5 Nisan 2009 Pazar

...8-7-6-BEŞiktaş-4-3-2...



Beşiktaş artık dokuzdan düşmüş şekilde geriye sayıma devam ediyor. Evdeki engel Kayserispor çok kolay olmasa da aşıldı. Aslında tüm Beşiktaşlılar güne Sivasspor'un Denizli'de puan kaybedeceği umuduyla başladı, fakat olmadı. Yine de bu pırıl pırıl bahar gününde kimsenin keyfi kaçmamalıydı, nitekim öyle de oldu. Takım otobüsünü Beşiktaş'ta meşalelerle karşılayan binlerce taraftar oyuncuları stada kadar eskort şeklinde götürdüler. Bu birliktelik ve kenetlenme, Beşiktaş'ın artık iyiden iyiye şampiyonluğa kilitlendiğinin resmi belgesi gibi adeta...

Maç hakkında fazla konuşmaya gerek yok. Beşiktaş klasiğe yakın 11 ile mücadele etti, gereken pozisyonları da üretti fakat sadece birini değerlendirdi. Bu zamanda da fazlasına gerek yok gibi. Özellikle Kayserispor gibi ükenin en güçlü takımlarından birine karşı alınan galibiyet tatmin edici sanırım. Artık Sivasspor'un kaybedeceği puan ve puanlar beklenmekte. Beşiktaş uzun aradan sonra şampiyonluğa bu kadar çok yaklaşmış olmanın hevesiyle camia olarak bütünleşmiş ve başta da dediğim gibi geri sayım yapıyorlar. Ne diyelim iyi sayımlar!

Vika hakettiği yerde!


Yaklaşık bir yıldır yakından takip ettiğim bir isim idi Victoria Azarenka. 2008'de yükselen performansı 2009 itibarıyla tavan yapmış durumda. Sezona başladığından beri katıldığı 5 turnuvanın 3'ünün kazanma başarısını göstermesi ve sonuncusunun Miami'de yapılan ve sezon içinde 5. Grand Slam olarak da anılan Sony Ericsson Open olması Azarenka'nın bayan tenisinin yeni yıldızı mertebesini garantilemesi olarak yorumlanabilir, tabii genç yaşta yakaladığı bu başarılar üzerinde negatif etkiler yaratmazssa...


Ben yaratacağını sanmıyorum, kendisiyle ilgili geniş bir yazı 15 gün önce sporx'deki yazımda yazmıştım. Azarenka "star" oyuncu olabilme bilincine varmış görünüyor, yapacağı tek şey biraz daha çalışmak ve eksikleri gidermek, her ne kadar pek eksik kalmamış gibi görünse de :)

4 Nisan 2009 Cumartesi

Brawn GP, Button ve yine Pole!


Malezya Grand Prix'inin sıralama turlarında Pole Position'u yine Jenson Button elde etti. Avustralya'da, Pole position ve podyumda zirve yapmasının ardından, Malezya'da gözler tecrübeli pilota çevrilmişti. Sıralama turları gösterdi ki, Brawn GP ve Button bu sezon önemli işlere imza atacaklar, yarını bekleyelim...

Bundesliga alev alev!

Hertha Berlin 49
Bayern Munich 48
Wolfsburg 48
Hamburg 48
Hoffenheim 44

Puan durumu herşeyi açıklıyor aslında, Bundesliga yanıyor! Ligin dominatörü Bayern genelde bu mevsimde yavaş yavaş açmaya başladığı puan farkını bu defa yakalayamadı. Bundesliga da son yıllarda hiç olmadığı kadar heyecanlı hale geldi. Şampiyonluk için kapışan beş takımın dışında, Avrupa kupaları için mücadele eden Stuttgart, Schalke hatta Leverkusen ve Dortmund var. Fakat bu hafta hepsinden biraz daha farklı, sebebi tepedeki 5 takımın dördünün birbiriyle mücadele edecek olması. Buyrun;


