampiyon olacak. Geçen haftaki yazımda İçimden bir ses Bayern diyor demiştim. Açıkçası Wolfsburg'un şampiyon olmasını çok istememe rağmen olamayacağı hissiyatına kapıldığımdan sebep böyle yazmıştım. Bayern puan kaybetti ve son haftaya 2 puan geride girdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Puan kaybetmemiş olsa da Wolfsburg bugün yaralı Bremen'i yenip ulaşacaktı şampiyonluğa bence. Şimdi bir de beraberlik opsiyonu kazandılar. Bayern kendi sahasında bir diğer şampiyonluk adayı Stuttgart ile oynuyor. Stuttgart'ın şampiyonluktan ziyade bir de Şampiyonlar Ligi için ikincilik iddiası var. Bayern'in işi yine zor. Nasıl konsantre olurlar bilemiyorum ama Stuttgart çok formda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada Hertha'nın da Stuttgart'ın yenileceğini hesap ederek ciddi bir Şampiyonlar Ligi hesabına girdiğini hatırlatalım. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4188716170078271764?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4188716170078271764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/bundesliga-bitiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4188716170078271764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4188716170078271764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/bundesliga-bitiyor.html' title='Bundesliga bitiyor.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShfZ0Fh0_GI/AAAAAAAAAxk/wlN0iPvhqvM/s72-c/schale_neu_468x345.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-9181240368135249604</id><published>2009-05-22T09:44:00.011+03:00</published><updated>2009-05-22T12:42:44.651+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş Şampiyon ama...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZl-YM5r8I/AAAAAAAAAxE/efp7cMe-Thc/s1600-h/hentbol.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338566530617159618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZl-YM5r8I/AAAAAAAAAxE/efp7cMe-Thc/s400/hentbol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Play off finalinde İzmir Büyük Şehir Belediyesini 3-1 mağlup eden Beşiktaş 2008-2009 Henbol Süper Ligini şampiyon bitirdi. İki takım normal sezonu da puan puana tamamlamıştı...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sezon Beşiktaş'ın hentbol şubesi açısından altın yılı sanırım. &lt;strong&gt;Challenge Kupası'&lt;/strong&gt;nda oynanan yarı finalden sonra zor şartlara rağmen elde edilen bu şampiyonluk tüm Beşiktaşlı oyuncuların akıttıkları terin meyvesidir. Hepsini tek tek tebrik etmek lazım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zor şartlara rağmen dedim, çünkü çok değil 3.5-4 ay önce bu takım oyuncuları, antrenörleri, malzemecileri vs.. hiç bir şekilde ödeme alamıyorlardı. Mart ayında 10 aylık birikmiş borçlardan sebep bazı faaliyetler durma noktasına gelmişken başkanın güç bela ayırdığı bütçe ile yola devam edebildiler. Hatta bu dönemde gazetecilik yaptığını sanan aklı evvellerin &lt;a href="http://fanatik.ekolay.net/fanatik/BESIKTAS-Ac,-ama-Kartal_4_HDetail_33_127760_6.htm"&gt;komik haberlerine&lt;/a&gt; bile konu oldular. Fakat sonunda, Amerikan basketbol filmlerindeki klasik zor şartlara rağmen şampiyon olmayı beceren kolej takımları misali şampiyon oldu Beşiktaş. Ancak bu başarının devamlılığı için irdelenmesi gereken çok ciddi konular var.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Amatör Şube Gerçeği&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hiç unutmuyorum bundan bir kaç ay önceydi. Başkan Yıldırım Demirören telegol programına konuk olmuştu. Emeklerine sonsuz saygı duysam da o programa ve yapımcısı arkadaşa hiç ısınamadım. O yüzden başkanı orada görmek biraz hayal kırıklığı olmuştu. Herneyse konumuz bu değil. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Programda konu transferler falan derken Beşiktaş ve bütçesine geldi. Demirören'e göre futbol takımının gelir gider tablosunda sıkıntı yok. Beklentileri gayet güzel karşılıyor. Fakaaat diye bir virgül koyuyor ve ekliyor; "Amatör şubeler belimiz büküyor! Yıllık 10-12 milyon dolarlık bir mali külfetleri var bize" diyor. "Eğer bu olmasa futbol takımı gereken karlılığı bize yaratıyor ama ordan aldığımızı oraya harcıyoruz". Burada eklemek istediğim bir şey var ki gerçekten önemli; Başkan bunları söylerken asla ve asla amatör şubelerin varlığından rahatsız oluyormuş tarzında değil, sadece böyle bir gerçek var ve biz bunu kabulleniyoruz modunda konuşuyordu. Yani onların varlığından değil, durumlarından mutsuz. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338567196789286482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 385px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZmlJ4tplI/AAAAAAAAAxM/WdHmRuudvI4/s400/demir%C3%B6ren.jpg" border="0" /&gt;Fakat yine de bu noktada eleştirimizi getirelim. Siz eğer kongrede Beşiktaş Jimnastik Kulübü başkalığına aday olduysanız ve o titri aldıysanız herhangi bir platformda o armanın taşındığı formaları asla ayıramazssınız. Sizin nazarınızda futbol takımı ne ise briç takımı da o olmalıdır. Yoksa ben sadece futbolu yönetmeye adayım diyip öyle bir ayrılcalık isterdiniz kongreden. Üyeler de buna olur verirlerse o zaman çıkıp gerine gerine benim futbol takımım şu kadar lira karda derdiniz. Tabii bu işin hayal boyutu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğru olan Beşiktaş başkanının kulübünü bir bütün olarak ele almasıdır. Eğer amatör branşların maddi sıkıntıları kulüp karlılığını etkiliyorsa o zaman onları karlı hale getirmenin, en azından kendi yağlarıyla kavrulmalarının yolunu bulmak zaten sizin göreviniz sanırım, yanılıyor muyum?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki Beşiktaş amatör branşların neden paraya çeviremiyor? Anladığım kadarıyla öncelikli bir sponsor sorunu var kulüpte. Aslında ben sponsorluğu geçtim, Avrupa yarı finalisti, Türkiye Ligi şampiyonu hentbol takımının neden sürekli bir göğüs reklamı yok? Bir çok maçta boş formayla oynarlarken bazı maçlarda Cola Turka reklamını görüyoruz. Voleybolda durum hiç farklı değil. Hadi erkek takımı 2. ligden yeni çıkıyor da bayan takımının neden durumu vahim?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bakın 2004-05 ve 2005-06 sezonlarında Beşiktaş bayan voleybol takımı, Güneş Sigorta ve Eczacıbaşı gibi takımların hemen ardından geliyordu. Ancak bu tarihte Fenerbahçe'nin Acıbadem Sağlık Grubu ile imzaladığı ana sponsorluk anlaşmasından sonra ezeli rakibine yerini kaptırdığı gibi çok da gerilerde kaldı. Fenerbahçe nihayetinde bu yıl müessese takımlarını geçip şampiyon oldu. M. Ali Aydınlar gibi iyi bir Fenerbahçeli bu misyonu üstlendi ve belki kendi grubunun da hiç kolay yapamayacağı bir reklama dönüştürüverdi sponsor desteğini.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338567338426449250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZmtZhpPWI/AAAAAAAAAxU/Uko1Lck4X0o/s400/voleybol.jpg" border="0" /&gt;Peki, Beşiktaş'ın böyle bir gücü yok mu? Doğrusunu soralım; Beşiktaş voleybol takımına adını vererek finanse edecek bir şirket bulmak çok mu zor? Yoksa bu Demirören yönetiminin pazarlama zaafı mı? Bence ikincisidir. Yıldırım Demirören'e sormak lazım bir zamanlar Milangaz olarak voleybolun içinde değil miydiniz? Peki bu takımların en azından kendi masraflarını çıkartıp o çok üzüldüğünüz futbol gelirlerine darbe vurmalarını engelleseniz?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir başka örnek tekerlekli sandalye basketbol takımından olsun, 2005 yılına kadar olan İzmir Büyükşehir Belediyesi dominasyonunu yıkan ilk kulüp takımı olarak iki yıl üst üste şampiyon olduktan sonra Galatasaray'ın kurulup İzmir takımının neredeyse tüm oyuncularını bünyesine katmasıyla bir anda geri planda kalan takım olmuştur. Ezeli rakip Galatasaray iki yıllık mazisiyle 2009 yılını Dünya Şampiyonu olarak kapatırken, 7 yıllık Beşiktaş takımı onları izliyor. Sebep? Yetersiz transfer ve sponsorsuzluk...&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338567480824999026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZm1sAGrHI/AAAAAAAAAxc/Svq7pmDwNPo/s400/engelli+basket.jpg" border="0" /&gt;Erkek basketbol takımı ile ilgili meydana gelen Ülker hadisesini, elimde kesin bilgiler olmadığı için yazamıyorum fakat eğer söylenilenler doğru ise, Ülkerspor'un birleşeceği takım Beşiktaş idi. O fırsat da kaçmış...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak futbol takımının elde ettiği kazançların amatör şubeler tarafından hortumlanmasından en son muzdarip olacak kişinin Yıldırım Demirören olması gerekir. Geçen günlerde Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'ın adaylığını açıkladığı toplantıdaki bilançolarına gözüm çarptı. Amatör şube gelirleri diye bir bölüm var, yani Beşiktaş'ta amatör şubeler gider kalemiyken Fenerbahçe'de gelir ksımında duruyorular! Hem de genel bütçenin %24'ü gibi dev bir oranla. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yıldırım Demirören sanırım yolun gerçekten başında. Futbol takımının başarısı odaklı bir anlayışı ancak şampiyonluklar geldikten sonra değiştirmeye başlayacak. Açıkçası bu konuda çok haksızsın diyemiyorum ama amatör branşlara futbol ile birlikte sahip çıkan ilk başkan olma fırsatını kaçırdı. Beşiktaş bu konuda maalesef geride.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-9181240368135249604?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/9181240368135249604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/besiktas-sampiyon-ama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/9181240368135249604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/9181240368135249604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/besiktas-sampiyon-ama.html' title='Beşiktaş Şampiyon ama...'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShZl-YM5r8I/AAAAAAAAAxE/efp7cMe-Thc/s72-c/hentbol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-9036672930092566296</id><published>2009-05-21T09:36:00.008+03:00</published><updated>2009-05-21T13:37:40.126+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uefa kupası'/><title type='text'>Oradaydım; W.Bremen-S.Donetsk</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShUE8aPvujI/AAAAAAAAAwc/G9_-Hf-zOeE/s1600-h/1242855499_extras_albumes_1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338178369201617458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 261px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShUE8aPvujI/AAAAAAAAAwc/G9_-Hf-zOeE/s400/1242855499_extras_albumes_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öncelikle aylar öncesinden kopartılan bilet tantanasının ne kadar boş olduğunu dün çok iyi anladım. Zira maçın başlamasına bir kaç saat kala tanıdığım hemen herkesin bileti vardı maç için. Zaten stadın üçte ikisi bizdendi, geri kalanını böl ikiye Alman ve Ukraynalılar'ın sayısını bul. Yani öle aman aman "binlerce taraftar İstanbul'a akıyor" modeli yoktu tribünde. Öyle ki bilmem nerenin polis okulu, öğrencilerine bilet dağıtmış, yaklaşık 50-60 tane bıcır bıcır polis okulu öğrencisi bile tribündeydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada Maraton tribünün alt tarafında bulunan fenerbahçeli kardeşlerimi anmadan geçemeyeceğim. Önce Galatasaray kaşkollu bir taraftara yaklaşık 15-20 kişi saldırdılar. Hadi o bitti, daha sonra maç boyunca sahada Fener-Denizli maçı varmış havasında tezahüratlar başladı, yanımdaki Almanlar önce garip garip baktılar, sonra da uyuz oldular muhtemelen. Neden bu kendini ıspat çabası hiç anlayamadım. Bu stat bizim biz bağırırız psikolojisi mi? Valla açıkçası bana başka takım taraftarlarına saldırılması, sahada olmayan takımın için gırtlak patlatana kadar bağırılması gibi enteresan reaksiyonlar başka bişeyler hatırlattı. Her neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kadıköy'den yukarı çıkarken Shakhtar taraftarının mevcut dominasyonu, yoğurtçu parkına yaklaştıkça yerini Bremenliler'e bıraktı. Tam eski karakolun karşısındaki mekanlardan birine Werder pub tarzı bişey yapılmış, her taraf yeşil beyaz. Güzel ortamdı. Ben de taktım kaşkolumu arkadaşlarımı beklemeye başladım. Bu arada sokak satıcılarından bira alırken kazıklanmamaya çalışan Alman kardeşlerime yardımlarından dolayı, bir Bremen kaşkolu sahibi oldum... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında maçla ilgili hiç bişey yazasım yok. Şanssızlılığımız diyelim, rezil bir maç oynandı sahada. Neyse ki Werder tribününde olduğumuz için bir nebze de olsa taraftar güzelliği yaşadık. Bu arada taraftar güzelliği derken sakın yanlış anlaşılmasın. Werder Bremen taraftarı en iyi haliyle G.Antep seyircisine yakın bir duruş sergiliyor( Antep'i örnek vermemin sebebi, tezahürat kıtlıklarıdır). Shakhtar taraftarını ise ülke sınırlarında kategorize edebileceğimizi sanmıyorum. 120 dakikada toplam 3 kere "Shakhtar" diye bağırdılar. O tribünde olup maç sonunu beklemeden çıkan çok arkadaşım olmuş...&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338178447283088258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShUFA9H0a4I/AAAAAAAAAwk/lQ861kJQC_o/s400/1242844613_extras_albumes_0.jpg" border="0" /&gt;Lucescu klasik bir Avrupa Kupası maçı izlettirdi bize. Hatırlıyorum Türkiye'deyken Beşiktaş'ın UEFA maçlarında oynadığı kısır futbol için "Avrupa kupalarında tur böyle geçilir" demişti. Mantalitesinden birşey kaybetmemiş. UEFA kupası böyle kazanılır diyecektir yine soranlara. Tabii bunda Werder'in oynadığı rezil futbolun etkisi de büyüktür sanırım. Bremen taraftarı Diego'ya ne kadar kızssa azdır zira dün sahada olsa muhtemelen kupa el değiştirirdi. Bremen'de Naldo ve Frings haricindekiler tribünden dikkatimi çekmedi ama bir Mesut Özil vardı ki neyseki Milli Takım'ı tercih etmemiş dedirtti dün bize. Bu arada Bremen seyircisi Boenisch ve Pizarro'ya çok ayrı bir sevgi besliyorlar. Frings'e verilen karttan dolayı hakeme de epey bir tepkide bulundular, hatta hakem seremoniye çıkarken ıslıklandı.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338178757625936850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 291px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShUFTBPUe9I/AAAAAAAAAw8/7pZ6lV975DA/s400/1242850654_extras_albumes_0.jpg" border="0" /&gt;Maçın en güzel görüntülerinden biri seremoninin eski tarz yapılmış olmasıydı bence. Gerçekten çok hoşuma gitti. Shakhtar kupayı alıp tur atarken bizim tribünün önüne de gelme gafletinde bulundular, bizim tribünden de sahaya yabancı madde yağdı. Bu arada Lucescu'yu görünce deliren Fenerbahçeli taraftarları da anlıyorum adam bir Galatasaray, bir Beşiktaş şampiyonluğu kazandı kızmasınlarda napsınlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuçta eğrisiyle doğrusuyla UEFA finali idi izlediğimiz. Gönül isterdi ki, isim+taraftar olarak daha büyük takımları izleyelim. Olmadı, UEFA kupasının da kaderi bu diyip geçeceğiz...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-9036672930092566296?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/9036672930092566296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/oradaydm-wbremen-sdonetsk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/9036672930092566296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/9036672930092566296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/oradaydm-wbremen-sdonetsk.html' title='Oradaydım; W.Bremen-S.Donetsk'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShUE8aPvujI/AAAAAAAAAwc/G9_-Hf-zOeE/s72-c/1242855499_extras_albumes_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-3578190681590924540</id><published>2009-05-20T11:46:00.009+03:00</published><updated>2009-05-20T18:00:38.456+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='portre'/><title type='text'>Avrupa'da Türk futbolcusu ve Şükrü Gülesin gerçeği.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPhNZeHWXI/AAAAAAAAAwE/erw0obBu9Nk/s1600-h/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BC+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337857603655915890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 255px; CURSOR: hand; HEIGHT: 255px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPhNZeHWXI/AAAAAAAAAwE/erw0obBu9Nk/s400/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BC+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Türk futbolcusunun Avrupa macerası bambaşka bir analiz konusudur aslında. Bizim gibi duygusal memleket evlatlarının topçu tayfası Avrupa'ya uyum sağlamakta çok zorlanır maalesef. Simiti özleyenden tutun da gittiği yerde camii bulamadığından sebep dönmek isteyenine kadar çok çeşitli sıkıntılar sayesinde ilk uçakla sınırlarımıza girenleri hepimiz biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyseki son dönemde bu sıkıntılar bitti de nispeten başarılı olabiliyor oyuncularımız oralarda... Tugay ile başlayan istikrarlı Avrupalılık, Nihat ve muhtemelen Tuncay ile devam edecek gibi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uzun etmiym benim derdim Avrupa'da oynayan Türk futbolcusunun tarihi ile. Bir kaç ay önce iş dönüşü akşam saatlerinde spor radyolarından birini dinliyorum. Galatasaraylı programcı ile, radyoyu her açtığımda abartısız her programda karşıma çıkan yayın yönetmeni etiketli kişi ikili bir program yapıyorlar. Konu, Avrupa'da forma giymiş Türk futbolcuları. Önce günümüz futbolcularından bahsedip yukarda saydığım yurtdışında başarısız oluş hikayelerini anlattılar, hemen ardından da örnek olsun diyerek geçmişte yurt dışında forma giyen Türk büyüklerinden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Abiler perdeyi Can Bartu'dan açtılar, Metin Oktay'dan devam ettirdiler. Efendim ilkleri hatırlamak lazımmış, onların bizi oralarda nasıl temsil ettiklerini bizim futbolcularımıza anlatmalıymışız, Bartu'nun sinyor lakabını nasıl aldığını özümsemeliymişiz vs. vs. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında ilk etapta bakıldığında hepsi doğru, sonuçta bizi oralarda temsil etmiş olan önemli insanlardan bahsediyorlar. Fakat ben programı "tamam şimdi söylerler/söyleyecekler" hevesiyle dinliyorum. Zira Metin Oktay ve Can Bartu haricinde kimseden bahsetmediler henüz. Israrla beklediğim bir isim var, ama yok spor yorumcusu abiler Fenerbahçeli ve Galatasaraylı iki isimin dışına çıkmıyorlar ve yaklaşık 15 dakika sadece onlar üzerine konuşuyorlar. Ben sinirleniyorum, kendilerine ulaşmak için telefona sarılıyorum, sinirle telefon açacam diye kaza tehlikeleri atlatıyorum vs. ama bir türlü ulaşıp &lt;strong&gt;Şükrü Gülesin'i&lt;/strong&gt; unuttunuz mu? Yoksa tanımıyor musunuz diyemiyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Olsun eve gider gitmez oturuyorum bilgisayarın başına döşeniyorum bir mail. aynen şöyle;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Sayın....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3. Aralık Çarşamba akşamı saat 19.30 sularında arabada giderken radyonuzu dinlemekte idim. Bir beyefendi ile yaptığınız programda(inanın isimini hatırlamıyorum) konu Avrupa’ya giden futbolcularımız ve yaptıkları ile ilgiliydi... Yeni dönem ihraç topçularımız hakkında konuşuldu ve onlara örnek olarak üzerine basarak Can Bartu ve Metin Oktay verildi. Özellikle Can Bartu’nun bir milad olduğu ve başarılarının ne kadar önemli olduğu konuşuldu. Bütün bunları dinlerken hayrete düşmedim desem yeridir. Şimdi söylerler-söyleyecekler heyecanıyla dinlediğim ama bir türlü zikretmediğiniz o ismi ben size bu satırlardan hatırlatmak istiyorum. “Şükrü GÜLESİN”... Bu yanlışlığı ya da unutmuş olmayı rahmetli Şükrü Gülesin ve tüm Beşiktaşlılar adına düzeltmenizi ve yayında bildirmenizi rica ederim"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aradaki boşluklu bölümde Şükrü Gülesin'in aşağıda bahsedeceğim özelliklerini anlattım ve şöyle bir cevap aldım;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Fuat bey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgilendirmeyi .... ile paylaşıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önümüzdeki programda gereğini yapacaktır"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önümüzdeki programı dinledim fakat gereğinin yapıldığına şahit olamadım. Her neyse, zaten konuyu bu radyo programıyla sınırlandırmak değil amacım. Sadece bu tip reyting sahibi spor yayınlarında dahi önemsenmeyen bu konunun futbol severler tarafından unutulması, değerlerimizin unutulması anlamına geldiğini hatırlatmak istemiştim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şükrü Gülesin'in Can Bartu ve Metin Oktay'dan tam 10 yıl önce İtalya'ya gittiğini belirterek başlamak istiyorum. Yani Avrupa'da forma giyen oyuncularımızın milatlarından biri belki de ilkidir kendisi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında en önemli konu, ilk olması önderliği değil İtalya'da yaptıkları. Beşiktaş'ta forma giydiği 10 yılın ardından gittiği Palermo'da(ki daha sonra Metin Oktay'ın gittiği takımdır) 28 maçta 13 gol atıyor. Oynadığı futbol ve müthiş tekniği ile İtalya'nın gözde yabancıları arasına giren Şükrü bir sezon sonra Lazio'ya transfer oluyor ve orada da 29 maçta 16 gol atıyor. Yani neredeyse 2 maçta 1 gol! Özellikle kornerden atabildiği goller ile ünleniyor Şükrü. Bu performansı İtalya ligi gol krallığında iddialı bir yerde olması ve Lazio tarihinin en çok gol atan futbolcuları listesine girmesi için yeterli bir sebep. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337857673675282530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 284px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPhReUCGGI/AAAAAAAAAwM/02SzPgJwzc0/s400/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BC.jpg" border="0" /&gt; Bu tarihten sonra Laziolular ve İtalyan futbol severler tapıyorlar Şükrü'ye. Lazio kulübünün girişindeki onur listesine ismi yazılıyor ve bugün hala sergileniyor. Hakkında onlarca yazı yazılıyor ve neredeyse ağlanıyor Türkiye'ye döndüğünde. Sadece Şükrü'yü izlemek için İstanbul'a gelen İtalyan futbolseverler mevcut o dönemde. Ancak aynen şimdi olduğu gibi o dönemde de ülke sathında gereken ilgiye nail olamıyor maalesef...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir spor yazarı büyüğümüz televizyonda anlatmıştı, 2006 Dünya Kupası için gittikleri Almanya'da bir restoranda oturuyorlar bir kaç arkadaş. Konuşmalar ilerlerken Türk olduklarını anlayan bir İtalyan yanlarına yaklaşıyor, önce milliyetlerinden emin olup, başlıyor Şükrü'yü anlatmaya! Ben Lazio taraftarıyım diyor, yaşı bana yakın herkes çok iyi bilir Şükrü'yü. Bizim gazeteci abi şaşkınlığını üzerinden atınca bizim ülkemizde maalesef sizdeki kadar iyi tanınmıyor kendisi diyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337857817660591218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 306px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPhZ2szjHI/AAAAAAAAAwU/NhlczNPpQtE/s400/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BC-3.jpg" border="0" /&gt;O gün o radyo programını dinlerken bu konuşma geldi aklıma ve ne kadar doğru olduğunu örneğiyle anladım. Anlamayanlar için basit bir örnekleme de ben yapiym, bu; Şükrü Gülesin'in &lt;a href="http://it.wikipedia.org/wiki/%C5%9E%C3%BCkr%C3%BC_G%C3%BClesin"&gt;İtalyanca&lt;/a&gt; Wikipedia biyografisi, bu &lt;a href="http://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%93%D1%8E%D0%BB%D0%B5%D1%81%D0%B8%D0%BD,_%D0%A8%D1%8E%D0%BA%D1%80%D1%8E"&gt;Rusça&lt;/a&gt;, bu da &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9E%C3%BCkr%C3%BC_G%C3%BClesin"&gt;Türkçe&lt;/a&gt;. Aradaki farkları siz bulun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yabancıların bize bizden daha fazla değer verdiğine bir kez daha şahit oluyoruz ve üzülüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eklemeden geçemeyeceğim, üzerine basarak söylüyorum; Sadece giyim kuşamındaki düzgünlük ve beyefendiliği nedeniyle(oynadığı futbol için değil) Sinyor lakabını alan Can Bartu ile Palermo'da oynadığı yarım sezonda 3 gol atabilen ve hemen sezon sonunda geri dönen Metin Oktay karşısında Şükrü Gülesin'in onların onda biri saygı görmesi açıkçası Türk futbolunun bir ayıbıdır... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-3578190681590924540?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/3578190681590924540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/avrupada-turk-futbolcusu-ve-sukru.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3578190681590924540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3578190681590924540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/avrupada-turk-futbolcusu-ve-sukru.html' title='Avrupa&apos;da Türk futbolcusu ve Şükrü Gülesin gerçeği.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPhNZeHWXI/AAAAAAAAAwE/erw0obBu9Nk/s72-c/%C5%9F%C3%BCkr%C3%BC+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7457130961745608152</id><published>2009-05-20T11:26:00.003+03:00</published><updated>2009-05-20T11:33:09.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Maria Sharapova</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPACwu9XOI/AAAAAAAAAv8/EUHU1T8GWBE/s1600-h/36.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337821137038302434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPACwu9XOI/AAAAAAAAAv8/EUHU1T8GWBE/s400/36.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Warsaw Open, Legia Tennis Center 2009&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShO_KnRCQZI/AAAAAAAAAv0/433GMOtvTHI/s1600-h/www_harikasozler_net_-_Maria_sharapova_2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7457130961745608152?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7457130961745608152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/maria-sharapova.