Wolfsburg-Bayern Munich: Bayern muhtemelen sezonun en zor deplasmanına çıkıyor, zira rakip kendi evinde Avrupa'nın en iyi iç saha istatistiklerini yakalayan, Wolfsburg. Wolves kendi sahasında oynadığı 13 maçta sadece 1 beraberlik aldı. Kalan 12 maçın tümünü kazanarak Volkswagen Arena'yı ciddi bir cehenneme çevirdi rakipleri için. Woflsburg'un çok iyi bir iç saha takımı olduğu uzun zamandır bilinen bir gerçek olsa da Felix Magath'ın takıma gelişi bu etkeni artırdı ve bu sezon tepe noktasına getirdi. Wolfsburg hiç şüphesiz ki bu maç için çok temkinli, takımın ikinci koçu "Seppo" lakaplı Josef Eichkorn hafta içi verdiği uzun röportajında iki takım arasında hala ufak da olsa bir fark olmasından, Bayern'in halihazırda Almanya'nın en büyük kulübü olmasına ve hedeflerinin ilk 5'de kalmak olduğuna kadar mütevazilik dolu açıklamalarda bulundu. Elbette dediklerinde doğruluk payı var ama bu biraz da taktik olmalı diye düşünüyorum. Wolfsburg kanının son damlasına kadar mücadele edecektir bu maçta. Özellikle ilk maçta aldıkları 4-2'lik mağlubiyet dolayısıyla ikili averajda geri düşmemek için 2-0'ı kovalayacakları da kulaktan kulağa dolaşan haberler arasında...

Gelelim Bayern cephesine. Aslında onlar için işler biraz daha karışık. Bu maça mental olarak hazırlanmaları biraz daha zor Wolfsburg'a göre. Zira oyuncularının büyük bir bölümü hafta içi Milli Takımları ile yaptıkları maçlardan geldiler ve hemen Wolfburg maçı sonrası bir başka hayati karşılaşma için Barcelona'ya uçacaklar. Salı günü oynayacakları Şampiyonlar Ligi maçı sanırım Wolfsburg maçına oranlar biraz daha kafaları meşgul edecektir. Klinsmann öyle düşünmediğini üzerine basarak söyledi aslında. Wolfsburg maçında bütün güçlerini kullanacaklarını ve son düdüğe kadar da Barcelona'yı hatırlamak istemediklerini... Toni ve Oddo'nun iyileşmesi pozitif etki yaratırken, Demichelis'in cezası, Hamit ve Klose'nin sakatlıkları bir o kadar düşündürüyor. Bekleyip göreceğiz, ama Bayern için son derece zor bir hafta olduğu şüphesiz.


Hamburg-Hoffenheim: Martin Jol bu maç için intikam yemini etmiş durumda. İlk maçta aldığımız 3-0'lık mağlubiyeti unutmadık ve daha iyisini yapmak için elimizden geleni yapacağız diye bir açıklama yaptı hafta içi. Muhtemelen bu açıklamayı yaparken takımının 11 galibiyetlik iç saha performasına güveniyor ve galibiyet halinde rakiple bağlantılarının kesileceğini biliyor. Hoffenheim ise yaptığı inanılmaz çıkıştan sonra Vedad Ibisevic'i sakatlık sebebiyle kaybedince düşüşe geçti. 4-4-4 gibi enteresan bir deplasman performansı var bakalım bugün hangisi bir adet artacak. Fakat Hamburg deplasmanında işlerinin kolay olmadığı kesin.

Bu tablodan sonra lider Hertha'nın bu hafta en şanslı takım olduğunu düşünüyoruz. Kendi evlerinde Dortmund'u konuk edecekler, hemen ekleyelim Dortmund'da çok sayıda sakat ve oynaması şüpheli oyuncu mevcut. Teknik direktörleri Jurgen Klopp'da tamamen kontraatak anlayışı benimseyeceklerini açıkladı...

Tablo göründüğü gibi, Bundesliga'da bu hafta gerçekten yangın var...

3 Nisan 2009 Cuma

Haftanın maçı


Bu hafta majör Avrupa liglerini şöyle bir taradıysam da, Ankaragücü-Kocaeli maçı kadar bir kaç sebepten birden önem derecesi yüksek bir maç göremedim. Öncelikle, şampiyonluk mücadelesi veren takımların maçlarını bile gölgede bırakacak bir tansiyona sahip, kaybeden açık ve de net havlu atmaya çok yaklaşır. Biri 17. diğeri 16. sırada. Birinin 23, diğerinin 24 puanı var, ve yalnızca kendilerini değil üzerlerindekileri de çok ciddi etkileyecek bir mücadele. Ankaragücü haftalardır düşüş, Kocaeli'de tam tersi ciddi bir çıkış... Bu sebepten iki takım arasında güç farkından çok ciddi mental fark bulunuyor. Ayrıca Ankara ekibinin ev sahibi olmalası avantajdan ziyade entersan şekilde dezavantaj olabilir. Zira haftalardır alınan sonuçlar artık taraftarlardan ciddi homurtular yükselmesine sebep oldu...