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7457130961745608152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7457130961745608152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/maria-sharapova.html' title='Maria Sharapova'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShPACwu9XOI/AAAAAAAAAv8/EUHU1T8GWBE/s72-c/36.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6655342549398226357</id><published>2009-05-19T20:47:00.007+03:00</published><updated>2009-05-20T14:51:14.230+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stadyumlar'/><title type='text'>Estadio Malvinas</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShMHuZ8oq3I/AAAAAAAAAvk/f1OZREgIWSo/s1600-h/PRE_estadio_jpg_874778526.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337618477184756594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 281px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShMHuZ8oq3I/AAAAAAAAAvk/f1OZREgIWSo/s400/PRE_estadio_jpg_874778526.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Stadyumlara olan ilgi alakamızdan sebeple blog yazmaya başladığımdan beri arada mabetlerle ilgili de bir kaç satır yazmayı koymuştum aklıma. Koymuştum da vakitsizlikten sebeple yazdığım 115 yazıdan sadece birini ayırabilmişim konuya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi ikinicisinde sıra; Mekan Blog ile benzer sebepten adaş olan Arjantin'in Mendoza şehirindeki Estadio Malvinas... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1976 yılında 78 Dünya Kupası için inşa edilmiş. Tabii o zamanki adı farklı: Ciudad De Mendoza. 48.000 kapasiteli ve tamamı Arjantin statlarına özgü şekilde koltuksuz yapılmış. Konum/kapasite açısından Dünya Kupasının en zayıf halkası görünümünde. Dolayısıyla kupa boyunca ev sahibi Arjantin'in yolu hiç düşmüyor Mendoza'ya. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk turda Hollanda, İran, İskoçya ve Peru'dan oluşan 4. gruba ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla 3-2'lik efsane İskoçya-Hollanda maçının ve Dalglish-Rep, Rensenbrink düellosunun, daha da önemlisi efsane Hollanda Milli Takımı'nın canlı şahidi oluyor Mendoza ahalisi. ikinci turda da bir Zico rüzgarı yaşıyorlar ve noktalıyorlar 1978'i... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1982 yılında İngiltere ve Arjantin arasındaki Falkland savaşında kaybedilen Arjantin askerleri arasındaki Mendoza popülasyonu sebebiyle şehirin en önemli yapısı olan stada Estadio Malvinas adı verildi ve stadın çeşitli yerlerine savaşta kaybedilen askerlerin adı asıldı...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mendoza şehiri 2006 yılına kadar 1. lige temsilci gönderememesinden sebep stat bu tarihe kadar 1 sezon Argentinos Juniors'a yaptığı ev sahipliği dışında neredeyse boş kaldı. 2006'da ise Godoy Cruz takımının 1i lige intikaliyle yeniden kullanılmaya başlandı. Bu yıl yapılacak düzenleme ile kapasite 35.000'e düşürülecek(yine kapasite düşürülmesi!)ve stat modernizasyonu sağlanacak. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337618604188827026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShMH1zEw_ZI/AAAAAAAAAvs/gzVnLcnaEh8/s400/olimpicocordoba5qb1.jpg" border="0" /&gt;El Diego'nun milli değerlerimizi yücelten bir isme sahip bu stadı ulusal takım maçları için de kullanmak gereklidir söylemi Estadio Malvinas'ın adının artık daha sık duylacağı anlamına geliyor. Gönül orada bir İngiltere maçı oynansın ister...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6655342549398226357?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6655342549398226357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/estadio-malvinas.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6655342549398226357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6655342549398226357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/estadio-malvinas.html' title='Estadio Malvinas'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShMHuZ8oq3I/AAAAAAAAAvk/f1OZREgIWSo/s72-c/PRE_estadio_jpg_874778526.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2629045286732322346</id><published>2009-05-17T22:04:00.008+03:00</published><updated>2009-05-17T23:31:08.847+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Ankaragücü-Beşiktaş:1-3</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336890245424578082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 357px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShBxZvPHfiI/AAAAAAAAAvM/PlBp_8HQi-I/s400/bobo.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Mustafa Denizli'nin son saniye hamlesiyle başladı karşılaşma. Biz gelen kadrolarda Ekrem'i görmüşken sahaya Toraman-Zapo-Gökhan-Üzülmez dörtlüsüyle başladı. Bilgilendirme, Ekrem'in sakatlandığı nedeniyle değişiklik yapıldığı yönündeydi, fakat maç sonunda hocanın açıklamasıyla anladık ki, değişikliğin sebebi Ankaragücü kadrosuymuş. Hikmet Karaman'ın dahiyane(!)3'lü hücumunu Mustafa Denizli bu şekilde karşıladı. İyi de etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İbrahim Toraman'ın sağ bek performansı ile başlamak istiyorum. Beşiktaş için en önemli pozisyon alternatiflerden biri haline geldi Toraman'ın o bölgedeki oyunu. Zira elinizde Ekrem gibi oynadığı yeri çok da umursamadan mücadele eden bir oyuncunuz varsa onun alternatiflerini oluşturmak çok önemli hale geliyor. Beşiktaş'ın hücumlarında Holosko içeri katederken sağ kanada hep Toraman destek verdi Ernst ile birlikte. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş'ta özellikle son maçlarda müthiş yardımlaşmalı bir futbol oynanıyor. Sağ kanada bugün Toraman, normalde Ekrem ve Ernst desteği, sol kanada kendini aşan Üzülmez bindirmeleri ve Tello yardımları, orta sahayı Cisse, Ernst ve Tello'nun parsellemesi bence başarıyı getiren etkenler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat bir takımın bu yolda giderken sorumluluk sahibi yıldızlara ihtiyacı vardır. Beşiktaş bu yıldızı hep Delgado olarak belledi ama Delgado hiç bir zaman o derece parlatamadı kendini. İki yıldır bas bas bağırıyordum, Tello sol açık etiketiyle forma giydiği her maçta en az 25-30 dakikasını &lt;strong&gt;orta sahada &lt;/strong&gt;geçiriyor ve çok da faydalı oluyor diye. Hatta ben Delgado'nun arkasını topluyor diyordum. Bu özelliğini gören Mustafa Hocayı tebrik etmek lazım, çünkü daha önce buna yeltenen bile olmamıştı. Tello inanılmaz bir futbol oynuyor, orta sahada pas dağıtmak tutun, sağ kanattan ve sol kanattan orta yapmaya kadar müthiş bir mücadele sergiliyor. Bence ayakta alkışlamak gerekli hatta artık bu görevi Tello'ya devretmeli...&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336890413185253858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 376px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShBxjgMYQeI/AAAAAAAAAvU/Egt6Cw-t0jU/s400/tello.jpg" border="0" /&gt; Yusuf'un performansını haftalardır takdir ediyoruz fakat sol kanatta olmadı. Takımda belki de göze batmayan tek oyuncuydu bugün. dolayısıyla şunu anladık ki, Yusuf sol kanat alternatifi olamaz. Eğer Beşiktaş Tello'yu bahsettiğimiz bölgede değerlendirecekse transfer politikası bile değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş toplu hücum edip toplu savunma yapmayı çok iyi yapabiliyor. Bunu bugün fazlasıyla gösterdiler. Özellikle ikinci yarı başındaki Ankaragücü baskısını savunurken bu özelliklerini güzel kullandılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş'ın maç kazanmayı öğrendiğini, iyi futbol oynadığını, formda olduğunu vs. hepsini geçelim. Beşiktaş takımında arkadaşlık had safhada. Şampiyonluk için belki de en gerekli dengelerden biri olan bu sinerji o soyunma odasında fazlasıyla mevcut. Bu, saha içindeki ve kulübedeki tüm görüntülerden açıkça belli oluyor. Yedek olan da, sahada olan da aynı motivasyonda ve bence şampiyonluğu getirecek en büyük etkendir bu.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336890572594532642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShBxsyCg0SI/AAAAAAAAAvc/U419qHokllU/s400/taraftar.jpg" border="0" /&gt;Mutlu son yolundaki en önemli virajlardan birini aldı Beşiktaş. Bir beraberlik opsiyonu olduğunu da gözönüne alırsak iş neredeyse bitti...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2629045286732322346?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2629045286732322346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ankaragucu-besiktas1-3.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2629045286732322346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2629045286732322346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ankaragucu-besiktas1-3.html' title='Ankaragücü-Beşiktaş:1-3'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/ShBxZvPHfiI/AAAAAAAAAvM/PlBp_8HQi-I/s72-c/bobo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6252441829868213547</id><published>2009-05-16T10:09:00.003+03:00</published><updated>2009-05-16T11:15:32.546+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bundesliga'/><title type='text'>İçimden bir ses Bayern diyor..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg518cNeCJI/AAAAAAAAAvE/vbKr69AHUsY/s1600-h/1899mue_DW_Sport_Mu_811395g.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336332289705904274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg518cNeCJI/AAAAAAAAAvE/vbKr69AHUsY/s400/1899mue_DW_Sport_Mu_811395g.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Futbolun adaleti pek yoktur derler ya, onun tecellisini izleyeceğiz gibi bir his var içimde. Allah biliyor ya pek haz etmem Bavyera ahalisinden. Fakat nedense bir türlü Wolfsburg'un şampiyonluğuna ermiyor aklım, hani açıkçası olamayacaklar gibi geliyor. Bu duygularım da Magath'a olan antipatim etkili midir bilmiyorum ama ben herşeye rağmen Wolfsburg'un şampiyonluğunu istiyorum...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Almanya'da dananın kuyruğu bugün kopar diye düşünüyorum. Zira zirvenin ortakları Bayern ya da Wolfsburg'dan birinin puan kaybettiği takdirde son hafta ikisinin de evinde oynayacağını ve galibiyetle bitireceklerini düşünürsek bu haftayı lider kapatan ligi de öyle kapatır düşüncesindeyim. Takımlardan birinin puan kaybı halindeyse ikincilik bile tehlikede. Arkada Stuttgart ve Hertha tetikte beklemekteler... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Buyrun Bundesliga puan durumu ve son iki hafta maçları;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336322810409972466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 312px; CURSOR: hand; HEIGHT: 298px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg5tUrFM8vI/AAAAAAAAAu8/QkZs-gcAPQ4/s400/puan+tablosu.bmp" border="0" /&gt;&lt;strong&gt;33. Hafta:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Hannover-&lt;strong&gt;Wolfsburg &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hoffenheim-&lt;strong&gt;Bayern&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Stuttgart-&lt;/strong&gt;E.Cottbus&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Hertha&lt;/strong&gt;-Schalke&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;34. Hafta:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Wolfsburg&lt;/strong&gt;-Köln &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bayern&lt;/strong&gt;-Hamburg&lt;/p&gt;&lt;p&gt;E.Frankfurt-&lt;strong&gt;Hertha&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;B.Mönchengladbach-&lt;strong&gt;Stuttgart&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6252441829868213547?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6252441829868213547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/icimden-bir-ses-bayern-diyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6252441829868213547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6252441829868213547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/icimden-bir-ses-bayern-diyor.html' title='İçimden bir ses Bayern diyor..'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg518cNeCJI/AAAAAAAAAvE/vbKr69AHUsY/s72-c/1899mue_DW_Sport_Mu_811395g.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8939622253074695930</id><published>2009-05-15T23:28:00.004+03:00</published><updated>2009-05-16T00:10:12.075+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bank asya'/><title type='text'>Play off finali:Karşıyaka-Kasımpaşa</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg3Z5QhzX4I/AAAAAAAAAu0/SVaahV9H9Kc/s1600-h/kasimpasa_ksk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336160711216422786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg3Z5QhzX4I/AAAAAAAAAu0/SVaahV9H9Kc/s400/kasimpasa_ksk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu Play offların sosyolojik bir analizinin yapılması lazım bence mutlaka. "Ulan bütün sezon kovaladık ettik, haybeye saldırıp sakata gelmeyelim, tedbiri elden bırakmayalım" psikolojisiyle, sahada sadece gol yememeye konsantre olmuş takımlar görüyoruz. Bu seneye mahsus olmayan bu Play off psikolojisi maçların seyir zevkini tabana indiriyor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herşeye rağmen finalin adı tam istediğim gibi oldu. Ben Play offların futbol şenliği olduğunu düşünüyorum. Özellikle başka şehirlerde oynanmasından sebep oralara akan taraftarların cefakarlıkları hoşuma gidiyor. Bu bağlamda dört takım içindeki en güzel taraftar organizasyonu olan ekipler finaldeki yerlerini aldı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Madem futbol kıt, o yüzden taraftardan dem vurarak açıklık getirmek istedim bu finale bakışıma...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine az futbollu bir final, belki penaltılar eşliğinde son bulacak. Fakat bu defa gönlüm özellikle dün yaşadığım enfes İzmir gününden sonra sadece Türkiye Kupası finali için değil, her yıl bir defa da bir Süper Lig maçı için ziyaret etmek istediğim bu şehirden ve onun takımı Karşıyaka'dan yana...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8939622253074695930?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8939622253074695930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/play-off-finalikarsyaka-kasmpasa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8939622253074695930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8939622253074695930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/play-off-finalikarsyaka-kasmpasa.html' title='Play off finali:Karşıyaka-Kasımpaşa'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg3Z5QhzX4I/AAAAAAAAAu0/SVaahV9H9Kc/s72-c/kasimpasa_ksk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6100881314640695755</id><published>2009-05-15T12:02:00.004+03:00</published><updated>2009-05-15T12:49:40.712+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye kupası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fenerbahçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>F.Türkiye Kupası 2009 İzmir</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg06UG5BqcI/AAAAAAAAAus/q3Fn2OkzIj0/s1600-h/fortis_turkiye_kupasi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335985250625497538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 276px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg06UG5BqcI/AAAAAAAAAus/q3Fn2OkzIj0/s400/fortis_turkiye_kupasi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Hava güzel, İzmir, özellikle de Kordon hepsinden güzel" diye başlamak istiyorum. Öncesiyle, sonrasıyla yaşattıklarıyla 2006'daki finalden daha güzel olacağı hiç aklıma gelmemişti açıkçası... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Muhtemelen uçakla gelip şehire en erken intikal edenlerdendik biz. Saat 10.40 gibi İzmir'de 11.00 gibi de Kordon'daydık. Saatin erken olmasından mütevellit iki takım taraftarları da ortak mekanlar kullanıyorlardı, alkol tüketimi ise çoktan başlamıştı. Havanın müthiş sıcaklığı soğuk bira tahriki oluşturduğundan "bu saatte içilmez ya" yalanlarına kendimiz de inanmayıp başladık alkol mesaisine. Bu arada, Erman Toroğlu da gözümün iliştiği bir mekanın bir yanında hiç de öle gözlerden ırak olmayan bir şekilde yudumluyordu bişeyler. Hocam çok cesursunuz dedik, "neden?" diye cevap verdi. Alkol sabahtan alınmaya başlanmamalı işte...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlerleyen saatler taraftarların mekan farklılıklarını su yüzüne çıkartırken, Fenerbahçeliler'in 2006'ya nazaran sayıca daha üstün olduğu da gözüme çarptı, ancak Beşiktaşlılar klasik bir toparlanma ile Kordon'un bir bölümünü semt pazarına çevirmeyi başardılar. Güzel giden günün bir bölümünde sıcak çatışmaya namzet 1-2 durum olduysa da ortaya çok büyük bir olay çıkmadı... Genel itibarıyla iki takım taraftarları içiçeydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada Fenerbahçe formalı bir İngiliz arkadaşı yakaladık. West Ham taraftarıymış ama burada yaşıyor ve deplasmanlara gelebilecek kadar Fenerbahçeli. Biraz Millwall-West Ham geyiği çevirirken, İngilizler'in bu rekabet konusunda son derece hassas olduğunu da anlamış oldum. Zira elemanın suratına her Millll-Walllll diye bağırdığımızda son derece ciddi bir yüz ifadesi ile "bakın gerçekten düşman olacağız" diyordu, öptük yolladık. Alkolün etkisi ilerleyen saatlerde öptüğüm insan sayısını artırdı sanırım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Maç hakkında yazacak fazla birşey yok sanırım. Beşiktaş hakederek rahat bir galibiyet aldı. Sezon başından beri Aragones'i eleştirenlere kızıyordum, sonuçta elindekiyle en iyi yapmaya çalıştığını düşünüyordum. Fakat bu maçta eleştirinin en babasını haketti. Benim bildiğim, çok ciddi başka bir hedefi olan takımlar, amaçsız çıktıkları maçlarda yedek oyuncu oynatırlar. Fenerbahçe'nin bu sezon alabileceği tek kupa olan Türkiye Kupası için takımın bütün imkanlarını seferber etmesi en normali olacaktı. Fakat sayın Aragones kendisini tüm eleştirenleri haklı çıkartan şok bir kararla kaleyi ikinci kaleci olan Volkan Babacan'a verdi. Volkan da iki golü maalesef hatalı şekilde yedi. Maçta tarihi bir fark olmaması muhtemelen kendisinin şansıdır. Bu saatten sonra Anti-Aragonesci kimsenin ağzını kapatmak mümkün değil. Fenerbahçe şimdiden yeni hocasını bulmalı...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu yıl her haliyle güzel bir kupa günü yaşadık. Kupa finali her sene İzmir'de olsun bence. Çünkü gerçekten o mevsimde müthiş güzel bir ortam oluyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6100881314640695755?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6100881314640695755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/fturkiye-kupas-2009-izmir.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6100881314640695755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6100881314640695755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/fturkiye-kupas-2009-izmir.html' title='F.Türkiye Kupası 2009 İzmir'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sg06UG5BqcI/AAAAAAAAAus/q3Fn2OkzIj0/s72-c/fortis_turkiye_kupasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6368217242198060375</id><published>2009-05-12T15:53:00.003+03:00</published><updated>2009-05-12T16:18:33.609+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Olmasaydı sonumuz böyle...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SglxaFillFI/AAAAAAAAAuk/DxB_ZubYV2s/s1600-h/bad-trip-pour-gasquet_actus.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334919926574847058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SglxaFillFI/AAAAAAAAAuk/DxB_ZubYV2s/s400/bad-trip-pour-gasquet_actus.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Junior zamanlarında Dünya'nın gelecek vaad eden en iyi oyuncuları arasında yer alıyordu. Profesyonel kariyerine de bu tezi yanıltmayacak bir performansla başlamıştı. Fakat yıllar geçtikçe beklenen üst seviye başarılar gelmedi tam tersi gittikçe geriye giden bir performans çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATP turun en önemli isimlerinden bir idi Richard Gasquet... Şimdilerde &lt;strong&gt;kokain&lt;/strong&gt; suçlamasıyla karşı karşıya. Mart ayında Miami Master Series esnasında yapılan testte pozitif sonuçla karşılaşan Gasquet'e 2 yıl tenisten men cezası verilmesi bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız raket ise suçsuzluğunu ıspat edeceğini ve kendini tekrardan kanıtlayacağı fırsatı beklediğini söyledi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi son yıllardaki gerilemenin sebebini kendi kendimize sorarken, hiç yoktan yoracak bir şey bulduk. Açıkçası çok üzüldüm Babyface için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6368217242198060375?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6368217242198060375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/olmasayd-sonumuz-boyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6368217242198060375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6368217242198060375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/olmasayd-sonumuz-boyle.html' title='Olmasaydı sonumuz böyle...'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SglxaFillFI/AAAAAAAAAuk/DxB_ZubYV2s/s72-c/bad-trip-pour-gasquet_actus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7730605332392061121</id><published>2009-05-11T16:51:00.004+03:00</published><updated>2009-05-11T17:16:30.994+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş vs. UEFA Finalistleri.</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7 Eylül 2008&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beşiktaş&lt;/span&gt;:&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Shakhtar Donetsk&lt;/span&gt;:&lt;span style="font-size:130%;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334565308004180546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sggu4ka2IkI/AAAAAAAAAuU/KnX1SSk_KWk/s400/news_manset_resim_zr_Si01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;15 Ocak 2009&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Beşiktaş:2 Werder Bremen:1&lt;/strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334569619418058450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 355px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SggyzhsBDtI/AAAAAAAAAuc/tdGQJxrBR-4/s400/wreder.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7730605332392061121?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7730605332392061121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/besiktas-vs-uefa-finalistleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7730605332392061121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7730605332392061121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/besiktas-vs-uefa-finalistleri.html' title='Beşiktaş vs. UEFA Finalistleri.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sggu4ka2IkI/AAAAAAAAAuU/KnX1SSk_KWk/s72-c/news_manset_resim_zr_Si01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-7507552493498805577</id><published>2009-05-11T12:09:00.001+03:00</published><updated>2009-05-11T12:11:09.407+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basketbol'/><title type='text'>Luis Scola</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgfrfxEdj3I/AAAAAAAAAuM/N5w7TqvpoGw/s1600-h/scola1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334491214624165746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgfrfxEdj3I/AAAAAAAAAuM/N5w7TqvpoGw/s400/scola1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-7507552493498805577?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/7507552493498805577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/luis-scola.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7507552493498805577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/7507552493498805577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/luis-scola.html' title='Luis Scola'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgfrfxEdj3I/AAAAAAAAAuM/N5w7TqvpoGw/s72-c/scola1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6886460732613772298</id><published>2009-05-09T21:01:00.006+03:00</published><updated>2009-05-09T21:28:11.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Ben, "Ben demiştim" demeyi seviyorum!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgXLC21gJaI/AAAAAAAAAuE/wme1w43lHzk/s1600-h/764906330487.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333892583630316962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 211px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgXLC21gJaI/AAAAAAAAAuE/wme1w43lHzk/s400/764906330487.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; "Ben demiştim demeyi sevmem ama..." Minvalli cümleleri sevmem. Söyleyen adam çıksın ben demiştim desin ne var bunda ayıp mı?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu bağlamda Sivasspor'un puan kaybedeceğini, onu da geçtim "kolay fikstür" kavramının yalan olduğunu bu satırlara defalarca &lt;a href="http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/her-sene-adettendir-sezonun-2.html"&gt;yazdım&lt;/a&gt; İBB maçının Sivasspor için çok zor maç &lt;a href="http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/danann-kuyrugu.html"&gt;olduğunu da...&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şahsi kanaatim Sivasspor'un şampiyonluk yolunda ağır bir yara almasının ötesinde Şampiyonlar Ligi'ni de ciddi zora soktuğudur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mustafa Denizli de biraz önce canlı canlı anlattı "Bu takım şampiyonluğu bırakmaz" diyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayırlısı!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6886460732613772298?