Kocaelispor bence işin taktik teknik boyutundan ziyade, maçın stres yönetimini iyi becermelidir. Çünkü bu maçta Ankaragücü'nün kilidi erken sonuca gitmek. Erken golü ve dominasyonu sağlayamadıkları anda da ciddi sıkıntıya düşecekler. Beraberlik Koacelispor'un çok işine yaramıyor gibi görünse de maçın sonlarına doğru gerekli pozisyonları mutlaka bulacaklardır. Dediğim gibi mental olarak çok daha sağlıklı olmaları en büyük avantajları.


Ankaragücü cephesi cidden stresli. Hafta içi izlediğim röportajlarda bu fazlasıyla hissediliyordu. Haksız da sayılmazlar bir mağlubiyet, puan tablosunda sondan birincilik, daha önemlisi camia bazında bir kaos demek. Başta da söylediğim gibi bu maç Kocaeli'de oynansa belki onlar için daha hayırlı olurdu... Rakiplerinin maça temkinli başlayacağı kesin, bu dakikalarda bulacakları bir gol dümdüz aydınlık demektir. Çünkü hem seyirci desteğini iyiden iyiye hissedecekler, hem de morallenecekler, yani sarı lacivertliler için kilit erken gol atabilmek...



Hiç şüphesiz çok zor bir maç olacak. İki takımın da puan kaybına tahammüllü yok deyişini hakeden bir maç. Kafamdan geçen dirençli Kocaeli ve stresli Ankaragücü'nün berabere çıkacağı 19 Mayıs'dan. Blog'un hemen başına da haftanın maçı anketini koydum ki sizlerin de görüşlerini alabileyim...

Delikanlı da varmış...

Dün Milli Takım hocasının eleştirilmemesi ve doğruların medyada yer almamasıyla ilişkili bir yazı yazmıştım, biraz da hissiyatla sanırım.

Fakat bugün gördüm ki, istediğimiz anlamda eleştiri yazabilecek insanlarda varmış spor medyamızda. Vatan gazetesi spor servisinin başındaki insan "gazeteci" İbrahim Seten, bugünkü yazısında, Toraman'dan, Tekke'ye, Belözoğlu'na, hocanın mağlubiyetlere yüklediklerine kadar halkın kalbinden geçenlerin hepsini tek tek yazmış. Gayet manidar ve de açık şekilde.. E tebrik etmek gereken bir gazetecilik bu...

2 Nisan 2009 Perşembe

Ne ilksin ne de son


Jurgen Klinsmann, Marco Van Basten, Roberto Donadoni ve adı aklıma gelmeyen onlarcası... Son zamanlarda aklıma düşen konu, sahaların efendilerinin kulübelerde köle olmaları.
Henüz rüştünü ıspat etme şansını bulamadan da sürülüp durulmaları bir yerlere.
Bir ulusal takımın yönetimi için, henüz birkaç zaman önce ülkenin sembolü olan, Milli forma altında başarıdan başarıya koşan, büyük isimlerin düşünülmesi gayet doğaldır. Memleketin öz evladıdır onlar ne de olsa. Fakat koşmakla, kulübede kafa yormak arasında ufak bir nüans farkı var. İyi futbolcu iyi hoca olamıyor maalesef, zira ikisi ayrı işler! Bu konu yıllardır tartışılsa da çoğu ülke tarafından vazgeçilmeyen ve ilk akla gelen yöntemlerden biri ex-topçulara kulübenin anahtarını vermek... İşte bu halkanın son kurbanı Ali Daei. İran ulusal takımı ona emanet edildiğinde önce normal karşılaşmış sonra da ne kadar daynacağını merak etmeye başlamıştım. Bu hafta gelen kovuldu haberi ile de açıkçası üzüldüm. Severdim Ali Daei'yi futbolculuğunda. Koca Bundesliga'nın koca kulüplerinde bambaşka bir renkti. Fakat hocalığı aynı tadı vermemiş Persler'e. Tahran'daki Azadi stadında 110 bin kişi önünde aldıkları ve Dünya Kupası hayallerini çimlere gömdükleri Suudi Arabistan mağlubiyetiyle birlikte kapı gösterilmiş kendisine. "Böyle bir ayrılığa tahammülüm yok futboldan kopasım geliyor" demiş giderken de...
Alt yapı oluşturulmadan o görevlere getirilen bu insanların belli kariyerleri var, gözgöre göre başarısız damgaları yemeleri üzücü...