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6886460732613772298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ben-ben-demistim-demeyi-seviyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6886460732613772298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6886460732613772298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ben-ben-demistim-demeyi-seviyorum.html' title='Ben, &quot;Ben demiştim&quot; demeyi seviyorum!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgXLC21gJaI/AAAAAAAAAuE/wme1w43lHzk/s72-c/764906330487.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-3239360152513252501</id><published>2009-05-09T14:53:00.003+03:00</published><updated>2009-05-09T15:48:37.308+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><title type='text'>Dananın kuyruğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgV7ee1kS3I/AAAAAAAAAt8/_EK_1VmCJ5Q/s1600-h/harry.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333805097294252914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 251px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgV7ee1kS3I/AAAAAAAAAt8/_EK_1VmCJ5Q/s400/harry.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Aslında O kuyruk bu gidişle bir kaç kere daha kopar. Fakat lig başladığından beri ilk defa şampiyonluk yarışının kokusunu alabildik. Hava güzel, mevsim Mayıs en önemlisi 8 maç aynı saatte oynanıyor 5 tanesi de televizyonda! Bu lig sonlarının değişilmez ritüeli de gelip çattığına göre artık ligin rengi de belli oluyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu akşam oynanacak maçlar bize biraz fikir verir mi? Sorusu tüm futbol severlerin zihinlerini fazlasıyla meşgul ediyordur sanırım. Nersinden bakarsak cevplaması zor bir soru. Fakat şöyle bir gerçek var o da Beşiktaş'ın "Sivas kaybedince strese giriyoruz bahanesinden", "Sivas'ın gündüz ve de sıcakta oynadık" serzenişlerine takımların haftalardır puan kayıplarına uydurdukları kılıfların bu hafta ortadan kalkacağı. Zira herkes aynı saatte eşit şartlarda mücadele edecek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sivassspor'un kendi sahasında nispeten zayıf bir ekip olan İBB ile oynaması Beşiktaş'a nazaran avantaj görünebilir ve böyle olduğunu düşünenler de çoğunlukta. Fakat küme düşmenin eşiğinde bulunan Belediye ekibi ülkenin yüksel profilli maçlardan puan alma konusunda en uzman takımı. Bunu bir çok mücadelede ıspatladılar. Herkes Sivasspor'un Trabzon karşısında aldığı galibiyeti konuşurken biz her rakibi Trabzon olmayacak demiştik. Nitekim geçen hafta aldıkları mağlubiyet bunun ıspatı oldu. O sebeple ben bu hafta da çok rahat bir maç kazanabileceklerine ihtimal vermiyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş'ın ise durumu malum. Denizli'nin tabiriyle travma geçiriyorlar ama çıkmaları gerek! Daha önceki yıllarda o travmaların hiçbirinden çıkamadı Beşiktaş. Bir mağlubiyet herşeyin sonu olmuştu herseferinde, ve çorap söküğü gibi gelmişti arkası. Bu yıl Mustafa Hoca bu konuda emniyet sübabı görevi görecek, çünkü buna mecburlar. Eh artık Sivas kaybetti stres olduk bahaneleri de yok! Daha önce 3 golle mağlup ettikleri Ankaraspor'u yine yenebilecek kapasiteye sahipler. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-3239360152513252501?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/3239360152513252501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/danann-kuyrugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3239360152513252501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3239360152513252501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/danann-kuyrugu.html' title='Dananın kuyruğu'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgV7ee1kS3I/AAAAAAAAAt8/_EK_1VmCJ5Q/s72-c/harry.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4486543279203782313</id><published>2009-05-09T09:29:00.009+03:00</published><updated>2009-05-09T10:39:09.629+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><title type='text'>Old Firm 14.30'da! G.Rangers-Celtic</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgUoAOVsAdI/AAAAAAAAAtk/CJffc203u7s/s1600-h/rangers+celtic.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333713318004392402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 315px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgUoAOVsAdI/AAAAAAAAAtk/CJffc203u7s/s400/rangers+celtic.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; F dergi için yazılar yazarken ağırlıklı derbiler üzerine kalem oynatırdım. Severim derbileri ve derbi olmalarına sebep olan hikayelerini. Bir çok coğrafyada farklı nedenlerle kutuplaşırlar kulüpler, kimi 120 yıl önce kurulurken diğerinin sahasından kovulmuştur, kimi işçi hareketi sırasında yoldaşlarına ihanet etmekten sebep ayrılmıştır diğerinden, kimi sağcıdır kimi solcu, bazen de zenginle fakir...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu nedenlerin birçoğu tarihsel sebepler olduğundan günümüze gelirken yanlarında sadece "sebep" yaftasıyla taşınır. Aslen artık bir sebep yoktur düşmanlık için. İşte bu anlamda belki de tektir Glasgow derbisi. İki farklı dine, politik görüşe hatta belki de gizliden gizliye iki farklı millete sahip İskoçya vatandaşlarının oluşturduğu dinamikler üzerine kuruludur. Bugün hala gündemden düşmeyen Protestan-Katolik ayrımının taraflarıdırlar. Rekabet İskoçya parlamentosundan tutun da, kilise çatışmalarına kadar gider. E bir ülkenin en tepesinde bile hasıl olan ayrılık Glasgow sokaklarına direkt &lt;strong&gt;nefret&lt;/strong&gt; olarak yansır. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333725057327462962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 279px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgUyriuaejI/AAAAAAAAAt0/H4XslPQxgE0/s400/celtic-rangers.jpg" border="0" /&gt;Ezeli düşmanlar bugün Rangers'ın yani Katolikler'in evi olan Ibrox'da kapışıyorlar. Bir olağanüstü gün daha İskoçya için. İrlanda yurtseverleri ayrılıkçı Celticliler-İskoç milliyetçileri Rangerslılar'a karşı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Old Firm'i gördüğüm en iyi şekilde yorumlayan sevgili Ali Ece'nin bu derbi üzerine enfes bir yazısı vardı. Bekledim ama şu saat itibarıyla blogunda yok yine de ilerleyen dakikalarda olabilme ihtimaline karşın &lt;a href="http://aliece.blogspot.com/"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4486543279203782313?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4486543279203782313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/old-firm-1430da-grangers-celtic.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4486543279203782313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4486543279203782313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/old-firm-1430da-grangers-celtic.html' title='Old Firm 14.30&apos;da! G.Rangers-Celtic'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgUoAOVsAdI/AAAAAAAAAtk/CJffc203u7s/s72-c/rangers+celtic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-188241381557556029</id><published>2009-05-08T10:26:00.015+03:00</published><updated>2009-05-08T15:25:53.370+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galatasaray'/><title type='text'>Yanlışları ile Galatasaray!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP2UdaAhDI/AAAAAAAAAtE/63uxU_bfYNw/s1600-h/adnan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333377215088329778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 298px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP2UdaAhDI/AAAAAAAAAtE/63uxU_bfYNw/s400/adnan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Birşeyleri istemek için önce birşeyler yapmış olmak lazım. Ben bu söze çok inanırım, yani gökten inmeyecektir beklenenler, bizim de yukarı doğru bir adım atmamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kulüplerimiz maalesef bu zihniyeti edinmemekte sonuna kadar direniyorlar. Bizim amacımız belli; Her 3. Dünya ülkesinin futbol anlayışı gibi alt yapı, hazırlık, alışma, gelişme, tecrübe kazanma kavramlarının alayına gider yapıp kısa zamanda başarı odaklı bir vaziyet bizimkisi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sezon başından beri gördük sırasıyla Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor hoca gönderdi. Fenerbahçe göndermedi, göndermedi de ne yaptı? Arkasında mı durdu? Hayır. Sezon sonunda onlar da yollayacaklar. Yani yok birbirimizden farkımız. İşin enteresan tarafı bu takımlar ligin ilk altısının beş tanesi!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dediğim gibi hepsi birbirinin aynı lakin Galatasaray'ı belli sebeplerden az da olsa kayırasım var. Hepimizin malumu Herr Skibbe aldığı başarısız(!) sonuçların ardından gönderildi takımdan. Gönderildiği hafta Galatasaray Kocaelispor'a 5-2 mağlup olmuştu, fakat şampiyonluk yarışının tam da göbeğindeydi, UEFA kupasında 3. turdaydı ve Bordeaux ile deplasmanda 0-0 berabere kalarak avantajla dönmüştü Fransa'dan. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333377636633443234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 290px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP2s_yMe6I/AAAAAAAAAtM/ZaFxj2SSPxg/s400/skibbe.jpg" border="0" /&gt;Fakat yönetim hocaya daha fazla katlanamayacağına inanarak hemen maçın ertesinde fesh etti sözleşmeyi. Skibbe en azından Bordeaux maçında takımımın başında olayım dediyse de "olmaz!" emri verildi yukarılardan. Peki dedi hiç değilse müsaade edin de vedalaşayım oyuncularımla bir toplantı yapalım. Neyseki ona izin verildi ve Michael Skibbe apar topar yollandığı takımını son defa topladı. Detayını bilmem ama o toplantı da çok topçunun gözünün dolduğu söyleniyor, zira Florya sakinleri Skibbe'yi çok seviyorlardı. Bunu sağdan soldan çok duymuştum da Hakan Şükür söylediğinde iyice inanmıştım. Bir abi kardeş ilişkisi vardı oyuncularla aralarında. İkinci Bordeaux maçının hemen ertesinde Ayhan ve Arda'nın turu ona hediye etmelerinden ve onun da bu turda hakkı vardır kelamlarından belliydi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak olan oldu taraftarın tepkisi Skibbe gönderilerek yatıştırıldı. Öyle ya yönetimin istifa edecek hali yoktu, e topçuları da gönderemezlerdi tek suçlu olan hocaya verildi yol!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333378059785139938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 356px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP3FoJa9uI/AAAAAAAAAtU/nRY4Ut5mz2I/s400/bulentimza.jpg" border="0" /&gt;Olabildiğince hızlı hoca arayışına girildi ve çok da üzerinde düşünülmeden Polat'ın tek başına kararı ve konuşmasıyla camianın asla hayır diyemeyeceği kulübün cesur yüreği Bülent Kormaz getirildi takımın başına. Valla sizi bilmem ama Bülent imza atarken aklıma Rıza Çalımbay, Oğuz Çetin, Rıdvan Dilmen falan geliyordu. Biz bu filmi görmüştük, aslında yönetim de görmüştü de popülizm ve günü kurtarma anlayışı adına bulunmaz nimetti Bülent Korkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cesur yürek adım atar atmaz Ali Sami Yen'e bir gümbürtüdür koptu. Pankartlar asıldı, tribünler adını haykırdı vs. Yönetimin planı tutmuştu, ilk dalga atlatılmıştı. Bülent'in geçmiş teknik direktörlük maceraları unutulmuştu çoktan. Galatasaray gibi büyük bir takımın başına kurtarıcı olarak gelen isim henüz hocalık kariyerinde yarım adım dahi atamamış Bülent Korkmaz ise biraz düşünmek gerekliydi ama maalesef kimse düşünmedi. Sadece bir Beşiktaşlı arkadaşım Bülent imza atar atmaz mesaj çekmişti bana "Galatasaray'da çekildi şampiyonluk yarışından" diye! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Burada yazık edilen takım taklavattan ziyade Bülent Korkmazın ta kendisi aslında. Böyle büyük bir baskı, bu alanda tecrübesi yerlerde olan bir insana verilince sonuçlar hiç de olumlu olmadı tam da düşündüğüm gibi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında hep iddia ettim Galatasaray'ın kadro kalitesi bırakın Süper Lig'i, UEFA kupasında bile hiç bir takımda bulunmuyordu. Özellikle Lincoln-Kewell-Arda-Baros dörtlüsünün "top oynadığı" herhangi bir maçı Galatasaray'ın almama şansı yok gibiydi. Şimdi kimse kalkıp sakatlıklar falan demesin bana. Tamam etkisi mutlaka olmuştur ama Galatasaray'ın el altından hep gıpta ettiğim bir ruhu var. Koyduğunuz her oyuncu 10 yıldır orda oynuyormuş havasında mücadele ediyor. Yani koca Galatasaray bir Servet yüzünden mi buralara kadar geriledi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333378336250952354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 369px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP3VuEAeqI/AAAAAAAAAtc/zMPjJiUUP8I/s400/lincoln_adnanpolat_samimi.jpg" border="0" /&gt;Lincoln'un kaybedilmesinde kendi sorumsuzluğunun, Baros'un performansının düşmesinde kendine bakmamasının, Arda'nın hababam ceza almasında da yine kendi şahsının hatası vardır mutlaka. Her sene görmekten bıktığımız Fener maçı görüntülerinin de sorumlusu sadece taraftardır zaten. Yönetim ve teknik kadro bunuları asla engelleyemezdi! Şimdi soruyorum; Skibbe gitmemiş olsaydı görüntü bundan daha mı kötü olurdu? Bence olmazdı, sizce de olmazdı muhtemelen. Zaten kimsenin Skibbe ile bir derdi yoktu da işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herkes şapkasını önüne alıp düşünsün derler ya, bence Galatasaray taraftarı bunu harbiden yapsın. Yönetimi demiyorum çünkü onlar herşeyin zaten farkında. Şimdi tırım tırım hoca arıyorlar ki yeni sezona onunla başlasınlar. Olan Bülent Korkmaz'a, gül gibi kadroya ve de nihayetinde taraftara oldu, yazık.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-188241381557556029?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/188241381557556029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/yanlslar-ile-galatasaray.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/188241381557556029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/188241381557556029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/yanlslar-ile-galatasaray.html' title='Yanlışları ile Galatasaray!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgP2UdaAhDI/AAAAAAAAAtE/63uxU_bfYNw/s72-c/adnan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-229036886523949691</id><published>2009-05-08T00:50:00.004+03:00</published><updated>2009-05-08T01:02:53.239+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uefa kupası'/><title type='text'>Shakhtar-Bremen Kadıköy'de</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNaQ32wskI/AAAAAAAAAs8/uz3psngntRY/s1600-h/827875_biglandscape.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333205629654839874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNaQ32wskI/AAAAAAAAAs8/uz3psngntRY/s400/827875_biglandscape.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Açık konuşayım Hamburg'u istiyordum finalde. Çok sevdiğimden değil de, taraftarı düzgün bir takımın ziyaret etmesini istediğimden topraklarımızı. Belki St.Pauli atkıları falan gösterip tilt ederdik kendilerini ya da 2 bira ısmarlardık rıhtımda... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Olmadı, Werder geliyor, Shakhtar ile birlikte. Taraftar açısından baktığımızda Bremen'in biraz daha önde olduğu kesin. Bende de lisede AFS değişimiyle sınıf arkadaşım olan Bremenli Tobias kardeşimin hediye ettiği atkı var. Hala dolabımda, ksımet bugüneymiş çıkaralım ufaktan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Futbol açısından baktığımızda da nispeten "büyük" takım olan Bremen'i ağırlamak daha keyifli. Tabii diğer tarafta da canımız ciğerimiz Luce'miz var. Neresinden bakarsanız iyi maç. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ha unutmadan Fenerliler'e müjde, Diego'yu statlarında seyretme şansını yakaladılar. Yoksa geleceği yoktu arkadaşın. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-229036886523949691?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/229036886523949691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/shakhtar-bremen-kadkoyde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/229036886523949691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/229036886523949691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/shakhtar-bremen-kadkoyde.html' title='Shakhtar-Bremen Kadıköy&apos;de'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNaQ32wskI/AAAAAAAAAs8/uz3psngntRY/s72-c/827875_biglandscape.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6583036654292313083</id><published>2009-05-08T00:07:00.003+03:00</published><updated>2009-05-08T00:31:15.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Svetlana Kuznetsova</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNNyU5UpDI/AAAAAAAAAs0/LwQOHwiWilQ/s1600-h/sveta.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333191910734734386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 319px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNNyU5UpDI/AAAAAAAAAs0/LwQOHwiWilQ/s400/sveta.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sveta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Internazionali BNL D'Italia&lt;br /&gt;Rome 2009...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6583036654292313083?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6583036654292313083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/svetlana-kuznetsova.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6583036654292313083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6583036654292313083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/svetlana-kuznetsova.html' title='Svetlana Kuznetsova'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgNNyU5UpDI/AAAAAAAAAs0/LwQOHwiWilQ/s72-c/sveta.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4564400991538450183</id><published>2009-05-07T10:44:00.008+03:00</published><updated>2009-05-07T12:20:08.508+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chelsea'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><title type='text'>Oynamak ve oynatmamak arasında Chelsea.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgKddT2Pr9I/AAAAAAAAAsc/AXS_R2eYM90/s1600-h/chelsea.....jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332998035629649874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgKddT2Pr9I/AAAAAAAAAsc/AXS_R2eYM90/s400/chelsea.....jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk Barcelona maçından beridir gündemde Chelsea'nin oyun tarzı. Ben de maç öncesi yazımda kıyısından bahsetmiştim mevzudan. Hepimizim malumu adamların genel geçerli oyun stili geçen hafta ve dün gece izlediğimiz oyundur. Kadro yapıları mı dersiniz yoksa taa Mourinho döneminden gelen oyun mantalitesi mi bilmem ama yaptıkları ve bence iyi de yaptıkları yegane iş bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Özellikle dün geceden beri ülke sınırlarındaki Barcelonaseverler çatık kaşlı, diş göstermeli surat ifadesi takınıyorlar Chelsea'ye. Sebep belli, Barça'ya top göstermemiş olmaları ve kendi tabirleriyle oyunu çirkinleştirmeleri. Zaten biz tebaa olarak "futbolu toplum için oynayan" takımlara hayranızdır. İngilizler'in bu filmde kötü adam olmalarının sebebi Messi'nin ışık hızını, Iniesta'nın çalımlarını, Eto'o'nun şutlarını, Xavi'nin ortalarını futbolsevere göstermemeleridir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1982 Dünya Kupasında Tele Santana'nın tarihin en iyi Brezilya kadrosu denen o efsane takımını izlerken keyiflenen halkımızın üzerine kabus gibi çöken bir İtalya vardı. O Brezilya da toplumcu futbol oynayıp herkesi mest ederken top oynatmayan İtalyanlar'a çarpılmıştı. Şahit olmadım ama o dönemde İtalya forması gördüğünde terliğini televizyona fırlatan çok vatandaşımız varmış. 1982 Brezilya-İtalya modeli ile 2009 Chelsea-Barcelona şablonuna verilen reaksiyon aynı T.C sınırlarında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fakat Chelsea eleştirisi yapanlar biraz haksızlık ediyorlar sanki. Öncelikle şunu belirtiym ben bu Chelsea'yi günahım kadar sevmem ama oynadıkları oyun tarzında Dünya'nın en iyi takımı olduklarını da sonuna kadar savunurum. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333000349508947954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 260px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgKfj_uDz_I/AAAAAAAAAsk/HkrLjrGtg4s/s400/article-0-029C4B20000005DC-455_468x304.jpg" border="0" /&gt; Ne yapıyor Chelsea? Basit tabiriyle alan savunması, yani takımın her bireyinin şahıslara değil bölgelere has mücadelesi. Onların maçlarını izlerken en çok keyif alınacak zaman sanırım top rakibin ayağındaykendir. Ancak bu zarfda herkes topu takip ettiğinden Chelsea'nin saha dizilişine dikkat edilmez pek. Statta izleme şerefine nail olabilsek çok daha ciddi keyif alacağımız dağılımı 109 inch'in müsaade ettiği oranda takip ediyoruz ve kademeli şekilde orta sahadan geriye doğru enfes bir diziliş görüyoruz. Ekip üyeleri de bu işi nefes ve teknik yönünden çok iyi becerebilenler olunca Dünya'nın en iyi takımı pozisyon bulamıyor, hatta şut bile çekemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hiddink sonrası takımın bu hüvviyetinden az da olsa sıyrıldığını gördük. Fakat bu tip olağandışı hücum gücüne sahip takımlara karşı elndeki bu altın kozu kullanmakta beis görmedi Hollandalı ki bence çok da haklı. Seyirciler güzel maç izlesin diyerekten, kapıyı açık tutmayacaktı heralde Barça'ya, Cumartesi gecesi olanları görmeyen kalmadı heralde!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333000477526707282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 338px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgKfrcn3zFI/AAAAAAAAAss/9K4fXAG6cpU/s400/610x.jpg" border="0" /&gt;Sonuç olarak Chelsea'nin oynadığı oyunu sevmesek de kızmayalım ve gereken saygıyı gösterelim, çünkü futbolu sonuç odaklı oynamak kurallar dahilinde olduğu sürece "legal"dir. Pep Guardiola'nın maçtan önce bahsettiği gibi bu bir tarz meselesi, "onlar fizikleriyle, biz tekniğimizle oynuyoruz". Bu sebeple biz de ayağa kalkıp futbol emekçilerini alkışlayalım, Şampiyonlar Ligi yarı finalimize turp sıkılmış olsalar bile...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4564400991538450183?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4564400991538450183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/oynamak-ve-oynatmamak-arasnda-chelsea.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4564400991538450183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4564400991538450183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/oynamak-ve-oynatmamak-arasnda-chelsea.html' title='Oynamak ve oynatmamak arasında Chelsea.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgKddT2Pr9I/AAAAAAAAAsc/AXS_R2eYM90/s72-c/chelsea.....jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-1417145461598550010</id><published>2009-05-07T01:02:00.003+03:00</published><updated>2009-05-07T01:42:17.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><title type='text'>Londra Iniesta'ya emanet.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgISBPZ38PI/AAAAAAAAAsM/ZSuFQ7hDn1Y/s1600-h/1241539784_extras_portada_4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332844721284313330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 126px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgISBPZ38PI/AAAAAAAAAsM/ZSuFQ7hDn1Y/s400/1241539784_extras_portada_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Aslında tam da maçtan önce düşündüğümüz gibi oldu herşey. Chelsea'nin golü erken bulmasının bunda ne kadar etkisi vardır bilmiyorum ama Dünya'nın en iyi alan savunan takımını izledik. Koca Barcelona maç boyunca 1 tane net pozisyon yakalayamadı. Artık gerçekten kabul etmek gerekli Chelsea'nin bu özelliğini. Kimine göre oyunun çirkinleşmesi, kimine göre futbolun gereği ikisine de saygımız sonsuz ama bu da bir takımın oyun stili.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen neyi tercih edersin derseniz 90+2 'de maçı izlediğim diğer iki arkadaşımla birlikte kendi öz takımımız gol atmışcasına sevindiysek, işin oyun kısmını seviyormuşum sanırım. Bunda United-Barça finalinin yılmaz destekçisi olmamın da etkisi vardır muhakkak. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak öyle ya da böyle Barcelona artık finalde. Kim haketti sorusunu asla birinden yana cevaplayamayacağımız bir mücadele oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-1417145461598550010?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/1417145461598550010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/londra-iniestaya-emanet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1417145461598550010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1417145461598550010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/londra-iniestaya-emanet.html' title='Londra Iniesta&apos;ya emanet.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgISBPZ38PI/AAAAAAAAAsM/ZSuFQ7hDn1Y/s72-c/1241539784_extras_portada_4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2469382891270412709</id><published>2009-05-06T17:26:00.008+03:00</published><updated>2009-05-06T18:11:05.084+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pre-match drink'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><title type='text'>Pre-match drink: Chelsea-Barcelona</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGm1tqsDsI/AAAAAAAAArs/J9wBiFUqj_Q/s1600-h/ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332726875505299138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGm1tqsDsI/AAAAAAAAArs/J9wBiFUqj_Q/s400/ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 1 haftadır heyecanla beklediğim maç desem yeridir. İlk maçta izlediğimiz olağünüstü mücadele kolay kolay unutulmaz. Evet belki tabela yerinden oynamadı ama önemli olan o mücadelenin izlenebilmiş olmasıydı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Chelsea kapandı, pres yaptı, açık vermedi, pozisyon bulmadı ama buldurmamayı da kısmen başardı. Zaten Barça gibi bir ekibe Camp Nou'da bunu bile yapabilmek ciddi bir motivasyon ister. Barça ise son derece değerli bir kaç pozisyonu maalesef tabelaya yansıtamadı. Sonuç olarak golsüz geliyorlar Londra'ya.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öncelikli olarak ben bu maçın ilkinin çok benzeri olacağını düşünüyorum. Hiddink'in Chelsea üzerindeki hücum mentalli etkisini daha önce &lt;a href="http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/hiddink-sagolsun.html"&gt;yazmıştık&lt;/a&gt;. Fakat hiç bir teknik direktör takımını Barcelona karşısında deli dana gibi saldırtmaz, yaparsa da sonuçlarına katlanır(bkz; 02 Mayıs El Clasico). Bu bağlamda Hiddink'i aklı selim bir hoca bellediğimizden, kimse bu akşam bol gollü açık futbol beklemesin. Çünkü Chelsea'nin direnci evinde oynmasından mütevellit daha da artacaktır. Erken gelebilecek bir Barça golünün oyunu ağzına kadar açacağını hatırlatarak devam etmek istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Chelsea orta sahadaki müthiş pres gücünü ilk dakikadan itibaren çalıştıracak ve klasik alan savunmasını gerçekleştirecek. Burada keyifli olan son derece formdaki Iniesta ve Xavi'nin bu presle nasıl başedeceklerini izlemektir sanırım. Eğer ki Barcelona oyunu açmakta başarılı olamazssa ve bu kısır döngü ikinci yarının ortalarına kadar sürerse o dakikalarda hücuma yönelik bir Chelsea çözülmesi izleyebiliriz. Aslında bu noktayla ilgili ciddi bir öngörüde bulunamıyorum. Hiddink aynı mücadeleyi maç geneline yayıp uzatmalarda belki de penaltılarda işi bitirmek de isteyebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332726944461514226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGm5ujIZfI/AAAAAAAAAr0/TBclEU9hucU/s400/Pep-Guardiola-001.jpg" border="0" /&gt;Neresinden bakarsanız bana ilk maçın kopyası olacak gibi geliyor, minimum pozisyonlu ama bol mücadeleli. Ben bu düşünceyi ilk maçın son düdüğünde edinmişken, Guardiola'nın basın toplantısını izlemem işin tuzu biberi oldu. Pep diyor ki: "Biz Chelsea'nin fiziğe dayalı futbolunu oynayamayız, çünkü başka bir takımız ve kendi futbolumuzu oynamak zorundayız. Sahaya da bunu yapmak için çıkacağız" Yani bizim teknik, onların fizik üstünlüğü var diyor. Zaten Chelsea'nin bu oyununu öngörerek Pique'yi kontratak savunmasına çalıştırmışlar, kendisini ileri çıkarken pek izleyemeyeceğiz bugün.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332727047180397810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGm_tNOLPI/AAAAAAAAAr8/NUygoTaLv0g/s400/Guus-Hiddink-001.jpg" border="0" /&gt;Hiddink ise enteresan bir motivasyon yöntemi bulmuş oyuncuları için. Medyaya "onlar için endişeleniyorum" minvalli bir açıklama yapmış. 26 kişilik kadroda 10 oyuncunun 30 ve üzeri yaşta olduğunu söyleyerek. "Bu onların son şansı olabilir, Şampiyonlar Ligi kupasına bu kadar yaklaşmışken bir daha ki seferi düşünmemeliler" diyor. Ben de takımdaki diğer 16 kişi nolcak diyorum? Bana çok ciddi bir motivasyon yöntemi gibi gelmedi. Bu takım son 6 Şampiyonlar Ligi macerasında 5 defa yarı final oynadı!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332727155575024834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGnGBAg7MI/AAAAAAAAAsE/_U_F123V1F4/s400/pique.jpg" border="0" /&gt;Kadrolarda çok ciddi eksikler yok ancak Henry'nin durumu hala belirsiz. Stamford Bridege'deki son idmana çıkmış ama yine de kesin bir açıklama yok. Defansta da biraz sıkıntıları olabilir Pique-Abidal stoper, Sylvinho sol bek olarak yer alacak sanırım sahada. Chelsea'de ise ekstra bir sorun yok, yalnız Hiddink Ivanovic'i kornerler için özel görevlendirmiş. Liverpool maçındaki gibi pozisyonsuz gollere çok ihtiyacı var Chelsea'nin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son olarak iki takımı da normalde çok tutmam, ama uzun zamandır aklımdan geçen Barcelona-Manchester United finalini izlemeyi çok istiyorum! &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2469382891270412709?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2469382891270412709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/pre-match-drink-chelsea-barcelona.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2469382891270412709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2469382891270412709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/pre-match-drink-chelsea-barcelona.html' title='Pre-match drink: Chelsea-Barcelona'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGm1tqsDsI/AAAAAAAAArs/J9wBiFUqj_Q/s72-c/ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-415655727851002071</id><published>2009-05-06T16:43:00.005+03:00</published><updated>2009-05-06T17:10:49.298+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='real madrid'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zlatan Ibrahimovic'/><title type='text'>Moratti: Ibrahimovic=Higuaín+50 Milyon Euro</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGZgCmVaqI/AAAAAAAAArc/6XUwJaKyOgw/s1600-h/zlatan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332712209515899554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGZgCmVaqI/AAAAAAAAArc/6XUwJaKyOgw/s400/zlatan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu sezon sonunda Inter'den ayrılması neredeyse kesinleşen Superstar golcü Ibrahimovic'in uzun zamandır Real Madrid ile görüştüğü konuşuluyordu. Böylesi büyük bir transferi bu sezon takıma kazandırmak Real'in başkan adayları için boyun borcu. Zira taraftar isyan sınırlarını çoktan aştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kadar söyentinin üzerine bomba açıklama Inter başkanı Moratti'den geldi. Ibrahimovic için Real'den Higuaín+50 milyon Euro talep ediyor Inter. Zlatan gibi bir yetenek+karizma+Madrid'i kökünden oynatacak bir transfer için anormal gelmedi bana bu istek. Fakat asıl sorun takım içindeki kimliği uzun süredir enteresan bir şekilde tartışılan, (bana bu yönüyle uzun süre konuşulan Semih-FB ilişkisini hatırlatıyor, gerekeni saha içinde fazlasıyla yapıyor ama kendini kanıtlama sorunu var)ve Real'in bu sene Katalanlar'ın ensesinden uzun süre ayrılmamasında büyük pay sahibi olan Higuaín'in gönderilip gönderilmemesidir.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332712598330481090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGZ2rC9GcI/AAAAAAAAArk/SkwSfbZkxX0/s400/higuain.jpg" border="0" /&gt; Zlatan'ı asla tartışmayarak bir kenara koyuyorum. Fakat halihazırda takım için yaptığı katkının üst seviyelerde olduğunu bildiğimiz bir oyuncunun da onun için feda edilmesini doğru bulmuyorum. Madem bu transfer çok isteniyor 3'e 5'e bakmayıp pazarlığa çöksünler ziyan etmesinler aslan gibi çocuğu.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-415655727851002071?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/415655727851002071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/moratti-ibrahimovichiguain50-milyon.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/415655727851002071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/415655727851002071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/moratti-ibrahimovichiguain50-milyon.html' title='Moratti: Ibrahimovic=Higuaín+50 Milyon Euro'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgGZgCmVaqI/AAAAAAAAArc/6XUwJaKyOgw/s72-c/zlatan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2703611756730578917</id><published>2009-05-05T20:19:00.004+03:00</published><updated>2009-05-05T20:30:00.883+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><title type='text'>Keane'den öğütler!</title><content type='html'>Bugün oynanacak Arsenal-Manchester United maçı öncesi United'in eski orta saha oyuncusu Roy Keane iki takım topçularına da fair play çağrısında bulundu. Son zamanlarda gerilen sinirlerin genellikle sağ duyulu olmayan bir şekilde sonuçlandığını ve sakin olunması gerektiğini söyledi. Kendisinin nasıl bir futbolcu olduğunu hatırlamayanlar için yine bir Arsenal-United maçını hatırlatalım:&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-1c991f95ec253cc4" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v5.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1c991f95ec253cc4%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330290378%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D2EFB32F76457DC2726D38444008C17CD0CBFDD01.4860543D1C43B0DE6F2635FD681397C8C63D7445%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1c991f95ec253cc4%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIctE6wV-Ri8KXpTl0kraHL_Wt5w&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v5.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1c991f95ec253cc4%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330290378%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D2EFB32F76457DC2726D38444008C17CD0CBFDD01.4860543D1C43B0DE6F2635FD681397C8C63D7445%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1c991f95ec253cc4%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIctE6wV-Ri8KXpTl0kraHL_Wt5w&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2703611756730578917?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2703611756730578917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/keaneden-ogutler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2703611756730578917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2703611756730578917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/keaneden-ogutler.html' title='Keane&apos;den öğütler!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8861416632098943992</id><published>2009-05-05T13:17:00.014+03:00</published><updated>2009-05-20T13:58:05.670+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='premier lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='portre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='liverpool'/><title type='text'>Güle güle Sami Hyypia!!!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAXObA0nzI/AAAAAAAAAqM/b_TRPV2BwAU/s1600-h/ba%C5%9Fl%C4%B1k+hyppia.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332287495343480626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAXObA0nzI/AAAAAAAAAqM/b_TRPV2BwAU/s400/ba%C5%9Fl%C4%B1k+hyppia.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; “Buzların arasında filizlenirse bir yaşam, akışı da soğuk olur” demiş Finli romancı Mika Waltari. Bu güzel anlatımında İskandinavya’nın en soğuk ülkesinde yaşamış olmasının ne oranda etkisi vardır bilinmez. Yaptığı genel kişilik tahminin ne kadar tutarlı olduğu da... Yalnız ben bu sözü duyduğum da ince ince gülümsedim. Çünkü eğer Mika Waltari bir otuz yıl sonra yaşasaydı Sami Hyppia’yı tanıma fırsatı yakalayacak ve belki bu sözler için birkaç defa daha düşünmek zorunda kalacaktı. Bir insan yaşamı yeterli bir anti tez olurmuydu vecizesi için bilinmez ama Waltari’den otuz yıl sonra tüm Finlandiya öğrendi ki Sami Hyypia o soğuk ülkenin en sıcak öyküsünü yazıyor ve demek ki o öykü gerçekten de yazılabiliyor...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaten bu da bir ülkede yetişen en aykırı sporcularından birinin öyküsü, aykırılık kişilik özelliklerinden değil yaptığı spordan ileri geliyor. Çünkü tüm Dünya’yı avucunun içine hapseden futbolun sahip olduğu sadık güruhun çok az bir kısmı Finlandiya’da ikamet etmekte. Yani bu ülkede futbol üç, dört hatta beşinci önemli spor. İnsanlar yıllarca Hakinen’in formulası, Makinen’in Wrc’si daha önemlisi bilimum dallarda ki kış sporlarıyla haşır neşir olmuşlar. Bundan dolayı, Türkiye’de buz hokeyi oynama heveslisi bir genç nasıl görülüyorsa Finlandiya’da da futbol oynamaya çalışanlara o gözle bakılıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hele de yetmişlerin başında bu tutuculuk Hyypia’ya çok zor anlar yaşatmış. Güney Finlandiya’nın Porvoo kentinde gözlerini açtığında Dünya’ya yıl 1973’müş ve daha da kötüsü Ocak ayının tam ortasıymış. Finlandiya’da zaten daimi olan kış koşulları Ocak ve Şubat aylarında klimatolojiyi bile şaşırtan rekorlar kırdığından dolayı zor günlermiş Hyypia ailesi için... İkinci oğullarına Sami adını vermişler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hyypia 8 yaşına kadar geçirdiği normal çocukluk yıllarından sonra çok sevdiği denizci amcasının hediye ettiği bir top ile hayatı değişivermiş. Kendisini çok etkileyen futbola da ilk adımı bu şekilde olmuş zaten. Fakat daha önce söylediğimiz gibi futbola meyilli olmak dahi fuzuli bir hareket sayıldığından anne ve babası okula konsantre olması için çok zorlamışlar Hyypia’yı. Fakat kader bu ya, o topu hediye eden amca, bir gün Pallo Peikot isimli bir kulübe ortak olunca 11 yaşındaki Hyypia’yı da o amatör kulübün kadrosuna aldırmış... Bu günden sonra da onu o yoldan geri döndürebilmek imkansız hale gelmiş zaten.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332288351595822418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 271px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAYAQzSfVI/AAAAAAAAAqc/cGUYj-Hoeho/s400/sami3.jpg" border="0" /&gt;Futbolu, bu alanda zaten çok gelişmemiş olan Finlandiya’nın amatör takımın da öğrenmek Hyypia için zor gözükse de yaşıtlarına oranla dev gibi görünen fiziği ile ileri uçta bol miktarda gol bulup kendini hemen farkettirmiş. Ancak yaşının henüz genç olmasından sebep gelen aile baskısı onu 15 yaşında ülkenin önemli kulüplerinden Turku forması giymesini de engellemiş...&lt;br /&gt;Bir kaç yıl sonra 19 yaşına bastığı günlerde ise yine önemli bir kulüp olan Mypa’dan gelen teklif artık yaydan çıkmış okun geri dönüşünün olamaması gibi Hyypia’yı da geri dönemek üzere ayırdı ailesinden ve üniversitesinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mypa ülkenin bir diğer futbol idolü Jari Litmanen’in de ilk forma giydiği kulüplerden birisi. Hatta 1992 yılında Hyypia’nın kulübe katıldığı dönemde kısa bir süre birlikte forma giydiler aynı takımda ve kulüp o yıl Finlandiya kupasına erişti. Litmanen o yıl ayrılıp Avrupa’nın üst sınıf oyuncuları listesine yazılırken Hyypia’nın daha vakti vardı hareket için. Zaten bir savunma oyuncusu olarak çok iyi bir fiziğe sahip olsa da yavaş ve zayıf olması onu Avrupa için cazip kılmıyordu, böyle söylemişti yardımcı antrenörü olan Kopelainen.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332291527267991906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAa5HGiQWI/AAAAAAAAArM/Yzj37xINyRE/s400/hyppia+sa%C4%9Flam+kafa.jpg" border="0" /&gt; Bu sözler kulağından hiç gitmedi Hyypia’nın çünkü 19 yaşındaydı ve kanı futbol için kaynamaya başlamıştı bile. Aynı yıl Finlandiya milli takımına da dahil oldu hemde ikinci kaptan olarak! Çünkü Hyypia oyunuyla kendini ülke futbolunda kabul ettirmiş bir savunmacıydı ve yaşı çok da önemli değildi kaptanlık için. Bu yıllara hep fırsat gözüyle baktığını söylüyor Hyypia. İskandinav genlerinde ki sakinlik her ne kadar kendisinde sınırlı olsa da sabretmenin başarının anahtarı olduğunu keşfetti ve elindeki zamanı hızlanmak ve güçlenmek için kullanma kararı aldı. Çünkü Mypa’da oynadığı futbolun sadece kendini belli standartlara getirip orada kalacağına ve kendisinde bulunan daha önemli yeteneklerin ancak Avrupa’da ortaya çıkacağına inanıyordu. En önemlisi de içinde ki bitmek tükenmek bilmeyen futbol sevgisiydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hyypia takım kaptanı olarak geçirdiği üç yılın ardından 1995 yılında da bir Finlandiya kupası kazandı ve o sezon Avrupa için ilk önemli adımını attı. Anlaştığı bir kaç menajer aracılığıyla önce belli liglere gidebilmek için kulüp arayışına koyuldu. Büyük liglerin hiç birinden cevap gelmezken sadece Newcastle United onu deneme için çağırdı. Kevin Keegan yönetimindeki Newcastle ile iki hafta antremanlara çıkan Hyypia henüz Premiership için yeterli görülmemiş olcak ki geri yollandı Newcastle tarafından. Ancak Keegan bir kaç yıl sonra onun iyi bir futbolcu olacağını fısıldadı kendisine. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332288925190375026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 308px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAYhpm4xnI/AAAAAAAAAqk/M_XwMuJV-CQ/s400/finkand.jpg" border="0" /&gt;Hyypia bu iki haftayı hayatının ne önemli günleri olarak hatırlıyor. Çünkü bir İngiliz takımını bu kadar yakından görebilmek, onların arasında olabilmek hele de Keegan gibi bir ismin antremanlarında bulunabilmek gerçekten şanslı azınlığa nasip olabilecek bir durum. Özellikle de Finlandiyalı iseniz... Hyypia Newcastle denemesinden zaten hiç bir şey ummuyordu. Sadece orada yaşadığı deneyim ve gördükleri, bir gün tekrar İngiltere’ye dönme arzusunu alevlendirdi hiç sönmemek üzere. Hyypia’nın forma giymek istediği ortamda aradığı asıl kriter ülkenin futbola bakışının ve sevgisinin üst düzey olmasıydı. Bunlar gözönüne alındığında Türkiye uygun göründüğünden Samsunspor’la bağlantıya geçildi ve deneme antemanları için Samsun’a hareket etti Hyypia.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında istedikleri için doğru adresteymiş gibi görünse de mantalitenin zayıflığını maalesef kestiremedi. Dönemin teknik direktörü Gigi Multescu on gün süren denemelerin ardından Hyppia’yı geri yolladı hiç düşünmeden. Fark çok açıktı; Keegan bir kaç yıl sonra belki demişti, Multescu ise işe yaramaz!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avrupa seviyesine yükseliş yolunda ki zaman kaybımımızın sebeplerini çok güzel açıklayan bu olaydan sonra Hollanda birinci lig kulüplerinden Willem istedi Hyypia’yı. Sonunda düşündüğü gibi bir kulübe gelmişti. Futbola önem veren, ateşli bir taraftarı olan daha da önemlisi kendini geliştirebileceği bir lig idi Hollanda ligi. Willem’de dört sezonda tam yüz maç oynadı üç gol attı. Kulübün ve taraftarın en sevilen oyuncusu oldu ve kaptanlığa yükseldi dört yıl içinde. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332289834872283042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAZWmb9H6I/AAAAAAAAAq0/3pnVMZfEtxs/s400/hyppia+surat.jpg" border="0" /&gt;Hollanda liginin en etkili savunmacıları arasında geçiyordu ismi ve artık sadece Hollanda ve Finlandiya tarafından tanınan bir oyuncu değildi. “Willem yolun başlangıcıydı benim için” diyor Hyypia. Oynadıkları futbol isimini duyurabilmek için yeterli olacak bir başarıyı getirdi; Willem tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi elemeleri oynayacaktı. Hyypia hayatının en huzurlu günlerini yaşıyordu Hollanda’da ama içten içe de gelecek olan bir haberi bekliyor gibiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1998-99 sezonunun ortalarıydı. Liverpool başkanı Peter Robinson Anfield Road’daki ofisinde otururken kapısı çaldı. İçeri giren daha önce hiç görmediği ve tanımadığı bir isimdi. Kendini tanıttı; Avrupa’daki bir çok maçı görüntüleyen bir tv kameramanıydı gelen. Liverpool’un etkili bir savunmacı aradığını biliyordu. Bir tavsiyede bulunmak istediğini iletti ve Hollanda’da bir kaç defa izleme fırsatı yakaladığı dev savunmacı Sami Hyppia’yı mutlaka izlemelerini önerdi ve gitti. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332291882535973634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 343px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAbNylBcwI/AAAAAAAAArU/LYYsnJQQeXY/s400/hyppia+sevin%C3%A7.jpg" border="0" /&gt;Bunun üzerine Peter Robinson, kulübün oyuncu izleme komitesi şefi, aynı zamanda Shankly’nin efsane kadrosunun da savunmasında dev cüssesiyle görev yapan Ron Yeats’i görevlendirdi. Hyypia’yı aylarca izlediler. Aynı zamanda Sunderland’de onu izliyordu ama gelen haberler Hyypia’nın fiziği nedeniyle Britanya futboluna ayak uyduramayacağı kanaatine varmış olan Sunderland yetkililerinin transferden vazgeçtiği yönündeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ron Yeats ve ekibi izlemeye devam etti Hyypia’yı. Helsinki’de oynanan Finlandiya Almanya maçı içinde bizzat tribünde yer aldı Yeats. Almanya’nın dev forveti Karsten Jancker’in Hyypia tarafından nasıl sürklase edildiğine de canlı şahit oldu yani!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332289378795348178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 285px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAY8DavYNI/AAAAAAAAAqs/iJ7ZquFWJhw/s400/hyppia+finland.jpg" border="0" /&gt;Liverpool’da ki yılları gelmişti aklına Yeats’in. Hyypia’nın kendisinden yıllar sonra kırmızların savunmasındaki yeni dev olacağına inandı ve Robinson’un önüne üzerinde koca bir O.K yazan raporunu sundu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrası ise hikayenin peri masalı kıvamında olan kısmı. Wiilem’e teklif edilen üç milyon pound ve Hyppia’nın Premier lig’e hemde Liverpool gibi bir takımla merhaba demesi... “O gün bana haber geldiğinde alacağım paranın ya da şartlarının ne olacağı umrumda değildi, Liverpool’un en berbat hostelinde bile kalabilirdim...” diyor kendi sözleriyle. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332287988409498146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 333px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAXrH06-iI/AAAAAAAAAqU/PDQzWYkMiDc/s400/sami+hyppia+gen%C3%A7.jpg" border="0" /&gt;Evet Hyypia’nın bu şekilde başlayan macerası kimilerine göre çok uzun kimilerine göre çok kısa sürecekti. Çünkü kırmızı formanın ağırlığı her oyuncunun kaldırabileceği türden değildi. Ama Hyypia hayatının her anında olduğu gibi kendine yeni hedefler koydu ve onların uğrunda savaşmaya başladı, açık farkla da galip çıktı savaşından. İlk yılında transferini çok istemiş olan Gerard Houllier tarafından Stephane Henchoz’la birlikte defansın ortasında başladı macerasına. Çok güzel bir ikili oluşturmuşlardı, sürekli yükselen bir form grafiği ve akılamaz bir disiplinle oynaması takım içinde herkese ekstra motivasyon sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk sezonun da gösterdiği performans ve forma giydiği otuz sekiz maç sonunda Houllier tarafından 3. kaptanlığa atandı. Fowler ve Redknapp ile birlikte bu görevi paylaşıyordu. İkinci sezonun da sürpriz golcü özelliğininde ön plana çıkmasıyla ve istikrarlı oyunun devamıyla Anfield’ın ebedi sahiplerini hayran etti kendine. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aynı yıl Finlandiya’da bir fubolcunun alması imkansız denilen yılın sporadamı ödülünü kazandı. Artık Hyypia sadece Finlandiya’nın değil, İngiltere’nin hatta Avrupa’nın en çok gıpta edilen oyuncularından biriydi. Redknapp’in takımdan ayrılmasıyla birinci kaptanlığa yükseldi. Kaptan her maçında takımının başında sahaya çıkıyor çok ciddi sakatlansa dahi takımda ki yerini çabuk alıyordu. Çünkü bir sporcunun sahip olması gereken tüm disiplin onda fazlasıyla mevcuttu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2003 yılında artık bir çok başarıyı elde edip fazladan çalışmaya ara verdiği bir dönemde Susanna Rissanen’le hayatını birleştirdi. Birde oğlu Nestor Hyypia dünyaya geldi. Artık herşey yolundaydı. Yıllar boyunca amaçları uğruna çalışmanın meyvesi alan Hyypia takıma yeni gelen Rafel Benitez’in de kısa zamanda vazgeçilmezi oldu. Kaptanlığı Liverpool’un yeni idolü Gerard’a kaptırsa da bunu dert etmedi çünkü yeni hedefi kulüp bazlı bir başarı idi. 2005 yılı şampiyonlar ligi tam da onun dilediği gibi oldu. Çeyrek finalde Juventus’a karşı attığı kafa golü takımın galibiyetinin yolunu açtı ve finale yürümeyi başardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332290325902754530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 288px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAZzLqvguI/AAAAAAAAAq8/7uHKQMw_6P0/s400/hyppia+benitez.jpg" border="0" /&gt;Tüm Liverpool için tarihin yeniden canlandığı yer olarak anılan İstanbul’da kupa ellerinde ellerinde yükseldi Hyypia’nın... Daha önce kazandıkları UEFA ve Süper Kupa’dan sonra Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu Hyypia’nın kişisel tarihine kazandığı en büyük başarılar olarak yazıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hyypia, tüm özverisiyle mücadele etmesinin meyvelerini toplamaya başlamıştı. Herkes bilir Liverpool taraftarı sevgisini verdiği oyuncuyu Anfield semalarında gezdirir. İşte Hyypia bunu hakedenlerin arasında yerini aldı. Taraftar anketlerinde en sevilen yabancı oyuncu olarak sürekli ve açık farkla birinci çıkıyordu. Daha önemlisi tüm takımda Gerard’dan sonra en çok sevilen oyuncu ünvanını aldı! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Finlandiya’da da Liverpool’un ülke tarihindeki en popüler yabancı kulüp olmasını sağlayan da yine kendisiydi. Ülkede onlarca Liverpool fan kulübü kuruldu. Hatta 2004 yılında Liverpool, Haka ile oynayacağı bir maç için Finlandiya’ya gittiğinde stadın büyük bölümü Liverpool atkılarını açtılar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2009 sezonun sonu onun için yıllar süren Anfield rüyasının sonu demek. Milyonlarca Liverpoollu bugün onun Leverkusen'e attığı imza ile sarsıldı ne diyelim artık Bundesliga düşünüsün!&lt;/div&gt;Hyypia aslında tüm insanlar için bir örnektir. Sadece futbolda değil hayatın her alanında hedefler doğrultusunda sistemli ve çok çalışmanın getirdiği sonuçların örneğidir. Finlandiya’nın herhangi bir şehrinden çıkıp futbol literatürünün en köklü takımının en iyi yabancıları sıralamasında en önlerde yer almak, taraftarına kendini aşık ettirmek, kazanılabilecek bir çok sportif başarıyı kazanmak ve bunları yaparken bir an olsun şımarmamak, disiplinden ve çalışmaktan taviz vermemek ve en önemlisi yaptığı işe yüreğini koymak...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332291240364938434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 342px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAaoaThFMI/AAAAAAAAArE/17thL2bA3QE/s400/hyypia+tak%C4%B1m+elbise.jpg" border="0" /&gt;İşte bunların tümü Sami Hyypia başlığında birleşti ve sunuldu bize. Bugün bu işe yeni başlayan her genç futbolcuya anlatılmalı Hyypia’nın hikayesi. Özellikle de bazı gerçekleri göremeyenlere. Hyypia’nın en büyük hayranı olan Kop tribünü onun için hep bir ağızdan şöyle bağırıyor.”Dörtlü bir defansımız var, ortasında o var, gerçekten korkunç bir dev, o Sami Hyypia!!!” O bahsedilen korkunçluğu sadece rakiplerinin penceresiyle sınırlı Hyypia’nın... Zira 87 maç boyunca tek bir sarı kart görmeden Premier lig’de savunmacılık yapmak korkunçluk olamaz!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8861416632098943992?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8861416632098943992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/gule-gule-sami-hyypia.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8861416632098943992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8861416632098943992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/gule-gule-sami-hyypia.html' title='Güle güle Sami Hyypia!!!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAXObA0nzI/AAAAAAAAAqM/b_TRPV2BwAU/s72-c/ba%C5%9Fl%C4%B1k+hyppia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-3567119003115387221</id><published>2009-05-05T11:04:00.020+03:00</published><updated>2009-05-06T09:49:29.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><title type='text'>İzmir'in iki yakası, Karşıyaka-Göztepe</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332260555756648754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf_-uVOzuTI/AAAAAAAAAo0/OKKGUGnJ_D0/s400/ksk-g%C3%B6zg%C3%B6z.jpg" border="0" /&gt; Tam askerlik yaşındaydı yirmisinde yani. Henüz acemiliğin de acemisi olduğundan, sivil kıyafetlerle girdiği nizamiye kapısında dikkatimi çekmişti boynunda ki sarı kırmızı atkı. İlk başlarda fazla önemsemedim ama sonra bizim bölüğün içinde gördüm, boynunda ki kaşkol elindeydi bu kez. Diğer tüm yeniler gibi çaresizdi... Bir kaç gün sonra çağırdım yanıma sordum kaşkolunu. “sivile kaldırdım dedi. Çıkarken alırım ancak!”. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Göztepeliymiş... Ama topçu takımından. Kulüp battıkça gençleşme adı altında bedava oynatacak oyuncu arayan yönetim onu ve arkadaşlarını A takıma alıvermiş. Fakat aynı basiretsiz insanlar gencecik çocukların askerlik çağını hesap etmemiş olacak ki, o ve tüm arkadaşları birer birer silah altına alınmışlar. “Federasyona yazı yazmışlar abi. Ama cevap gelmemiş. Bizim de yaşımız gelmişti. Mecburduk askere gitmeye...” nasıl da heyecanlıydı daha üç hafta önce Beşiktaş’la oynadıkları Türkiye Kupası maçını ve İbrahim Üzülmez’in ayağından aldığı topu anlatırken... “Ama çok hızlılar abi yetişilmez onlara” diyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orada bitmişti sohbetimiz. Birkaç gün sonra da unutmuştum. Kısa denilen dönemin en son gecesinde dışarda dolanırken sarı kırmızı bir kaşkol uzandı “Al abi, senin olsun. Sormuştun ya ilk gün bana, hatıra olsun işte... Bizim İzmir’de futbol çok sevilir. Herkes mutlaka bir takımı tutar, çok da kavga olur, fanatiktir bizimkiler ama ben futbolcuyum, kavga etmek yakışmaz bize. Yolun düşerse birgün İzmir’e beklerim maça gideriz!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında çok zor bir durum. Bir ülkenin en popüler takımları ve onların mücadeleleri dururken, daha az popüler sayılan ve Süper Lig’de bile olmayan iki takımın mücadelesini irdelemek. Yalnız bu daha az popüler sıfatı sanırım bizim gibi hariçten gazel okumaya çalışanlar için geçerli . Çünkü İzmir ahalisine sorarsak popülarite onların aşklarından ibaret. İstanbul takımları, ya da kendi tabirleriyle “Kahpe Bizans” onları hiç ilgilendirmiyor. Onlar sadece sevdalarıyla besleniyorlar. İzmir her ne kadar ülkenin üçüncü büyüğü olsa da metropolleşmenin eşiğinde kalmış bir şehir. Kendine özgü o kadar çok şeyi var ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kurtuluş savaşımızın en acılı şehiriydi mesela İzmir. Bünyesinde barındırdığı gayrı müslim vatandaşların çokluğundan sebep sevimsizce “Gavur İzmir” lakabını da aldı o yıllarda. Aldı ama hiç te haketmedi... Bu işgal yılları aynı zamanda İzmir’de futbolun doğuşu olarak bilinir. Dünya’nın her kesiminde futbolun başlangıcı ve gelişimiyle dolaylı veya direkt mutlak bir etkisi olan İngilizler İzmir’de de ilk futbol kulüplerinden birini kurmuş, Rum ve Ermeni gençlerin kurdukları takımlarla birlikte aralarında ki ilk müsabakaları yapmışlar. Böyle bir ortamda işgale direnişin bir yolunun da futbol olacağına inanan her halk gibi Karşıyaka’lı gençler de satın aldıkları bir topla başlamışlar futbol hayatlarına. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332267057683521218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 245px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAEoyy-XsI/AAAAAAAAAqE/xPixJmfvpXw/s400/g%C3%B6zg%C3%B6z+efsane.jpg" border="0" /&gt;Bir kaç zaman sonra kurdukları düzenli takım İngiliz ve Rum takımlarını mağlup etmeye başlayınca da namı yayılmış tüm Ege’ye. 1912 yılında da resmileştirilmiş “Karşıyaka Muaresei Bedeniye Kulübü” olarak. Renkleri ise çok daha anlamlı Karşıyaka’nın; İşgalin verdiği duygusallık, İslam’ın yeşili ile milliyetçiliğin kırmızısını birleştirmiş ve neredeyse yüz yıla yakın tarihinin ölümsüz renkleri oluşmuş böylelikle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332265424231150754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 362px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgADJttlNKI/AAAAAAAAAp8/WxWVGmIxfnM/s400/kskfutbol21yd.jpg" border="0" /&gt;Evet İzmir ülkemizde futbolun ilk oynandığı şehirdir ama bu durum o yıllarda yerli kulüp sayısının artmasını tetikleyemez bir türlü. Çünkü savaş insanların gündemini yeterince meşgul etmektedir. Dolayısıyla Karşıyaka yalnızdır ve daha o tarihte işgal kuvvetlerinin bulunduğu merkezden uzaklaşarak soyutlamıştır kendini. Bugün hala benzer düşünceyle hareket etmesinin temelini buna bağlayanların sayısı çok fazladır.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332263217660904706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 338px; CURSOR: hand; HEIGHT: 343px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgABJRmPRQI/AAAAAAAAAps/IwyQ1ZQaxts/s400/ksk.jpg" border="0" /&gt;Karşıyaka’nın yalnızlığı iki yıl sürer. 1914 yılında kurulan Altay Spor Kulübü o yıllardaki en büyük rakibi olur. Altay 1920’li yıllara kadar gösterdiği başarılarla Karşıyaka’nın bir adım önüne geçse de başarıyı sahiplenme duygusu Altay’ın içindeki grupları birer birer ayrılmaya sevk eder. Bunlardan Güzelyalı ekibi kendi kulüplerini kurma sevdasıyla toplanırlar 1925 yılının Haziran ayında.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332263451851523554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgABW6BoheI/AAAAAAAAAp0/G3l6oe-Dk3o/s400/goz1.jpg" border="0" /&gt;İlk kurulan kongrede başkanlığa getirilen Kazım Dirik ve futbol aşığı ekibi işe çabuk koyulurlar. Semtlerinin ismi olan Göztepe o günden itibaren kulüplerinin de adı olacaktır. Çubuklu forma ve sarı kırmızı da efsane renkleri... Göztepe, o yıllarda henüz ezeli olmamış rakibi Karşıyaka gibi misyon sahibi bir kulüp değildir. Öncelikli amaçları sportif başarıdır ve bunu da kısa zamanda yakalarlar. Henüz Göztepe spor kulübü doğmadan bir yıl önce Fenerbahçe’yi misafir eden ve bir de maç yapan Karşıyaka bölgenin en çok tanınan kulübüdür Ancak Göztepe’nin ilerleyen yıllarda hızlı bir şekilde büyümesi ve gelen başarıları onları Güzelyalı’nın semt takımı olmaktan kurtarıp ünlerini ülke sathına yayar... Göztepe ilk şampiyonluğunu kurulduktan 12 yıl sonra alır. Bu dönemde sürekli olarak mahalli İzmir liginde mücadele eder ve Karşıyaka’nın İzmir şampiyonluklarını izler. 1937 yılında dönemin valisinin çıkarttığı ilginç bir kararla Göztepe-İzmirspor, Altay-Altınordu-Buca ve Karşıyaka-Bornova zorunlu olarak birleşerek yeni takımlar haline gelirler. Bu durum hiç hoşlarına gitmese de valinin tayini çıkana dek böyle devam etmek zorundadır ve eder de... İşte Göztepe ilk şampiyonluğunu “Doğanspor” adı altında bu yıllarda almıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçen yıllar İzmir’de futbolu kutuplaştırır. Karşıyaka zaten kuruluşundan itibaren belli sebeplerle soğuk olduğu merkezden kulüp anlamında iyice uzaklaşır. Göztepe ise gelen büyük başarıların ardından İzmir’in Karşıyaka’dan arta kalan kısmının tamamını etkiler ve peşine ciddi bir kalabalık takar. İşte rekabetin saikleri böyle başlar Dünya’nın en büyük yirmi derbisinden biri olan “İzmir derbisinde”...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Göztepe ve Karşıyaka” Birisi hayat tarzından dem vururken diğeri gençliği katili olur, biri 35.5 der diğeri tam 35, biri Göz-Göz’dür diğeri Kaf Sin Kaf(Ksk’nin Osmanlıcasıdır)... Bu liste uzar gider ama ikisinin de yolu müspet bir durumda asla kesişmez... Kamuoyunun sürekli hedef aldığı bir rekabettir; Kanlı denir, vahşi denir, kin dolu denir. Denir de denir... Bir kısmı isabetlidir de bu sıfatların, fakat rekabeti anlamlandırmaya burdan başlamak doğru mudur? İşte orası çok tartışılır. Çünkü temelinde korkutucu boyutlarda yaşanan aşk ve sevgi bazen bu ilk başta saydığımız fiillere dönüşebilir, ama iki tarafın da özünde benimsediği ve söylediği gibi; Olsa olsa bir “Sevda Masalıdır”. Hani dışarı çaktırmadan içerde yaşanan sevdalardan...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rekabetin, daha doğrusu nefretin temeline inilirken bir çok farklı durakda durulur. Hep önemli bir zıtlık arasak da maalesef bulamayız. Dini mücadele değidir, siyasi ya da coğrafi de... Çıkan sonuç şudur: Bir kentin iki yakası birbirlerinden nefret etmek için önemli bir sebep aramazlar, tam tersine bitmek tükenmek bilmeyen yüzlerce hatta binlerce hikaye vardır savaşı başlatan. İçkiyi fazla kaçıran Karşıyakalıların Güzelyalı semtine gidip hacetlerini orada gidermeleri. Güzelyalı’dan geçen Karşıyaka otobüslerinin camsız seyahat etmesi, Karşıyaka çarşıda yalnışlıkla paltonun içinden gözüken sarı kırmızı bir kaşkol, ya da Alsancak stadında Göztepe’nin bir maçından hemen önce yakında ki Atatürk spor salonuna basket maçı için gelmiş Karşıyaka taraftarları. Yolda, otobüste, vapurda, berberde, camiide... Kısacası sosyal hayatın herhangi bir parçasında karşı karşıya gelmeleri katıksız sebep sayılabilir, açık konuşmak gerekirse bu yönüyle İstanbul derbilerini bile geri de bırakır...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332262487636522306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAAeyC3NUI/AAAAAAAAApU/YbsTjjAZjFs/s400/normal_GOZTEPE%25200-2%2520aliaga%252021_04_2007%25202.jpg" border="0" /&gt;İki kulüpte çok güzel ve ciddi tribün organizasyonlarına sahiptir, Göztepe “Yalı”, Karşıyaka’da “Çarşı” grubuyla önderlik eder tribünlere. Birbirleriyle bir araya geldikleri ender zamanlar pek hayırlı sonuçlar vermez. Karşıyaka, en başta da söylediğimiz gibi İzmir’den soyutlandığı için biz İzmir’li değil Karşıyakalı’yız der. İzmir’in plaka kodu 35.5 olarak değiştirilir ve herkes bilir ki 35.5 Karşıyaka’dır. Buna karşılık Göztepe saf bir İzmir milliyetçiliği göstererek “tam 35” sloganını dahil eder bünyesine. İki takımın birbiriyle maçının olduğu gün İzmir’de olağan üstü hal ilan edilir. Anneler çocuklarını sıkı tembihlerle okula yollar, maksat dikkatli olmaktır. Stada yakın çevrelerden geçmemek adına güzergahını dahi değiştiren vardır. Tedirginlik had safhadadır yani. Aşıklar içinse o gün bayramdır, hem aşkını görebilecektir hem de düşmanını önce dışarda kendi, sonra içerde takımı alt edecektir, en azından öyle hayal etmiştir. Kazanılan ya da kaybedilen maç sahada kalır, maçtan önceki mücadelenin ikinci yarısı maçtan sonra başlar. İşte o maçın kazanını da kaybedeni de yoktur. Bundan sonra da hiç olmayacak. 2003 yılında bir Karşıyaka taraftarının hayatını kaybettiği TSYD kupası maçında, ya da oynanan bir çok maçta meydana gelen onlarca olay ve birarada yaşayan kardeş iki halkın gereksiz acıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332262700795039746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAArMH0EAI/AAAAAAAAApc/sxtJZV3Bpa0/s400/kafkafoj5.jpg" border="0" /&gt;Her mücadeleleri böyle anılmaz elbet. 1981 yılı... ikinci lig şampiyonluğu için çekişilen o meşhur yıl, sondan bir önceki hafta karşılaşan düşman kardeşler ve statda ki altmış bini biletli, ama koltuksuz tribünler ve stadın kalabalık kavramını çoktan geçtiğinden sebep yapılan yorumla seksen bin seyircinin takip ettiği, o İzmir tarihinin belki de en önemli maçı. Bir Dünya, bir de Türkiye rekoru kırmış bir maç. O günkü resmi kayıtla Dünya’da, bir ikinci lig maçında ki en yüksek seyirci sayısı bu maçtadır ve henüz bu rekor kırılamamıştır da... Türkiye liglerinin ise en yüksek seyirci sayısına ulaşmış maçıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332262905847313826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAA3IAFdaI/AAAAAAAAApk/5XD9S34Fhn8/s400/ft_rekor.jpg" border="0" /&gt;Hemen her satırda belirttiğimiz gibi iki takım taraftarlarının da beslediği, sevgiden öte birşeydir... Örneğin Göztepe 2003 yılı itibarıyla her yıl bir küme düşerek amatör ligde bile mücadele etmesine ve Karşıyakalılar’ın ezeli rekabetin bitmesi adına çarşıda döktükleri lokmaya rağmen her maçına binlerce kişi gelir ki bu da ayrı bir rekordur amatör küme için. Deplasmanlarda bulmakta zorlandıkları tel örgüyle çevrili sahalar(Stad değil saha diyor kendileri) bile durduramaz onları. Yüzlerce sarı kırmızı çevirir o tel örgülerin etrafını. Çünkü isyanlarında anlattıkları gibi; Ant içmişler, ıssız kuytu köşelerden mutlaka dönecekler!&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332262191878300450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 360px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SgAANkQm4yI/AAAAAAAAApM/JxFp1KXuLqg/s400/kafkafkaf.jpg" border="0" /&gt;Karşıyaka ezeli rakibinin amatör kümede oynamasını her ne kadar sevinçle karşılasa da uzak kalmış olmaları onları mutlaka derinden yaralamıştır. Yoksa aralarında oynanan voleybol maçlarına ilginin boyutu bu kadar büyük olmazdı muhtemelen. Karşıyaka'nın bu sezon deplasman yolundan elim bir şekilde kaybettiği tribün emekçisi "Özgür" için Göztepeliler "Acınız acımızdır" pankartı açarak cenazeye katılırlar. Yani dediğimiz gibi özlerinde aynı toprağın suyunu içen kardeşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332261927239945362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf__-KZ6DJI/AAAAAAAAApE/MQZTf27nptU/s400/g%C3%B6g%C3%B6z-kafkaf.jpg" border="0" /&gt;İzmirli aşkını ulu orta yaşamaz ama aşkı için yaptığı savaşı da boyalı basın asla kaçırmaz. Renk sevgisiyle değil şiddet yanlısı olmalarıyla anılırlar sürekli. Halbuki irdelenmeye ihtiyaçları vardır sevgilerini haykırmaya. Bizim yapamadığımızı bir İngiliz yapar. Kalkar İzmir’e gelir Dünya’nın bu sayılı derbisini inceler, insanlarla konuşur şiddetin sebeplerini araştırır. Onlardan biri gibi Göztepeliler’le Aliağa deplasmanına gider. Karşıyakalı aşıklarla sohbet eder ve bir kez daha bir yabancı, bizi bize bizden daha iyi anlatır. Çünkü onlar farkındadır İzmir’in iki yakasında Dünya’nın en önemli derbilerinden biri vardır. Biz ilginç bulmasak da, yeri asla orası olmayan bir amatör küme takımının ve rakibinin binlerce insana nasıl da hitap ettiği İngilizlere ilginç gelmiştir. (Danny Dyer’dan sonra sevgili Ali Ece de ziyaret etti KSK tarafını, kendisi de hayran kalmış oralara, fakat bir de Göztepe ziyareti isteriz!).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birbirine bu kadar yakın olup böylesine düşmanlaşmak ve tribün jargonuyla “harbi rekabete” konu olmak, kural tanımayan sevgileriyle İzmir halkına mahsusdur. Her satırda sürekli yazmaktansa bir defa vurgulamakta fayda vardır; Göztepe ve Karşıyaka “Çok büyük kulüplerdir” büyüklüğü alınan kupa sayısıyla orantılı zannedenlere inat, az kupa almışlardır, çok büyük başarıları yoktur, olsa da mazide kalmıştır. Fakat hitap ettikleri kitleler, hareket kabiliyetleri ve kökleri “büyük” olmaları için fazlasıyla yeterlidir. Alt liglerde kıracak sıra dışı rekor pek kalmadı artık. Sıra Süper Lig’de, işgal yılarının en önemli direniş kalesi Karşıyaka ve 60’lı yılların sonunda Avrupa’yı dize getiren Göztepe bu kudrete ziyadesiyle sahipler ve futbolumuzun onlara çok ihtiyacı var. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-3567119003115387221?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/3567119003115387221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/izmirin-iki-yakas-karsyaka-goztepe.html#comment-form' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3567119003115387221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/3567119003115387221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/izmirin-iki-yakas-karsyaka-goztepe.html' title='İzmir&apos;in iki yakası, Karşıyaka-Göztepe'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf_-uVOzuTI/AAAAAAAAAo0/OKKGUGnJ_D0/s72-c/ksk-g%C3%B6zg%C3%B6z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-986517988366080530</id><published>2009-05-05T02:07:00.005+03:00</published><updated>2009-05-05T02:16:28.187+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sivasspor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Kolay fikstür saçmalığı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf91qCHy2VI/AAAAAAAAAoM/Orb8BgKsFCA/s1600-h/TSL-logobeyaz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332109848814475602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf91qCHy2VI/AAAAAAAAAoM/Orb8BgKsFCA/s400/TSL-logobeyaz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Her sene adettendir, sezonun 2. devresinin ortalarına yaklaşma dönemlerinde başlar "fikstür avantajı" teranesi. Ben bir türlü ısınamadım bu lafa. Çok kıyısından varlığına inansam da çoklukla fikstür avantajını bir takımın şampiyonluğunda etkili bulmam. Bir takımın puan kazanmasında ya da kaybetmesinde oynayacağı kulüplerden ziyade içinde bulundukları çok faktörlü durumun önemli olduğudur doğru olan. Bunun örneklerini defalarca gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu bağlamda içinde bulunduğumuz sezonu değerlendirirken de artık şu klişeden bi sıyrılmak lazım. Bir kaç haftadır etrafımdaki herkesten duyduğum Sivasspor'un fikstürünün kolay olduğu yalanı bu hafta Antep'de çürümüştür sanırım. Gaziantep'in kolay maç kaybedeceği hatta bazı futbol bilenlere(!) göre Sivas'a yatacağını düşünülüyordu. Olmadı maalesef. Antep çıkıp topunu oynadı ve rahat bir galibiyet aldı Sivas karşısında. Şimdi hala Sivasspor'un fikstürünün kolay olduğunu iddia edenler için kalan maçlara bir bakalım;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sivasspor-İBB&lt;br /&gt;Hacettepe-Sivasspor&lt;br /&gt;Sivasspor-Gençlerbirliği&lt;br /&gt;Galatasaray-Sivasspor&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ankaraspor-Beşiktaş &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ankaragücü-Beşiktaş &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Beşiktaş-Galatasaray &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Denizlispor-Beşiktaş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;iki takımın da 1 iddiasız(Ankaraspor-Hacettepe), 1 küme düşme durumunda(Ankaragücü-İBB), 1 oynadıkları tarih itibarıyla belki iddialı olabilecek(Denizli-Gençlerbirliği), 1 de Galatasaray maçları var. Şimdi bu tabloya ve geçmiş hafta sonuçlarını gözönüne alırsak şu takımın maçları daha kolay diyebilir miyiz? Bence hayır, görüldüğü üzere denk takımlarla denk mücadeleler yapacaklar. Yani öyle söylendiği gibi bu şampiyonluğu kolay fikstür değil takımların hırsları ve mücadele azimleri belirleyecektir...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Not:Erman Toroğlu 3-4 hafta önce Sivas'ın fikstürünün kolay olduğundan dem vurup bas bas&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf92HjxV3II/AAAAAAAAAoc/xMM3IIiBD2o/s1600-h/erman.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332110356063313026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 241px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf92HjxV3II/AAAAAAAAAoc/xMM3IIiBD2o/s320/erman.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; bağırıyordu. Galatasaray deplasmanlarının olduğunu hatırlatan Şansal'a "O son hafta hocaaaam, o zamana kadar ölür bu lig" diyordu. (Sanki ligimizin geleneğiymiş gibi son haftaya girmeden şampiyon olmak! Kaldı ki tam tersi son haftaya kalmasıyla ünlüyüz.) Şimdi şu yukardaki tabloyu bi incelesin ve aynı soğukkanlılıkla iddialarını tekrarlasın bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-986517988366080530?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/986517988366080530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/her-sene-adettendir-sezonun-2.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/986517988366080530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/986517988366080530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/her-sene-adettendir-sezonun-2.html' title='Kolay fikstür saçmalığı!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf91qCHy2VI/AAAAAAAAAoM/Orb8BgKsFCA/s72-c/TSL-logobeyaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8194755144793293911</id><published>2009-05-04T10:04:00.003+03:00</published><updated>2009-05-04T10:49:44.018+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Şampiyon adayı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf6T2TIJ3RI/AAAAAAAAAn8/CRmWCxhplIQ/s1600-h/ernst.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331861569909939474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 264px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf6T2TIJ3RI/AAAAAAAAAn8/CRmWCxhplIQ/s400/ernst.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dün Türkiye Süper Ligi'nin 1 numaralı şampiyonluk adayını izledik, sezonun en önemli maçında ve kendi seyircisi önünde. Lider Sivasspor'un puan kaybeder-kaybetmez tartışmalarına Gaziantep dürüst ve ezici bir oyunla son verdiğinde bütün köyiçi şampiyonluk bayramını kutlamak amaçlı türkülere başlamıştı bile. Artık beklenen sadece halihazırda dağılmaya yüz tutmuş Fenerbahçe'yi yenebilmekti. Fakat ne mümkün! Beşiktaş şampiyonluk adayından ziyade orta sıra mücadelesi veren bir takım hüvviyetinde, rezalet bir futbol oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim isim saymak mantıksız sanırım, maç boyunca bırakın pozisyon bulmayı rakip kaleye şut dahi çıkartamadı siyah beyazlılar. Buna karşılık Fenerbahçe'nin dirençli oyunu tıpkı geçmiş yıllardaki İnönü zaferlerinin kopyası gibiydi. Özellikle öne geçtikten sonra geride yaptıkları kademeli defans çok iyiydi. Burada Gökhan Gönül'e bir parantez açmak lazım sanırım. Stoperde de hiç sırıtmayarak istikrarlı ve istekli topçu nasıl olur ıspatladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl parantezi açacağım kişi Serdar Özkan'dır; Bu arkadaş Beşiktaş altyapsından A takıma çıkmadan evvel altyapının altın çocuğuydu. Daha 15-16 yaşlarındayken konuşuluyordu. Gün saydık, A takıma çıktı sevinildi, 1-2 maç meltem rüzgarı misali esinti yaptı gerisi ise kocaman bir yalan! Serdar kardeşim Beşiktaş taraftarı senden takımına maç kazandırmanı, süpermenlik falan yapmanı beklemiyor, bu sevdadan geçen sezon feraget etmişlerdi zaten ama biraz ayağında top tut. Orta yapma, çalım atma, gol falan hiç atma. Topu tut ve yana pas ver, o kadar. Bunu da yapamayacak vaziyette bir zavallı görünümündesin bilgin olsun. Arda Turan ile iyi arkadaş olduğunu biliyoruz Arda'ya söyle sana biraz takım-forma aşkı anlatsın, hırslı olmanın yollarını anlatsın, biraz da yüzünü sürsün de yeteneğinin onda birini kapmaya çalış. Fabian Ernst'i oyundan alıp bu Serdar'a forma veren Mustafa Denizli'yi de ayrıca tebrik etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayıp aslında Beşiktaş'ın değil Türk futbolunun ayıbıdır. Koca ligin 1 numaralı takımının oynadığı oyun ligin kalitesizliğinin aynası değil de nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak fikstür avantajı diye diye kaynanan zırıltısı misali ortada gezinen arkadaşlara tekrar selam olsun. 6 haftadır bu ligde fikstür avantajı yok diyoruz, anlayana!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8194755144793293911?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8194755144793293911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/sampiyon-aday.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8194755144793293911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8194755144793293911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/sampiyon-aday.html' title='Şampiyon adayı!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sf6T2TIJ3RI/AAAAAAAAAn8/CRmWCxhplIQ/s72-c/ernst.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4769374586041470659</id><published>2009-05-03T03:56:00.005+03:00</published><updated>2009-05-03T04:10:02.249+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='la liga'/><title type='text'>Realli tenisçiler</title><content type='html'>Rafael Nadal'ın Real Madrid taraftarı olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Kendisi fırsat buldukça takip eder takımını Barnebau'da. Fakat iş icabı Roma'da olmasından sebep dün yerini alamadı tribünde, ama boş durmamış kankalarını göndermiş destek için. Feliciano Lopez ve Fernando Verdasco da dün Real trajedisini izleyenler arasındaydı vip girişinde yakalandılar objektiflere. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Fernando Verdasco&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331396913390704514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfztPutEV4I/AAAAAAAAAnk/r6kj9s-gICc/s400/verdasco+real+ma%C3%A7%C4%B1nda.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Feliciano Lopez&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331397255444848626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 377px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfztjo9IX_I/AAAAAAAAAns/Ozfw6kTDOfE/s400/f.lopez+real+ma%C3%A7%C4%B1nda.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Rafa&amp;amp;Casillas&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331397603116604610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 344px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfzt34IiXMI/AAAAAAAAAn0/LHOLMlR3Uh0/s400/nadalcasillas2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4769374586041470659?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4769374586041470659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/realli-tenisciler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4769374586041470659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4769374586041470659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/realli-tenisciler.html' title='Realli tenisçiler'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfztPutEV4I/AAAAAAAAAnk/r6kj9s-gICc/s72-c/verdasco+real+ma%C3%A7%C4%B1nda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-6172730643997868768</id><published>2009-05-02T22:34:00.008+03:00</published><updated>2009-05-02T22:53:29.301+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='la liga'/><title type='text'>Ezeli rekabet bitmiştir 2-6</title><content type='html'>Bu maçın tekniği taktiği yorumu olmaz,&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Barcelona&lt;/strong&gt; ezeli rekabete son noktayı koymuştur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfyjuKuEQ6I/AAAAAAAAAnE/vm-C-w6n6fU/s1600-h/raul+%C3%BCz%C3%BCnt%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331316072446706594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 364px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfyjuKuEQ6I/AAAAAAAAAnE/vm-C-w6n6fU/s400/raul+%C3%BCz%C3%BCnt%C3%BC.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331316361792181746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 383px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfyj_AnZ1fI/AAAAAAAAAnM/5nFb5yALRsU/s400/bar%C3%A7a+goal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331316479368409970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 377px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfykF2nws3I/AAAAAAAAAnU/Kw_qqKfuSjg/s400/henry+goal+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331316625245329522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 334px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfykOWDh2HI/AAAAAAAAAnc/5z3GyYYpNok/s400/puyol.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-6172730643997868768?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/6172730643997868768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ezeli-rekabet-bitmistir-2-6.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6172730643997868768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/6172730643997868768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/ezeli-rekabet-bitmistir-2-6.html' title='Ezeli rekabet bitmiştir 2-6'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfyjuKuEQ6I/AAAAAAAAAnE/vm-C-w6n6fU/s72-c/raul+%C3%BCz%C3%BCnt%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4400916287318624784</id><published>2009-05-02T15:38:00.002+03:00</published><updated>2009-05-02T15:43:27.519+03:00</updated><title type='text'>El Clasico'yu Real Madrid kazanacak!</title><content type='html'>Tekniğini taktiğini bilmem, Metzelder'in geçen hafta Sevilla maçından sonra söyledikleri her şeyin cevabıdır. İnanmak yarısı değil mi? Yemişim taktiğini!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331206127662321586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 329px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfw_uieyz7I/AAAAAAAAAm8/Fri0EH246wY/s400/metzelder.....JPG" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4400916287318624784?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4400916287318624784/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/el-clasicoyu-real-madrid-kazanacak.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4400916287318624784'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4400916287318624784'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/el-clasicoyu-real-madrid-kazanacak.html' title='El Clasico&apos;yu Real Madrid kazanacak!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfw_uieyz7I/AAAAAAAAAm8/Fri0EH246wY/s72-c/metzelder.....JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-1864786654404280796</id><published>2009-05-02T09:45:00.009+03:00</published><updated>2009-05-02T10:08:02.462+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serie A'/><title type='text'>Derby Della Lanterna; Genoa-Sampdoria</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvtyvzvWHI/AAAAAAAAAlQ/jDIceUWJRY8/s1600-h/samp+gen+ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331116040005834866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 265px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvtyvzvWHI/AAAAAAAAAlQ/jDIceUWJRY8/s400/samp+gen+ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ülkemizde oynanan futbolun ekol sahibi olamamasının oluşturduğu beyhude serzenişleri, hatta neye benzediğine bile karar vermekte çektiğimiz güçlükleri artık bir kenara bırakmak gerekli. Çünkü bizim futbolumuz maalesef, henüz ne olduğu belli olmayan, Avrupa’nın her ekolüne yakın olmaya çalışıp aslında olabildiğine uzak olan bir tarzda... Avrupa’ya yakın olduğumuz futbolun yan kollarından biri hep atlanıyor aslında; Taraftarlık ve taraftar kültürü... Bunu Avrupa geneliyle değil ülke bazlı değerlendirmek daha sağlıklı. Zira İngiltere’deki organizasyonla İspanya veya İtalya’yı karşılaştırmak asla doğru olmaz. Biz ruh halimizle, takım sevgimizle, stadyumlardaki anarşi ortamının gelişiminden, taraftar örgütlenmelerinin hiyerarşisine kadar İtalyan taraftar yapılanmalarına çok yakınız. Bunda Akdenizliliğin payının yüzde otuzlarda kaldığını söylemeliyim. Benzerliğin asıl nedeni, grupların bulunduğu sosyal sınıfların getirdiği aidiyet duygusunun stadyumlarda sınıf farkı gözetmeksizin tatmin edilmesidir. Benzer düşünce tarzından yola çıkarak benzer reaksiyonlar göstermeleri de bundandır. Dolayısıyla değişik kültüre sahip ülkelerde insanların derbilere bakış açılarında mutlaka farklılıklar olacaktır. Örneğin İtalya’da ki en büyük derbi hangisidir? Sorusuna bir İngiliz, takımların büyüklüğünden ve mazilerinden dem vurarak Milan-İnter cevabı verecektir. Aynı soruya bir İspanyol’un Roma-Lazio demesi de şaşırtıcı değildir çünkü en çok ünlenmiş mücadeledir başkent derbisi. Bu soruyu bir İtalyan’a sorarsanız beklediğiniz cevaplardan birini alamayacağınızı söylemeliyim. Çünkü İtalyanlar sorunun içeriğini direkt şiddet ve bunun doğurduğu sonuçlarla ilişkilendirerek ülkenin kuzey batısındaki Genoa şehrini ve Sampdoria ile Genoa takımlarının arasındaki mücadeleyi işaret ederler. Tıpkı bir Yunanlı’ya, Türk’e ya da Polonyalı’ya bu derbi portrelerinin içeriklerini anlatıp aynı cevabı alacağımız gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331117430313642802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvvDrG86zI/AAAAAAAAAlY/tj2JFfcJ14s/s400/ba%C5%9Fl%C4%B1k2.jpg" border="0" /&gt;İtalya’da derbi dendiğinde ilk akla gelen maçlardan biridir “Derby Della Lanterna”. “En” sıfatı alacaksa önemli veya büyük yerine şiddetli denmesi tercih nedenidir şehir sakinleri tarafından. Bir liman kenti olan Genoa’yı paylaşan iki kulüp, şehrin iki tarafı olarak, paylaşamadıkları herşeyi de şehrin caddelerinde, sokaklarında çoklukla da ortak olan tek varlıkları olan güzeller güzeli Luigi Ferraris stadında paylaşmaya çalışırlar. Bu genellikle hoş olmayan enstanteleri barındıran bir paylaşım olduğundan ülke genelinde maçtan çok savaş havasının yaşandığı bir mücadeledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331117988793198802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvvkLm2qNI/AAAAAAAAAlg/H1U6nkY3ZuU/s400/samp+gen2.jpg" border="0" /&gt;Derbi portrelerinde genel kuraldır, bir maçın tam manasıyla derbi olması için güzel sebepleri olmalıdır, futbol sahasının dışında veya içinde vuku bulmuş tarihten ileri gelen genel geçerli sebepler... İşte yukarıda bahsettiğimiz biraz daha düşük sosyal profilli mücadelelerde belli bir sebep bulunamaz. Bundan dolayı Genoa derbisinde de geçerli sebepler aramak gereksizdir. Kısaca küçük bir şehirin iki büyük takımının mücadelesi ve onlara gönül verenlerin en büyük kim iddasının geldiği noktadır bu derbi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sampdoria Genoa’ya göre biraz daha başarılı ve ön planda gözükse de Genoa kulübü İtalya’nın en köklü takımlarından biridir. 1893 yılında bir grup İngiliz tarafından kurulmuş. İlk ismi de Genoa Cricket &amp;amp; Athletic Club olmuş. İlk yıllarında sadece kriket ve atletizm üzerine faaliyetlerde bulunan Genoa, İngiliz kurucularının isteğiyle formasını da İngiliz milli takımı gibi düz beyaz giymiştir. 1897 yılında ise yine İngilizler tarafından açılan futbol şubesi, iki Torino kulübüyle birlikte İtalya’nın ilk futbol takımlarındandır. 1898 yılında ise tarihte düzenlenen ilk İtalya kupasını müzelerine götürdüler ve isimlerini bugün halen kullandıkları Genoa Cricket &amp;amp; Football Clup olarak değiştirdiler. Birinci Dünya savaşı bitimine kadar üst üste kazandığı şampiyonluklarla İtalya’nın en çok kupa kazanan ekibi haline geldi. Birinci Dünya Savaşına gönderdikleri oyuncularının bir çoğu savaşta hayatlarını kaybedince Genoa’da ligdeki dominasyonunu yitirmiş oldu. Şehirin en başarılı ve gözönünde takımı olmasından dolayı o yıllarda hemen hemen tüm Genoa halkının sevgisini kazandılar. İngiliz hakimiyeti de kulüp üzerinden kalkınca renklerini limanın ve denizin simgesi olan mavi ve savaşta kaybettiklerinin anısına kan krımızısı olarak değiştirdiler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331118340063494146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 264px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfvv4oMOAAI/AAAAAAAAAlo/L1Nv1_yOpUs/s400/sampdoria+fans.jpg" border="0" /&gt;Genoa 1940’lı yıllara grafiğini iyice aşağıya çekerek gelirken, şehiri ve stadlarını paylaşacakları ezeli rakip Sampdoria bir anda ortaya çıktı. Bu ani ve spekülatif çıkış kentin çalışan kesimine hitap eden Genoa kulübünü yeterince kızdırmıştı. Çünkü Sampdoria’nın hitap ettiği kitle şehirin elit tabir edilen kısmıydı. Bunda kuruluşunun hikayesi de çok etkili tabii ki. Sampierdarenese 1895 yılında Genoa’da kurulan bir futbol kulübüydü uzun yıllar İtalya ve Kuzey liginde mücadele etti, ancak çok büyük başarılar yakalayamadı. İkinci Dünya savaşının hemen sonrasında kentin önde gelenlerinden Piero Sanguineti isimli iş adamı Sampierdarenese’nin şehrin diğer bir küçük takımı Andrea Doria ile birleşmesini teklif etti. Teklif iki taraftan birden kabul görünce Samp ve Doria isimleri birleştirilerek Sampdoria Unione Calcio isimli yeni bir kulüp kuruldu. Takımın renkleri konusunda anlaşılamayınca iki kulübünde renkleri olan mavi, beyaz, siyah ve kırmızı ortak kullanılmaya başlandı. Bu yıllar Sampdoria’nın şehirde popüler olduğu yıllardı. Özellikle kentin ileri gelenleri maç günleri toplantılar düzenliyor ve takım için yardım toplanıyordu. Sampdoria bu sebepten dolayı zengin kulübü olarak anılmaya başlandı. Bu durum kentin asıl büyük takımı Genoa’yı ve taraftarlarını çok rahatsız etti, çünkü onlar maddi imkansızlıklardan sebep Serie B nin yolunu tutmak üzerelerken kimse yardım elini uzatmamıştı... Genoa bu durumdan karlı çıktı demek çok doğru olmaz zira bütün maddi güçlerini kaybetmişlerdi fakat fakir halkın özellikle liman çalışanlarının büyük desteğini alarak ciddi bir kitleye hitap etmeye başladı. Bugün hep söylenen liman patronları Sampdorialı, işçileri ise Genoalı’dır sözü o günlerdeki bu gerçeklere dayanıyor...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331118490505033634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvwBYoRt6I/AAAAAAAAAlw/Du4ISAnlKSA/s400/genoa+fans.jpg" border="0" /&gt; İki takım ilk mücadelelerini 1946 yılında yaptılar ve bu maçı yeni kurulmuş olan Sampdoria 3-0 kazandı. Uzun süre devam edecek olan Sampdoria hakmiyetinin temeliydi aynı zamanda bu karşılaşma. Sampdoria ekonomik olarak güçlü olmanın avantajını çok iyi kullandı ve sportif anlamda hep daha başarılı oldu rakibine oranla. Özellikle 1982 yılında iş adamı Paolo Mantovani tarafından satın alınınca altın yılları da başlamış oldu. 1989 yılında kazandıkları Kupa Galipleri kupası, ardından Serie A şampiyonluğu ve takip eden sezon Wembley’de Barcelona ile oynayıp uzatmalarda kaybettikleri Şampiyonlar ligi şampiyonluğu... Sampdoria bu başarıları kutlarken Genoa Serie B ve Serie A arasında gidip geliyordu. Yakın zamanda ne ligde ne de İtalya kupasında başarı yakalayamadılar. Sadece 1991 yılında oynadıkları UEFA kupası yarı finali başarı sayılabilecek unsurlardandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331118735393685266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvwPo6R_xI/AAAAAAAAAl4/qSn0fSwl2Dk/s400/geno-2.jpg" border="0" /&gt;Ancak Genoa bir türlü kazanılmayan sportif başarıları her zaman sineye çeken ve sadece sevgisini takımına yansıtan bir taraftar kitlesine sahip. Çok az bilinmesine rağmen İtalya’nın en çok taraftara sahip dördüncü kulübü. Ülke genelinde bir milyondan fazla taraftarı olduğu biliniyor. Genoa şehiri dışında özellikle Güney İtalya’da taraftarları var. Ayrıca çok başarılı bir kulüp olmamasına rağmen Amsterdam, Buenos Aires, New York ve Tokyo gibi şehirlerde yurtdışı fan kulüpleri de olan bir takım. Sadece Genoa maçlarını ünlü kuzey tribününden izlemek için şehiri ziyaret eden futbol turistlerinin sayısı hiç de az değil ayrıca... Kulüp yönetimi bu sebepten dolayı 12 numaralı formayı taraftarın olduğuna inanarak hiç bir futbolcuya giydirmiyor. Fakat Genoa seyircisi fanatizmin doruklarında gezmekten kendini alamıyor bir türlü. Şımarık tabir ettikleri bisikletçi lakabını taktıkları Sampdorialılar ise tahammül edilemezler sınıfına giriyor onlar için. 1974 yılında karşılaştıkları bir İtalya kupası maçından hemen önce Sampdoria tarafatarlarının toplu halde yemek yedikleri lokali maçtan önce basan Genoalılar Sampdoria taraftarlarından birini silahla öldürdüler onlarcasını da ağır yaralayarak tarihe “Liguria baskını” olarak geçen kanlı gecenin mimarı oldular. Bu olaydan sonra büyük cezalar alan Genoa bir çok maçı boş tribünlere oynamak zorunda kaldı. Sampdorialılar uzunca süre olayın şokundan kurtlamadılar ancak 1995 yılında bir Milan deplasmanında dövülerek öldürülen Genoa taraftarı Vincenzo Spagnolo’nun ardından, intikamımızı aldınız ve teşekkürler Milan yazılı pankartlar açtılar. Bu nefret artık kanıksanmış bir durum. Örneğin normal bir günde dahi Sampdoria kaşkoluyla liman bölgesinde gezemezssiniz, rekabet hatta düşmanlık sosyal hayatta da buram buram kokar yani...&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331118976034400450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 277px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvwdpXf6MI/AAAAAAAAAmA/mudE4pG6KS0/s400/samp-gen.jpg" border="0" /&gt;Genoa ve Sampdoria gibi sportif başarıları az olan iki kulübün rekabeti saha içinde değil maalesef sürekli olarak saha dışında sürüyor çünkü sportif rekabet yaşayacakları arenayı bulmakta zorlanıyorlar. Uzun aradan sonra bu yıl Serie A’da buluştu iki düşman kardeş. İtalya yeniden ülkenin en önemli derbilerinden birini izlemek için sabırsızlanıyor...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-1864786654404280796?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/1864786654404280796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/derby-della-lanterna-genoa-sampdoria.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1864786654404280796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1864786654404280796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/derby-della-lanterna-genoa-sampdoria.html' title='Derby Della Lanterna; Genoa-Sampdoria'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvtyvzvWHI/AAAAAAAAAlQ/jDIceUWJRY8/s72-c/samp+gen+ba%C5%9Fl%C4%B1k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-1033744469757390629</id><published>2009-05-02T09:33:00.006+03:00</published><updated>2009-05-02T09:43:43.627+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><title type='text'>Derbiler haftası</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfvpq1-wZWI/AAAAAAAAAk4/nc7lAfyKH-M/s1600-h/el+classico.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331111506177189218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 204px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfvpq1-wZWI/AAAAAAAAAk4/nc7lAfyKH-M/s400/el+classico.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Real Madrid-Barcelona:&lt;/strong&gt; 2 Mayıs Cumartesi. 21.00&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331112555872506370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 287px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfvqn8Zn0gI/AAAAAAAAAlA/s3-hic2o91s/s400/sampdoria-genoa_serie-a_2008-09.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Genoa-Sampdoria:&lt;/strong&gt; 3 Mayıs Pazar 21.30&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331113143693985010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 276px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfvrKKNLxPI/AAAAAAAAAlI/katColoSoUk/s400/bjk-fb.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Beşiktaş-Fenerbahçe:&lt;/strong&gt; 3 Mayıs Pazar 20.00 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-1033744469757390629?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/1033744469757390629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/derbiler-haftas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1033744469757390629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/1033744469757390629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/05/derbiler-haftas.html' title='Derbiler haftası'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfvpq1-wZWI/AAAAAAAAAk4/nc7lAfyKH-M/s72-c/el+classico.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2920329494901434414</id><published>2009-04-30T16:38:00.011+03:00</published><updated>2009-04-30T17:26:10.850+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basketbol'/><title type='text'>Savaş tanrıları Berlin'de! Olympiakos-Panathinaikos</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfmu0iFGaDI/AAAAAAAAAjg/TPYJYpjPnV8/s1600-h/olympiakospanathinaikoskq5.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330483851494320178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfmu0iFGaDI/AAAAAAAAAjg/TPYJYpjPnV8/s400/olympiakospanathinaikoskq5.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu derbi portresi futbol tabanlı olsa da yazma veya hatırlatma amacımız yarın oynanacak Euroleague Final Four'udur. Yunan basketboluyla sınırlandırılamayacak derecede büyük olan iki kulüp kozlarını Berlin'de paylaşacak. Öncelikle maçın Berlin'de olması yabancı nüfusu açısından şehrin ikincisi konumundaki Yunanlılar'ı sevindirdi. Euroleague yetkililerini ise tedirgin etti, sebepleri aşağıda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2001 yılının Nisan ayı... Atina-Pire otobanında yol alan bir otobüs, bir grup insan tarafından yola koyulan bazı engellerle durduruldu. Bu kovboy filmlerindeki posta arabası soygunlarını hatırlatan sahnenin aktörlerinin amacı elbette soygun yapmak değildi. Ama bu insanları otoban ortasında korumalı bir otobüsü durdurmayı tetikleyen sebep neydi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1930 yılının Haziran ayı... Bükreş’ten Atina’ya gelen ve şehire henüz giriş yapmış olan otobüsü yolda bir insan kalabalığı karşılıyor. Otobüs durduruluyor ve içindeki insanlar aşağıya indiriliyor. Bu otobüs, 8-1’lik Romanya mağlubiyetini alan Yunan milli takımının otobüsü. Oyuncularının iki tanesi hariç tamamının Olympiakoslular’dan seçilmiş olmasını bu mağlubiyete bağlayan Panathinaikos taraftarları, futbolcu ve yöneticiler dahil tüm milli takım kafilesini tartaklıyor...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;71 yıl sonra Pire yolunda durdurulan otobüsün sırrı da bu... Sebep bu olayla benzerlik göstermese de amaç aynı. Yani rakip oyuncuları sindirmek, hatta açıkçası onlara zarar verebilmek... 71 yıl öncesiyle tek fark, içerdekilerin ve dışardakilerin yer değiştirmiş olması. Otobüs Panathinaikos’lu sporcuları taşımakta, dışardakiler ise fanatik Olympiakoslular... Camlar kırılıyor, oyuncular tartaklanıyor, polis müdahele ediyor... Atina’da doğal karşılanan görüntüler tekrarlanıyor...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330486025030335810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmwzDId_UI/AAAAAAAAAj4/Rj-HCmJv5Vw/s400/misfits7.jpg" border="0" /&gt;1930 yılındaki olay, doğurduğu sonuçlar açısından bir milattı... Helen halkının, post-modern dönemde edindiği tutkuları, savaş meydanlarında bastırması Grek medeniyetinin daha da önemlisi Akdenizliliğin bir gereği idi. Modern dönemlerde bastırılacak duygular elbette savaşlar olamazdı. Zira gelişen Dünya, global bir barış sürecindeydi 2. cihan harbi sonrasında... Milattan kastımız; Yunan insanının tutkusuna olan bağlılığını, yeşil sahalarda rakiplere nefret olarak yansıtmasının miladı... Futbol savaşının miladı... her şeyin ötesinde, dünya tarihine damga vurmuş bir spor rekabetinin miladıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330486458246396898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmxMQ_Oe-I/AAAAAAAAAkI/aS8ai1IuqHY/s400/pana+fans.jpg" border="0" /&gt;Dönelim tekrar 1930 yılına ve doğurduğu sonuçlara... Yaşanan bu otobüs olayının bir hafta sonrası iki takım Atina’da karşılaşacaklardı. Maçtan saatler önce on bin kişi tribünleri Yunan tabiriyle “sardunya yaprağı” gibi doldurmuşlardı. Bu rakam, dönemin stad kapasitesi ve spora olan ilginin yaygınlığı gözönüne alındığında ciddi bir rakamdı. Aslında herkesin amacı bir hafta önceki olayın getireceklerini yerinde görmekti. Maça İtalyan bir hakem getirilmişti, çünkü, hiç bir Yunan hakeme güvenilmiyordu. Bu maçı Panathinaikos 8-2 gibi müthiş bir skorla kazandı. Bu sonuçla rövanş için avantaj yakalamanın yanında, milli takıma tepkilerinde ne kadar haklı olduklarını ıspatladılar. Ama yaptıkları eylem ve milli takım oyuncularının tartaklanması, bir yerlerde birilerinin canını sıkmıştı... Panathinaikos taraftarları bir hafta sonra Aris maçı için teknelerle Selanik’e giderken hemen peşlerinden yola çıkan bir kaç tekne de Aris’i desteklemeye giden Olympiakoslular’ı taşıyordu. Limana geldiklerinde gemilerden aynı anda inen taraftarlar, karşı karşıya geldiklerinde aralarındaki kavga dövüş tarihi yazılmaya başladı... &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330485312491172994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmwJkt5NII/AAAAAAAAAjw/xXX78K7dSDM/s400/panathinaikos_olympiakos_2004041-1.jpg" border="0" /&gt;Hemen ertesi hafta Pire’de oynanacak olan 8-2’nin rövanşı için Pire emniyeti Panathianikos taraftarlarının can güvenliğini garanti edemeyeceğini açıklıyordu. Maç tehir edildi ilerleyen bir tarihe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Futbolun baharı dediğimiz otuzlu yıllar... Dünya’nın oyuna yeni yeni alıştığı yıllardı. Bu dönemde yukarıda bahsettiğimiz olaylara rastlamak neredeyse imkansızdı. Ülkemizde bile yanyana maç seyredilen ve henüz kötü tezahüratın bile ayıp sayıldığı dönem... Dolayısıyla hemen yanıbaşımızda, İşgalinden yeni kurtulduğumuz ülkenin başkentinde yaşananlar kimsenin anlayabileceği şeyler değildi. Ama Yunan halkı anlıyordu... Yaşadıkları ekonomik çalkantılar belli farklılıklar yaratmıştı halk arasında. Özellikle başkent Atina kozmopolit yapısı itibarıyla bir çok insan portresini içinde barındırıyordu. Şehirin merkezi daha elit kesime ev sahipliği yaparken kent dışı, yoksul semtlerden ibaretti. Dolayısıyla bu semtlerin Atina merkezine ve insanına bakış açısı çok hoş değildi. “Pire”de bu sınıfa giren ama diğerlerinden farklı olarak bir limanı olan ve buna rağmen dışlanan bir bölge idi... Bu züppe kentten intikamlarını almak için bir yol bulmalıydılar çok geçmeden de buldular. Bir futbol takımı kurup Atinalılar’ı yeneceklerdi. Ama Atina’nın zenginleri kendi futbol takımlarını 17 yıl önce kurmuştu...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330486308358174258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 283px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmxDinFtjI/AAAAAAAAAkA/NGDMSoaL5Lg/s400/olym-pana.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;1908 yılında bir binicilik kulübünde sporculuk yapan aristokrat ailelere sahip üç genç, biniciliği bırakarak bir futbol takımı kurmaya karar verdiler. İlk isminide “Podosfairikos Omilos Athinon”(Atina Futbol kulübü) koydular. Ancak kulüp ilk yıllarda çok önemli mücadeleler yapamadı çünkü henüz ülkelerinde futbol yaygınlaşmamıştı ve çok fazla takım yoktu. 1911 yılında bugün sahip olduğu renkleri edindiler ilginç bir tesadüfle. İstanbul’dan gelen Yunan asıllı Türk “Michalis Papazoglu” İstanbul’da mensubu olduğu Kalamış menşeili “Chalkidona” takımının renkleri olan yeşil beyazı ve armasındaki yoncayı bu takıma adapte etti. Bu şahıs aynı zamanda iyi bir atlet olmakla beraber Türkler'e futbolu öğreten adam olarak biliniyordu… Sonuç olarak bu en köklü Yunan kulübüne renklerini ve armasını hediye eden şahıs, bir kaç yıl sonra büyük bir savaşa girecekleri Türk milletinin bir ferdi idi… Kulüp 1924 yılında bir isim farklılaştırmasına giderek ismini “Panathinaikos Athliticos Omilos” yani PAO (Panathinaikos atletizm kulübü) olarak günümüzde kullanılan haline getirdi… Ezeli rakibinin kuruluşunu beklerken, tam anlamıyla vakit öldürdü PAO… Yurt dışında bir kaç maç yaptı, ülkede kurulan beş takımlı ligde oynadı, hatta şampiyon oldu ama bir türlü gereken rekabet ortamı yaratılamadı 1925 yılına kadar…&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330487764060402338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmyYRhi8qI/AAAAAAAAAkY/xkA57YPVc1I/s400/g%C3%BCzel.jpg" border="0" /&gt;Bu yıl Pire’de konuşlanmış olan “ Pire futbol kulübü” ve “Pire fan kulübü” artık güçlerini birleştirip başkentin merkezine yolculuk yapmaya karar vermişlerdi. Liman işçisi bir kaç gencin önayak olduğu bu organizasyon başarıyla sonuçlanmış, kulübün ismi de Olimpos dağında yaşadığına inanılan tanrıların, desteğini manevi olarak alabilmek ve spor ruhunu yansıtabilmek amacıyla “Oliympiakos” olarak verilmişti. Atina’nın ezilen kesimi artık bir kahramana sahipti ezebilmek için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olympiakos’un kuruluşunun ilk yıllarında bir kardeş bulmuşçasına sevinen PAO, sürekli olarak birlikte hareket ediyordu Olympiakos’la. Helen futbol federasyonunun kurulduğu yılın hemen ertesinde küçük kardeşleri AEK’yı da alarak protesto ettiler federasyonu ve üçü aralarında maçlar yaparak mini bir lig oluşturdular. İlk başlarda Panathinaikos düşmalığı had safhada olan Olympiakos ve Pire halkı, başkentin önemli bir parçası haline gelmelerinden dolayı mutlu olmuşlardı, önemli hissediyorlardı kendilerini ve askıya almışlardı kinlerini. Ta ki 1930 yılındaki başta anlattığımız o talihsiz olaylar zincirine kadar... O gün itibarıyla artık Yunanistan’da bir Olympiakos ve Panathinaikos gerçeği vardı yıllar yılı değişmeyecek...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şehir yıllarında etkisiyle globalleşti ve bu iki takım da birer dev haline geldi. Artık ne peşlerinde koşturan liman işçilerinin çocukları, nede aristokrat aileler kalmıştı. İsimleri Avrupayı aşmış, milyon dolarlık bütçeleri olan kulüplerdi. Ama 77 yıl önce başlayan kin hiç bitmedi, tam tersine sürekli olarak gelişti. Atina’da doğan her çocuk bu nefretle büyüdü ve taraf oldu. Rekabeti filizlendiren etken yıllar önceki “zengin fakir” çekişmesi gibi görünse de artık ortada bu kavramlar olmadığından dolayı, rekabet kanıksanmıştı . Bundan dolayı sorulan taraftarların bir çoğu neden zıtlık içinde olduklarını dahi bilmiyorlardı. Onlar için rakip, sadece nefret edilecek, aşağılanacak yeri geldiğinde de şiddet uygulanacak bir düşmandı. Sosyal anlamda ülkede yaşanılanlar diğer dünya rekabetleri ile belirgin bir şekilde ayrılıyordu. Dini, siyasi ya da coğrafi bir çekişme asla değildi bu. Sosyal hayatın her anında içiçe yaşıyorlardı. Bu anlamda ülkemizde yaşanan rakabet örnekleriyle paralellik arz etmekteydi. Aynı okullarda okuyorlar, aynı kilisede ibadet ediyorlar, aynı işyerlerinde çalışıyorlardı. Daha ötesi Pek çok canlı örneği olduğu gibi PAO taraftarı bir babanın Olympiakos’lu oğlu olabiliyordu yada tam tersi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330487495939884754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 360px; CURSOR: hand; HEIGHT: 361px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmyIqsohtI/AAAAAAAAAkQ/zyR0Kec0-N8/s400/gate+7.jpg" border="0" /&gt;Avrupa’nın en organize tribün gruplarına sahip olan bu iki takım taraftarları, sosyal yaşamdaki birarada yaşama geleneğine stadyumlarda dur dediler. Son yıllarda çok sayıda saldırı, yaralama hatta ölümle sonuçlanan vakalardan dolayı iki takım taraftarlarını birbirlerinin stadına gitmesi yasaklandı. Stadyumlarda kullandıkları kapı isimleriyle anılan Panathinaikos’un “Gate 13” ve Olympiakos’un “Gate 7” taraftar grupları bu olayların başrol oyuncularıydı. Bu gruplar stad çevresinde gerekli gayrı resmi güvenlik önlemlerini almaktan tutun, futbolcular ve yöneticilerle işbirliği içinde bulunmaya kadar geniş bir alanda faaliyet gösterirler...Rakibe olan nefret, kendi takımlarına olan sevgiden daha ateşlidir. Yaptıkları tezahüratlarda rakip takıma küfür edilen bölümlerde her zaman daha fazla ses çıkar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rekabetin anayasası lig şampiyonluğudur. Burada Olympiakos’un bariz bir üstünlüğü olduğunu görürüz. Son onbir yılda sekiz tanesi üstüste olmak suretiyle on tane, toplamda da otuz beş lig şampiyonluğuna karşın Panathinaikos’un aldığı ondokuz şampiyonluk bu farkın açık göstergesidir. Buna karşılık Panathinaikos Avrupa başarılarıyla övünse de aralarındaki rekabet sadece ülke bazlı sonuçlarla ölçülebilir. Buna, 2004 yılında Avrupa şampiyonu olan Yunan milli takımı ile ilgili yorumlara Gate 7 taraftarlarının bir Panathinaikos galibiyeti kadar sevinmemiş olduklarını beyan etmeleri en güzel örnektir... Yunan futbol tarihinin en iyi kalecilerinden biri olarak gösterilen Nikopolidis’in Olympiakos’a transferi taraftar gündemine girmiştir. Gate 13 bir sonraki maç boyunca Nikopolidis’i protesto eder ve ağır küfürlü tezahüratlarda bulunur... Onlar için rakip takım forması giyen bir futbolcu takımını ve formasını satan bir aşağılıktır...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330484321009118546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfmvP3KJrVI/AAAAAAAAAjo/YV77c4LWkbM/s400/n625483347_970237_5511.jpg" border="0" /&gt;Derbi, Olympos’un tepesinde oturan tanrıların birbirleriyle savaşlarına benzetilir. Şiddetli ve ölümsüz... Karaiskaki yada Apostolos Nikolaidis iki kulübün tarihinde önemli yerlere sahip insanların isimlerini verdikleri bu stadlar, savaşın kaleleridir ve kaleye yaklaşan düşmalara hoşgörü maalesef gösterilmez. En başta yazdığımız gibi, Atina alışmıştır bu görüntülere. Ve artık tüm Dünya biliyordur “Antik Yunan”’da savaş tanrılarının hala yaşadığını...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2920329494901434414?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2920329494901434414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/savas-tanrlar-berlinde-olympiakos.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2920329494901434414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2920329494901434414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/savas-tanrlar-berlinde-olympiakos.html' title='Savaş tanrıları Berlin&apos;de! Olympiakos-Panathinaikos'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfmu0iFGaDI/AAAAAAAAAjg/TPYJYpjPnV8/s72-c/olympiakospanathinaikoskq5.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5639293489289931135</id><published>2009-04-30T10:00:00.003+03:00</published><updated>2009-04-30T10:10:26.486+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sedat balkanlı'/><title type='text'>Sedat Balkanlı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SflOrzv2ApI/AAAAAAAAAjY/YuM8v2UTx8I/s1600-h/sedat.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330378148501914258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SflOrzv2ApI/AAAAAAAAAjY/YuM8v2UTx8I/s400/sedat.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Pençesine düştüğünde ALS illetinin 2 yıl dedi doktorlar en fazla... Pes etmezdi Sedat öyle bilirdik. 12 yıl kavga etti, 12 yıl tekmeye kafa uzattı, 12 yıl hücuma destek verdi, 12 yıl geçit vermedi hücumculara... Ama her maçta biraz daha zayıfladı ve bir müdahele ile kaldı yerde 12 yıl sonra. Türk futbolunun başı sağolsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5639293489289931135?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5639293489289931135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/sedat-balkanl.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5639293489289931135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5639293489289931135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/sedat-balkanl.html' title='Sedat Balkanlı'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SflOrzv2ApI/AAAAAAAAAjY/YuM8v2UTx8I/s72-c/sedat.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-555365713283227598</id><published>2009-04-30T00:20:00.003+03:00</published><updated>2009-04-30T00:24:17.088+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rio ferdinand'/><title type='text'>Kaptanlık bandı unutulursa?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjE_bg2WMI/AAAAAAAAAjQ/2Urut6z8adw/s1600-h/rio.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330226752989321410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 203px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjE_bg2WMI/AAAAAAAAAjQ/2Urut6z8adw/s400/rio.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ferdinand oyundan çıktığını çok geç anladı, tam sakatlıktan dönmüştü ki Ferguson deklare etti kendisine, Rio da gitti paşa paşa oturdu kulübeye. Kaptanlık bandı kolunda kaldı ve Manchester 5 dakika boyunca sahada kaptansız kaldı. Ufak araştırdım ama bulamadım, kaptansızlığın bir cezası var mıdır? Kural hatası mı mesela? Yönetmelikte kaptan olması gerektiği geçiyor sanki ama ilginç geldi. Bilenler varsa bilgi lütfen!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-555365713283227598?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/555365713283227598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/kaptanlk-band-unutulursa.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/555365713283227598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/555365713283227598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/kaptanlk-band-unutulursa.html' title='Kaptanlık bandı unutulursa?'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjE_bg2WMI/AAAAAAAAAjQ/2Urut6z8adw/s72-c/rio.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-2160772327950282772</id><published>2009-04-29T23:38:00.006+03:00</published><updated>2009-04-30T00:20:03.610+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arsenal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Manchester United'/><title type='text'>M.United-Arsenal: 1-0</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjBsXMfZzI/AAAAAAAAAi4/zG852eWtQ48/s1600-h/oshea.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330223126877792050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjBsXMfZzI/AAAAAAAAAi4/zG852eWtQ48/s400/oshea.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Dünkü maçla karşılaştırdığımızda çok benzer özellikler görüyoruz. Ev sahibinin baskısı altında geçen, rakip savunmanın ve kalecinin yıldızlaştığı bir mücadele. Dünkünden iki farkı var biri iki takımın da dünkü iki takımdan daha fazla koşmuş olması(mesafe olarak) diğeri de United'in yakaladığı pozisyonu gole çevirebilmiş olması. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330223329982728274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 208px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjB4L0eyFI/AAAAAAAAAjA/Yzy9wNRtTYE/s400/stats.bmp" border="0" /&gt;United'in hücum gücü gerçekten muhteşem, ben izlerken büyük keyif alıyorum ama ortası için sanki biraz daha kreatif bir oyuncu ihtiyaçları var, Carrick ve Andersson çok yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330224613140122562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjDC39Cy8I/AAAAAAAAAjI/okW9ZJ5UoPA/s400/almunia.jpg" border="0" /&gt;Arsenal ise Wenger'in genç ekolünün abartılmasının kurbanı desek yeridir. Takım çoluk çocuk dolu. Tecrübe eksikliği de çok fazlaca ortaya çıkıyor. Almunia'ya dua etsinler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;United turu geçmeye bence çok yakın , turnuva başından beri hayal ettiğim Barcelona-United finaline az kaldı sanırım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-2160772327950282772?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/2160772327950282772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/munited-arsenal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2160772327950282772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/2160772327950282772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/munited-arsenal.html' title='M.United-Arsenal: 1-0'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfjBsXMfZzI/AAAAAAAAAi4/zG852eWtQ48/s72-c/oshea.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-101030655668286847</id><published>2009-04-28T23:42:00.006+03:00</published><updated>2009-04-29T00:20:18.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şampiyonlar ligi'/><title type='text'>Barça Guardiola kurbanı</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfdxNPYJKKI/AAAAAAAAAig/AMqyq4k0fM8/s1600-h/bar%C3%A7a+3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329853156296304802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 333px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfdxNPYJKKI/AAAAAAAAAig/AMqyq4k0fM8/s400/bar%C3%A7a+3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Öncelikle maçın yıldızı kim derseniz Chelsea'da Cech, Barcelona'da Alves derim. Uefa .com'a baktım orda da Cech çıkmış oylamadan, kazanandan seçilmiş olması doğal zaten Cech neredeyse tek başına dur dedi Barcelona'ya. Evet maçı takip ettik, Barça tek kale oynadı bu bir gerçek istatistikler bunun ıspatı buyrun;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329853368559815442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 260px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfdxZmHtSxI/AAAAAAAAAio/u7iCvIWqRVU/s400/bar%C3%A7a4.bmp" border="0" /&gt;Asıl takıldığım nokta oyuncu değişiklikleri. Eto'o ve Henry'nin yerine Krkic ve Hleb girdi. Bu dört oyuncuyu giren ve çıkanlar olarak karşılaştırdığımızda arada büyük kalite farkı görüyoruz. Zaten Bojan Krkic olayına oldum olası ısınamadım, o adamı izlerken kendimi salak gibi hissediyorum, hocaların gördüğü ama benim izleyici olarak farkedemediğim ne var bu adamda diye. Hleb desen gayet düz bir oyuncu özellikle bu maçın 70. dakikasından sonrası için. Guardiola Hleb'in oyunu açabileceğini falan mı düşündü acaba? Nitekim Krkic-Hleb ikilisi maçın hemen hemen en net pozisyonlarını yakaladılar. Gözlerimizi kapatıp düşünelim Krkic'in kafayla tribüne yolladığı pozisyonda Henry olsaydı ne olurdu? Ya da Hleb'in Cech ile karşı karşı kaldığı pozisyonu Eto'o yakalasaydı? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329853975727822946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 333px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfdx87_12GI/AAAAAAAAAiw/AtOtKttVe_0/s400/bar%C3%A7a-1.jpg" border="0" /&gt;Sonuçta olan oldu ve de bitti ama ikinci maça az da olsa dezavantajlı gidiyo Barça. Chelsea Londra'da da açık futbol oynamayacak bence, çünkü Barcelona için yer mekan farketmez. Uzatmalı bir maç izlememizin olası olduğunu düşünüyorum. Fakat ne olursa olsun Barça bu turu geçer, Guardiola aynı hataları Londra'da tekrarlamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-101030655668286847?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/101030655668286847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/barca-guardiola-kurban.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/101030655668286847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/101030655668286847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/barca-guardiola-kurban.html' title='Barça Guardiola kurbanı'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfdxNPYJKKI/AAAAAAAAAig/AMqyq4k0fM8/s72-c/bar%C3%A7a+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4568307827200747279</id><published>2009-04-28T15:16:00.009+03:00</published><updated>2009-04-28T17:36:29.817+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taraftar grupları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='barcelona'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boixos nois'/><title type='text'>Boixos Nois-Barcelona</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329746788934861154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 290px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcQd2E9wWI/AAAAAAAAAhw/bus14pIrwno/s400/n_f_c_barcelona_fondos-10979.jpg" border="0" /&gt; Dünya üzerindeki taraftar grupları futbolun en ilginç dinamiklerinden biridir. Bazen sevdalısı oldukları ve varolma sebepleri olan kulüplerin dahi önüne geçer isimleri. Çok zaman cefakardırlar, aynı zamanda yağmur çamur edebiyatının baş aktörleri olurlar, takımlarını çok severler ve gidilecebilecek her noktaya ulaşırlar destek vermek histerisiyle. Bir de madalyonun arka tarafından bakmayı sevenler vardı ki onlara için; Fanatik, olay çıkartan, alkolik hatta çapulcu sıfatlarının verileceği yegane şahıslar bu grupların üyeleridir, bu sıfatlar coğrafyalarda değişiklik gösterse de anafikirde aynıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu ufak anlatımdan sonra söyleyebilirim ki ben ilk gruba yani taraftar gruplarını seven, sayan ve de destekleyen gruba dahilim. Futbolun ciddi renklerinden biri olduklarını düşünüyorum. Kaldı ki onları çeşitli sebeplerle eleştirip numaralı tribünün temiz koltuğunda oturan arkadaşların takım sevgilerini o koltukla sınırlı tutmayıp yurdumuzdan örnek vermek gerekirse Trabzon gibi zor bir deplasmanında da boy göstermelerini isteriz, yok gidemem derlerse de gidenlere mani olmasınlar mümkünse...&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329747107174867778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 259px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcQwXnS40I/AAAAAAAAAh4/EIbbaWevu94/s400/1..jpg" border="0" /&gt;Bu bağlamda bu konu başlığının ilk konuğu Barcelona'lı Boixos Nois. Açık konuşmak gerekirse ben bu arkadaşları pek sevmem, zaten Barcelona'da öyle taraftarıyla ünlü olan bir kulüp olmadığı için bu elemanlar da kıyıda köşede kalırlar hep. 120 bin kişilik Camp Nou'nun ufak bir bölgesinde 2 bin kişi kadar olmayı becerip geri kalan 118 bin kişiye nüfuz edememek, onları tezahüratlara katamamak ve daha da önemlisi Barça taraftar profiline pek uymamalarıyla ünlüdürler. Dazlak kafaları ve formalarıyla, bulldog armalı pankartlarıyla biraz eğreti durular statta.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329747515505555634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcRIIw6uLI/AAAAAAAAAiA/y0dTW1DklRI/s400/91_92_mandril-fcb_01.jpg" border="0" /&gt;Bu profil bozukluğunu ve düşük etkinliği farketmiş olan Laporta göreve gelir gelmez ilk iş Boixos ahalisi ile uğraşmaya başladı. Kısa sürede Aziz Yıldırım-Gfb ilişkisine dönen, Laporta-Boixos diyalogları birçoğunun kombinesinin iptali ve stattaki pankart odalarının kapatılması ile son buldu. Daha da önemlisi geçmiş dönemlerde yönetimlerden beleş kombine alan bu tayfa artık bırakın kombineyi maçlara bile girmekte zorlanıyorlar. Bu bağlam da bir kaç defa yönetimi ölümle tehdit ettilerse de her seferinde çok da takılmadılar...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329747910895480818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcRfJtOL_I/AAAAAAAAAiQ/ChlxdxJCUeE/s400/99_00_mandril-fcb_01.jpg" border="0" /&gt;Boixos Nois'in İspanya gibi taraftar profili son derece yüksek bir ülkede zayıf kalması gayet doğal. Özellikle gittikleri, Madrid ve Sevilla deplasmanların da şiddet eğilimden muzdarip oluyorlar, belki de o yüzden Madrid'e son yıllarda sadece bir avuç .bne otur yerine modunda gitmekteler. Ayrıca Barcelona'nın daha çok sol eğilimli kişiler tarafından sevildiğini bilmemize rağmen(böyle bir genellemeyi hiç sevmiyorum aslında ama böyle bi gerçekçilik var) Boixos'un sağ görüşlü olduğu söyleniyor. Zaten tiplerini görünce de aklıma hemen Berlin ve dazlak Neo Naziler geliyor... &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329748178316579474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcRut7YUpI/AAAAAAAAAiY/EoretYOqmrE/s400/93_94_fcb-mandril_02.jpg" border="0" /&gt; Şöyle dönüp bir baktım da habire eleştirmişiz kendilerini affola, müspet reaksiyonları da elbette var. Öncelikle Barcelona'nın taraftarlık hakimiyeti kendilerinin elinde. Barcelona denince kulüp gelmesin aklıllara, şehirden bahsediyorum, yani konu dönüp Espanyol ile olan rekabetlerine geliyor. İspanyol milliyetçisi ve Madrid'in Katalunya temsilcisi kimliğine yakın çalışan Espanyol ile yıldızları haliyle barışmıyor. Üstünlük kurdukları yegane rakip seyirci de Espanyol seyircisi. Bu arada son Bayern maçı için Almanya'ya gidip Münih'de olay çıkarttıklarını da hatılatmam gerekir. Laporta bunun için maçlara girebilme şansına sahip az sayıdaki ekip üyelerine o şanslarının da elinden alınabileceğini belirten tehditler savurdu ve bir daha asla istemiyorum dedi. Ben de diyorum ki delikanlı Boixos Chelsea deplasmanı için Londra'ya gider mevzunun kralını yapar baya da şekli olur. Ha Laporta harbiden stada almazssa o kadarcık da olur diyecekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi kalkıp o kadar taraftar grubu varken neden Boixos Nois diye soranlar olursa söyliym. Bu pazar malumunuz El Classico var Madrid'de. Barça bu maçı alırsa ya da en azından yenilmezsse şampiyonluk yolunda büyük adım atmış olacak. Boixos Nois bu maç için çok ciddi bir deplasmancı sayısı belirlemiş, belki de en kalabalık gidecekleri deplasman olacak. Bu nedenle şenlikli bir haftanın aktörleri olabilirler ben yaziym dedim...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4568307827200747279?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4568307827200747279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/boixos-nois-barcelona.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4568307827200747279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4568307827200747279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/boixos-nois-barcelona.html' title='Boixos Nois-Barcelona'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfcQd2E9wWI/AAAAAAAAAhw/bus14pIrwno/s72-c/n_f_c_barcelona_fondos-10979.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4221743191701749863</id><published>2009-04-28T10:16:00.007+03:00</published><updated>2009-04-28T11:23:31.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trabzonspor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ersun yanal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>Trabzon'un intiharı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfa6tVFh_CI/AAAAAAAAAhg/3cacX6M4fqA/s1600-h/news_manset_resim_vr_Ersun-Yanal015.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329652496956783650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfa6tVFh_CI/AAAAAAAAAhg/3cacX6M4fqA/s400/news_manset_resim_vr_Ersun-Yanal015.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://malvinas1.blogspot.com/2009/03/baskana-kulak-verin.html"&gt;Başkana kulak verin&lt;/a&gt;, mantık çerçevesinde ilerliyor, bu zihniyetle Trabzonspor'un başarıyı yakalaması çok zor değil, demiştim. Pişmanım... Trabzonspor kanımca intihar etti ve hemen Sadri Şener döneminin öncesindeki kaos ortamına gitti maalesef. Başkanın kendi geleceği de bu kararla tehlikeye atıldı bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyle bir takım düşünün ki, geçen yıl bir çok hedeften çok çok uzakta ligi tamamlıyor, hemen ertesi sezona onlarca transfer, yeni yönetim, yeni hoca ile başlıyor, parola &lt;strong&gt;şampiyonluk değil&lt;/strong&gt;, fakat yüksek yerlerde ligi bitirebilmek. Derken takım liderliği alıyor tökezlemeden de uzun süre devam ediyor. Fakat kadronun sınırlılığından("sınır" kişi sayısından ibaret değil) doğal bir sonuç olarak ivmesi düşüyor ve lig üçüncülüğüne demir atıyor. Çok büyük aksilikler olmazssa ligi o sırada tamamlayacak, hatta olası ufak çaplı bir mucizede Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. Ama onlar yok diyolar biz gaza gelmiştik şampiyon olacaktık... Olursunuz! Bu zihniyetle kaç sene sona olursunuz bilmiyorum ama bu aralar olamayacağınız aşikar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi Ersun Hoca'yı kimse göndermedi kendi istifa etti diyenler olabilir. Doğru ama istifa sebebi hocanın kendini başarısız hissetmesidir, bunu hisettiren de yönetim ve taraftar reaksiyonlarıdır. Zaten Trabzon yönetimi istikrardan yana olsaydı Yanal'ın istifası başkanın masasında kalır, ne medya ne halk duymadan aralarında halledilirdi. Başkan veya basın sözcüsü de çıkıp takımın ve hocanın arkasındayız sezon başındaki hedeflerimizden sapmış değiliz derdi(ki gerçekten de sapmadılar). Bugün hocanın yapacağı basın toplantısından muhtemelen bişeyler çıkartacağız. Bu konuyla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329652985537090466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 350px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfa7JxMJ06I/AAAAAAAAAho/0aS6LI7_ziM/s400/sadri_sener_toplanti.jpg" border="0" /&gt;Ayrıca kimse kalkıp bu takımın forvetsiz oynadığını, orta sahasının olmadığını, beklerinin yetersiz çalıştığını konuşmadı. Bir takımın hücum oyuncusu Umut Bulut, orta sahası Hüseyin Cimşir ise ve bu adamlar sezonun %95'inde kadrodaysa bu takımın şampiyonluk şansından bahsetmek zaten hayal tacirliği olur. Olursun üçüncü gidersin Uefa kupasına, seneye de bir golcü iki sağlam orta saha alırsın, oturur beklersin, nedir ne değildir diye. Yok, olmadı bekleyemediler... Geçmiş olsun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan sonraki süreçte oturup Trabzonspor'u seyredelim bakalım, takım nasıl bir değişime uğrayacak(!). Umarım ellerindeki Uefa şansı da uçup gitmez... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4221743191701749863?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4221743191701749863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/trabzonun-intihar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4221743191701749863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4221743191701749863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/trabzonun-intihar.html' title='Trabzon&apos;un intiharı'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Sfa6tVFh_CI/AAAAAAAAAhg/3cacX6M4fqA/s72-c/news_manset_resim_vr_Ersun-Yanal015.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4535258284680208120</id><published>2009-04-28T10:02:00.003+03:00</published><updated>2009-04-28T10:08:04.181+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tenis'/><title type='text'>Dominika Cibulkova</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfaqKwsTXFI/AAAAAAAAAhY/v80hai8EdPU/s1600-h/dominika.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329634310885694546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 266px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfaqKwsTXFI/AAAAAAAAAhY/v80hai8EdPU/s400/dominika.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dominika Cibulkova...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fed Cup 2009 Fransa-Slovakya&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4535258284680208120?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4535258284680208120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/dominika-cibulkova.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4535258284680208120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4535258284680208120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/dominika-cibulkova.html' title='Dominika Cibulkova'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfaqKwsTXFI/AAAAAAAAAhY/v80hai8EdPU/s72-c/dominika.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4976926777962447412</id><published>2009-04-27T17:38:00.003+03:00</published><updated>2009-04-27T17:53:59.461+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bundesliga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klinsmann'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayern munich'/><title type='text'>Klinsmann kovuldu!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfXG7ord3YI/AAAAAAAAAhQ/I5uGXmFgT0M/s1600-h/07_klinsmann_ard_400.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329384461897162114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfXG7ord3YI/AAAAAAAAAhQ/I5uGXmFgT0M/s400/07_klinsmann_ard_400.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çok değil, Schalke maçından hemen önce &lt;a href="http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/klinsmann-stres-bast.html"&gt;yazmıştım, Klinsmann'ı stres bastı diye&lt;/a&gt;. Güven vermeyen takım havasından kurtulamamışlardı bir türlü. Formda Schalke karşısında da basiretsilikleri tavan durumdaydı. Ne doğru düzgün bir pozisyona girebildiler ne de baskı kurabildiler. Neyse ki Wolfsburg'un puan kaybı geldi dedik ama yeterli gelmemiş Rummenigge ve ekibine kapıyı gösterdiler Jurgen'e... Klinsmann'ı topçuluğunda aşırı sevenlerdendim ama hocalığına alışamamıştım bir türlü. Hayırlısı olsun ne diyelim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4976926777962447412?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4976926777962447412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/klinsmann-kovuldu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4976926777962447412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4976926777962447412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/klinsmann-kovuldu.html' title='Klinsmann kovuldu!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfXG7ord3YI/AAAAAAAAAhQ/I5uGXmFgT0M/s72-c/07_klinsmann_ard_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-5698752145833795830</id><published>2009-04-27T12:13:00.004+03:00</published><updated>2009-04-27T13:52:06.676+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><title type='text'>Lig koptu...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfWN3TmufMI/AAAAAAAAAg4/9jDAmm4B5Ok/s1600-h/sivasspor_bjk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329321715357875394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 283px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfWN3TmufMI/AAAAAAAAAg4/9jDAmm4B5Ok/s400/sivasspor_bjk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında bir kaç hafta önce kopmuştu da, Lig Tv severler şu Galatasaray'ı ya da Fener'i neresinden katarız bu yarışa da az daha reklam vs. geliri elde ederiz diye çabaladıklarından kopmamış gibi gösteriliyordu. Neyse ki artık kendileri de itiraf ettiğinden sorun kalmadı ve Sivas-Beşiktaş şampiyonluğun iki adayı olarak yalnız kaldı zirvede.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bundan sonra ne olur sorusunun cevabını vermek elbette zor fakat iki takımın da kendine göre artı ve eksileri olduğu kesin. Ben bu fikstür avantajı denen naneye hiç inanmıyorum. Şimdi Sivas'ın Antep deplasmanı mı zor yoksa Beşiktaş'ın evinde oynayacağı kolu kanadı kırık Fenerbahçe maçı mı, Sorusuna kim Beşiktaş cevabı verebilir? Bence futbolu objektif izleyen kimse bu maçların zorluk derecelerini birbirinde ayıramaz. Keza Beşiktaş'ın Ankara deplasmanını, Sivas'ın içerde oynayacağı Belediye maçıyla ayıramaycağımız gibi. Ayrıca bu şampiyonluğun sahibini son hafta bulacağına inananlardanım, ne Beşiktaş ne de Sivas öyle 2 hafta kala tur atamaz şahsi kanaatim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayırlı yarışlar!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-5698752145833795830?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/5698752145833795830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/lig-koptu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5698752145833795830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/5698752145833795830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/lig-koptu.html' title='Lig koptu...'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfWN3TmufMI/AAAAAAAAAg4/9jDAmm4B5Ok/s72-c/sivasspor_bjk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-4750134617817111466</id><published>2009-04-25T13:24:00.003+03:00</published><updated>2009-04-25T13:44:44.703+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bundesliga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klinsmann'/><title type='text'>Klinsmann'ı stres bastı.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfLpU1M_AyI/AAAAAAAAAgw/3QeA15lbuGk/s1600-h/klinsmann.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328577853220913954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfLpU1M_AyI/AAAAAAAAAgw/3QeA15lbuGk/s400/klinsmann.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Nasıl basmasın? Sürekli son günlerini yaşadığını ima eden bir basınla içiçe yaşıyor. Artık gazeteciler soru sorarken teknik analizleri geçip direkt Klinsmann'ın geleceği ile ilgileniyorlar. Bayern'in elinde kalan tek hedef olan Bundesliga şampiyonluğunda da uzaklaşması durumunda nasıl bir yol izleneceği merak konusu sürekli. Bu şartlar altında kim olsa stres basardı zaten. Klinsmann sürekli kaçamak cevaplar vererek bu soruları bertaraf edebiliyor şimdilik, "henüz alınacak 18 puan var" en revaçta cevabı mesela. Fakat o da çok iyi biliyor ki karşısında Magath gibi mat edilebilmesi güç bir zeka var. Bayern kadro kalitesi olarak Wolfsburg'un çok üstünde fakat asla onları geçip şampiyonluğu "kesin" alacak takım güvencesi veremiyor. Bugün Bayern yeniden istim üzerinde, ligin formda ekiplerinden Schalke'yi ağırlıyor, maç çok zor ama pabuç da pahalı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-4750134617817111466?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/4750134617817111466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/klinsmann-stres-bast.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4750134617817111466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/4750134617817111466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/klinsmann-stres-bast.html' title='Klinsmann&apos;ı stres bastı.'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfLpU1M_AyI/AAAAAAAAAgw/3QeA15lbuGk/s72-c/klinsmann.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-8977493884020090877</id><published>2009-04-25T01:44:00.009+03:00</published><updated>2009-04-25T10:09:00.102+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye süper ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='michael fink'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mustafa denizli'/><title type='text'>Michael Fink Beşiktaş'ta, Beşiktaş nerede?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK0C4vqYHI/AAAAAAAAAgQ/3TZjQcqzlwY/s1600-h/fink.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328519270817751154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 385px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK0C4vqYHI/AAAAAAAAAgQ/3TZjQcqzlwY/s400/fink.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Beşiktaş sessiz sedasız yeni sezonun ilk transferini yaptı. Ben böyle sessiz gelen adamların daha başarılı olduğuna inanırım hep. Zira taraftar fazla bir beklenti içine girmediği için ortalama performans memnun eder herkesi. Michael Fink tam bir kapalı kutu idi benim için. Saolsun &lt;a href="http://devrimderki.blogspot.com/2009/04/besiktasin-michael-fink-transferi.html"&gt;Borges&lt;/a&gt; kardeşimiz bir güzel anlatmış meziyetlerini. Hadi önbilgi diyelim ve Beşiktaşlılar'ın anlayacağı dilden söyleyelim "Federico Guinti" tarzı bir oyuncu. Kulağa hoş geliyor değil mi? Beşiktaş orta sahası için gerçekten de yıllardır özlenen bir modeldi Guinti. Michael Fink, aldığımız bilgilere göre tam görev adamı, Ernst'e nazaran teknik kapasitesi yüksek, ofansa az da olsa yakın ve disiplinli. Zaten bu Alman topçulardan Allah razı olsun şımarıklık vs. hak getire, sadece top oynuyorlar. Mustafa Denizli ve Tayfur Havutçu'nun da Alman kökeni düşünülürse güzel bir hamle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak amaç Beşiktaş orta sahasını sağlama almak değil mi? Evet, işte benim düşüncem, ya da sıkıntım demeliyim tam da burada.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş orta sahası iki adet defansif isme emanet edilince arkadaki dörtlü ile birlikte 6 kişilik bir savunma modeline geçiş yapmış oluyor. Bu durumda kanatlara yerleştirdiğimiz 2 isimle birlikte hücum alanına koyabileceğimiz sadece 2 kişi kalıyor bu iki ismi belirlemek son derece güç. Kaba bir hesapla sola Tello, sağa Serdar Özkan düşünülürse geriye, Delgado-Holosko-Bobo-Nobre-Yusuf gibi isimler kalıyor ve bunlardan sadece ikisi görev alabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328520251980397826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 359px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK07_3EPQI/AAAAAAAAAgY/t_kkC31fLNg/s400/ernst.jpg" border="0" /&gt;Arkadaki iki Alman'ın hücum desteğinin forvetleri gol pozisyonuna sokabilecek kadar etkili olmayacağını düşünürsek ileri uçtaki adamı veya adamları hareket ettirecek bir güce ihtiyaç var. Diyelim orta sahaya yakın bir Nobre ve ileri uçta tek başına Bobo olacak, malum Nobre'nin orta sahaya gelip top alma özelliği fazlasıyla var, fakat bu durumda klasik "Bobo yalnız forvet" konumunun getirdiği sıkıntılarla uğraşmak durumunda kalınacak. Direkt çift forvet düşünülmesi halinde ise orta sahadan topu getirecek adam azlığı sıkıntı yaratacaktır, dediğimiz gibi Almanlar o konuda bizi rahatlatamaz. Bir de klasik 10 numaralı sistem var ki düşman başına derim. İki orta sahanın önüne Delgado veya Yusuf'tan birinin koyulması şeklinde vuku bulacak bu cinayet muhtemel bir hezimetle sonuçlanacaktır. Çünkü Beşiktaş bu sene bunu Ernst-Cisse-Delgado-Bobo şeklinde çokca denedi ve hepsinde de vahim sonuçlar ortaya çıktı. Ayrıca anti Delgadocular'ın Yusuf sesleri Şampiyonlar Ligi ekiplerinin orta saha preslerinde kendisinin kaybedilmesiyle kesilecektir. Beşiktaş muhtemel çıkacağı bir Şampiyonlar Ligi macerasında açıkçası Yusuf ve Delgado gibi etkisi mum ışığı gücünde olan iki oyuncusuyla başarılı olamaz...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328520609581853138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 353px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK1Q0B5adI/AAAAAAAAAgg/y756-SdN4HA/s400/bobonobrecissejo7.jpg" border="0" /&gt;Yukarda bahsettğimiz altı müdaffalı, iki kanatlı, iki hücumlu oyun biçiminin etkili olmasının tek yolu taşları yerinden oynatmaktan geçer, şöyleki ; Beşiktaş'ın önümüzdeki sezon bu omurgayla başarılı olması için mutlaka etkili bek oyunucularına ihtiyacı vardır, belki sağ bek için nispeten alternatifler mevcut ama İbrahim Üzülmez'e artık katlanacak hali kalmadı taraftarların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sağda Ekrem Dağ'ın hücuma kadar gelerek etkili olduğunu biliyoruz, biraz daha kalitelisi sol bek için bulunulursa tam bir "takım" olacaktır Beşiktaş. Çünkü bu durumda beklerden destek alan kanat oyuncuları içeri katederek orta saha ve forvet arasına girecekler ve burda hem kendileri pozisyon bulacaklar hem de hücum oyuncularına alternatif hazırlayacaklardır diye düşünüyorum. Bunu Tello zaten hali hazırda yapmakta, sağ kanatta ise bence yetersiz de olsa Serdar Özkan veya Holosko bu işi kotarırlar. Beşiktaş da 10 numaralı sistemi terk edip klasik 4 4 2'ye dönerek Türkiye'de bu işin öncülerinden olur.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328521036105809058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 350px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK1po9IfKI/AAAAAAAAAgo/AgHTMOhNHN8/s400/2008_11_16_mustafa_denizli_tayfur_havutcu_1.jpg" border="0" /&gt;Tabii tüm bunlar Mustafa Denizli'nin ve teknik ekibinin işleri. Bu sezon da Beşiktaş'ta kalacağını ucundan da olsa açıkladı Mustafa hoca, kendisinin maça göre kadro çıkartması artık gayet iyi bilinen bir huyu fakat Fink transferi gösterdi ki aynı son paragrafta bahsettiğimiz bir Beşiktaş mantalitesi saha da olacak önümüzdeki sezon...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-8977493884020090877?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/8977493884020090877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/michael-fink-besiktasta-besiktas-nerede.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8977493884020090877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/8977493884020090877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/michael-fink-besiktasta-besiktas-nerede.html' title='Michael Fink Beşiktaş&apos;ta, Beşiktaş nerede?'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfK0C4vqYHI/AAAAAAAAAgQ/3TZjQcqzlwY/s72-c/fink.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-600826780300623027</id><published>2009-04-24T20:38:00.003+03:00</published><updated>2009-04-24T20:43:27.203+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pepe real madrid la liga'/><title type='text'>Pepe'ye 10 maç ceza!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfH5p-QMELI/AAAAAAAAAgI/fdSPSiiTANU/s1600-h/pepe.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328314333636858034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 271px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfH5p-QMELI/AAAAAAAAAgI/fdSPSiiTANU/s400/pepe.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 5-6 maç demiştim fakat İspanya federasyonu o kadar insaflı değilmiş... Kim bilir belki ben alışmışım bunları 4-5 maçla geçiştirmelere. Pepe'ye hakettiği ceza verildi asla anormal bir rakam değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-600826780300623027?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/600826780300623027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/pepeye-10-mac-ceza.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/600826780300623027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/600826780300623027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/pepeye-10-mac-ceza.html' title='Pepe&apos;ye 10 maç ceza!'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfH5p-QMELI/AAAAAAAAAgI/fdSPSiiTANU/s72-c/pepe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-925492760485754016</id><published>2009-04-24T14:09:00.010+03:00</published><updated>2009-05-07T09:35:51.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stadyumlar'/><title type='text'>Mabedler; Stadio San Paolo</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfG4u_C5akI/AAAAAAAAAfw/umDaq9O-FnI/s1600-h/san_paolo_1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328242951493085762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfG4u_C5akI/AAAAAAAAAfw/umDaq9O-FnI/s400/san_paolo_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Küçüklüğümden beri her futbol maçı için televizyon başına oturduğumda gözüm hep maçın yapıldığı stadın kıyısına köşesine takılırdı. Çok az nail olabildiğimiz yurtdışı maç yayınlarında tribünlerin gözükebildiği kamera açıları en makbulüydü benim için. Bu konu da aklımdan hiç çıkmayan 1992 yılındaki Göteborg-Beşiktaş maçındaki Ullevi ve 1989 Galatasaray-Monaco maçındaki Mungersdorfer statları milat sayılabilir şahsım adına. Uzun zaman statlarla haşır neşir olmak kesmemiş olacak ki 14-15 yaşında fellik fellik stadyum maketleri arıyordum, ilk sorduğum mahalle kırtasiyecisinin surat ifadesinin unutmam mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Memleket sınırlarında böyle bir şey bulamaycağımı anlayınca maket sevdamdan vazgeçtim. Merakım bu denli derin olunca farkında olmadan da ciddi bir stadyum databankına sahip olmuşum kendi kendime. E madem blog yazıyorum hem değişiklik olsun, hem de statlarımı paylaşiym dedim, bundan böyle aralıklı olarak futbolun mabetlerindeyiz...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Madem ilk stat yazısı o zaman anlamlı olsun istedim, hem benim, hem Arjantin hem de bücür için. Stadio San Paolo aslında öyküsü herkes tarafından bilinen bir stat, Napoli şehirine ait ve şehrin takımı S.S.C Napoli'ye ev sahipliği yapan İtalya'nın üçüncü büyük stadı. Kapasitesi 72.000 iken düzenlemelerle 60.000'e düşürülmüş(bu stat kapasitesinin düşürülme olayına da çok uyuzum). Malumunuz Napoli İtalya'nın üvey evladı iken Diego isimli bücürün arz-ı endamıyla bir anda kuzeyin korkulu rüyası haline geldi. İki Scudetto üzerine de kaymak misali bir Uefa kupası patlattılar zamanın ezik güneylileri. Napoli taraftarının ününü bilen bilir, takımlarına olan bağlılıklarını da... Yıllarca horlanıp itilmekten sebep tilt oldukları kuzey takımlarını alt etmelerini sağlayan mucize Arjantinli'ye tanrı muamelesi yapmakta gecikmediler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328243032107959234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 350px; CURSOR: hand; HEIGHT: 317px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfG4zrW-w8I/AAAAAAAAAf4/Z0j1HY5_a40/s400/maradona+san+paolo.jpg" border="0" /&gt;Kolları stadın ismini değiştirmek amacıyla sıvadılar. San Paolo stadını Diego Armando Maradona stadı yapacaklardı. Çok da uğraştılar ama İtalya kanunlarına göre bir yapıya bir şahısın ismini verebilmek için o şahısın en az 10 yıl önce ölmüş olması gerekiyordu. Direkten dönen isim değişikliği hamlesi uyuz etti Napolitenleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaman döndü dolaştı Dünya Kupası zamanı oldu. İtalya 90 için ülkeyi ziyaret eden Milli Takımlar içinde Arjantin'in de olması Napoliler hariç İtalyanları sevindirmedi. Zira 3 yıldır Serie A'yı kendilerine dar eden El Diego yeniden ayak basmıştı çizmeye hem de bu defa Milli Forma ile...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gittiği her statta ıslıklandı Arjantin, taa ki futbolun adaleti lehlerine tecelli edene kadar. Program diyordu ki yarı final Arjantin ve İtalya arasında San Paolo stadında Napoli'de oynanacak. Bir anda tüm gözler bu maça ve derin anlamının doğuracağı sonuçları görmek için güneye döndü. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328243858824143282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfG5jzHeobI/AAAAAAAAAgA/APECYZHRrsw/s320/19870510_sanpaolo.jpg" border="0" /&gt;Maç günü Napoli'de binlerce seyirci kahramanlarıyla ülkelerinin çarpışmasını izlemek için San Paolo'yu doldurdu, maçtan önce ise Mardona "Napoli beni sever" diyerek mesajını yollamıştı taraftarlara. O gün Arjantin Milli takımı ve marşı ilk defa ıslıklanmadı ve Arjantin penaltı vuruşları sonunda İtalya'yı finalin dışına itti. San Paolo stadı bu sonuca üzülmedi, hatta sevindi bile denilebilir. Maradona'nın mutluluğu Napoli'nin mutluluğuydu çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1959 yılında yapılan Stadio San Paolo'nun can alıcı öyküsü böyle... Onlarca büyük mücadeleye sahne olan ve Napoliler'e göre ikinci evleri olan stadın adı halen "Estadio Diego Armando Maradona" &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1725807664692400662-925492760485754016?l=malvinas1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://malvinas1.blogspot.com/feeds/925492760485754016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/mabedler-1-stadio-san-paolo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/925492760485754016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1725807664692400662/posts/default/925492760485754016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://malvinas1.blogspot.com/2009/04/mabedler-1-stadio-san-paolo.html' title='Mabedler; Stadio San Paolo'/><author><name>Malvinas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09873885322194116323</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/Scd5MoVzjsI/AAAAAAAAAD0/yK-n4zZzUEg/S220/passarella.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfG4u_C5akI/AAAAAAAAAfw/umDaq9O-FnI/s72-c/san_paolo_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1725807664692400662.post-698310769396907120</id><published>2009-04-24T09:29:00.010+03:00</published><updated>2009-04-24T10:47:20.588+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='el classico'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derbiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Millonarios'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Colombia'/><title type='text'>El classico Kolombiya</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfFrNk5EwEI/AAAAAAAAAfo/OqQm4a6WF1g/s1600-h/millonariossantafe.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328157715141541954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 350px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfFrNk5EwEI/AAAAAAAAAfo/OqQm4a6WF1g/s400/millonariossantafe.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; River Plate'nin tribün lideri (Adrian Rousseau) insanın facebookta arkadaşı olunca Latin tribün ahalisinden gideni geleni pek eksik olmuyor. Özellikle geçen haftaki Superclassico sonrası epey bir arkadaş edindim, zira Adrian'ın duvarında kocaman Boca-River yazım vardı İspanyolca olaraktan. Bu arkadaşlar pek beğenmişler taa Türkiye'den gelen bu ilgiyi ki Kolombiyalı bir vatandaş mesaj attı bana. Bu hafta ülkelerinin en önemli derbisi El classico lakaplı Santa fe-Millonarios maçı oynanacakmış, bilgin olsun dedi... Ben de merak ettim oturdum araştırdım hem enteresanlığından hem de Kolombiyalı kardeşime jest olmasından sebeple...&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328156202429752098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfFp1hmeoyI/AAAAAAAAAfI/5bdwkqBb-H4/s400/millonairos+4.jpg" border="0" /&gt; Efendim aslında iki kulübün tarihi birbirine çok yakın. Kuruldukları yerler birbirinin dibi desek yeridir. Zaten aynı stadı "El Campin" dedikleri Nemesio Camacho stadını kullanıyorlar(burada da Milan-Inter misali farklı isimle stada hitap etme durumu söz konusu). Bogota'da konuşlanan iki takım bildiğiniz Dünya derbilerinde alışılagelmiş tüm dinamiklere sahipler.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfFqNhqAWMI/AAAAAAAAAfY/mLwIdY7I7ks/s1600-h/kova%C5%9Flamaca.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328156614761404610" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 249px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Xg3z7qJa7qI/SfFqNhqAWMI/AAAAAAAAAfY/mLwIdY7I7ks/s320/kova%C5%9Flamaca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Biri mavi diğeri kırmızı, ikisi de birbirinden şiddetle nefret ediyor, Güney Amerika derbilerinde son zamanlarda gayet yaygın olan(aslında hepsinin temeli River ve Boca) Simpson ailesi temalı rakibi iğneleyeci hatta aşalağıyıcı pankartları kullanıyorlar, maç günü birbirleriyle karşılaşmaları pek de hayırlı olmuyor(unutmayalım orası Kolombiya), bazen gördüğümüz tüm derbilerden daha şiddetli ve ölümlü olaylara neden olduğu biliniyor. Sevgili arkadaşım Girardot'a göre birbirlerinin gerçekten ölmesini isteyen taraftar gruplarına sahipler(bu çok da yabancı bir istek değil bize). "Millonarios" ismi River'ın lakabı olmasından sebeple yabancı değil kulağımıza. Zaten organik bir bağ var River ile aralarında, taraftar grupla