"torAMANSIZ" olmak!


Dün maç çıkışında bir grup Beşiktaşlı, ellerinde son günlerde Milli Takım'ın reklam sloganı haline gelen "Amansız ol"u bir güzel tiye alan akıl dolu bir pankartla Fatih Hoca'yı karşıladılar. Üzerinde İbrahim Toraman'a Milli Takım kapılarını kapatan Fatih Terim'e vicdanın rahat mı? Minvalinden bir de mesaj yazmışlar.


Aslında o kadar derin anlamlar taşıyor ki bu pankart, insanın üzerinde uzun uzun düşünesi geliyor. Toraman çok güzel bir sembol oldu aslında; Tekkeler, Altıntoplar, Baştürkler için. Dün Milli Takım'ın stoperinde bulunsaydı, mağlup olmayacak mıydık? Pekala yine yenilebilirdik, ama sorun zaten mantalitede oynadığımız oyunda değil.
İspanya maçları süreci gösterdi ki Fatih Terim için Milli Takım, baba parasıyla satın alınmış bir kulüp gibi. İstediğini yapabileceğine inanmış, öyle olmadığını söylemeye çalışanların da bıyığıyla cinsel ilişkiye girme histerisine kapılmış. Birisinin onu uyandırması lazım. Hem de ağır bir tokatla. Bunun yanında, sadece "oturan" yardımcıları, veya sesini duymakta çok güçlük çektiğimiz, gölge oyuncusu kıvamındaki federasyon başkanıyla olmayacağı kesin. Peki kim uyandıracak sayın Fatih Terim'i? Tabii ki halk! Herşey olumluyken nasıl kameraların karşısına geçip, gerine gerine konuşuyorsa, bu mağlubiyetlerden sonra da kamera karşsına geçip halka hesap vermek zorundadır! Çünkü bu Milli Takım bizim. Birilerinin şahsi ihtiraslarına, hırslarına, isteklerine göre kurulamaz. Herkes işini yapmak zorundadır, Milli Takım hocasının da işi kadroyu takımın menfaatine kurup yönetmektir, kendi isteğine göre değil! Birileri çıkıp Fatih Terim'in futbolumuza kattıklarını es geçemeyiz diyebilir, doğrudur da ama takdir edersiniz ki bugüne kadar yakaladığı başarı ve bize kattıkları ona ekstra bir kredi tanımaz...


Sonuç olarak yapılan hata var ve hatanın hesabını soran yok, madem medya ve federasyon soramıyor, her Milli Takım maçından sonra basın toplantısına belirlenecek bir kaç taraftar, yani "Halk" bulunsun. Bunu ciddi bir öneri olarak sunmak istiyorum. Kariyer kaygısı, mevkii korkusu, maddi çıkarı olmayan vatandaşın sorduğu sorulara da cevap versin hoca, en fazla 1-2 sunturlu küfür yeriz...

Che bunu görseydi! 6-1



Tam Milli Takım'la ilgili zehir zemberek bir maç yazısı yazma niyetindeyken, ikinci Milli Takımım Arjantin'in maçına dönüş yaptım, biraz keyiflenirim de belki unuturum İspanya acısını diyerekten. Sağolsunlar tuz biber oldular, hem de nasıl! Koca Arjantin takımı grubun sonuncu olmamak için direnen Bolivya'sına 6 gol yiyerek mağlup oldu. Bana da bu kapkara Milli Takım gecesini yaşamak kaldı. Arjantin maçını izleyemediğim için teknik bir yorum yapamayacağım ama takımda çok ekstra eksik olmadığını söylemek durumundayım. Henüz 10 numaraya kavuşan şaaşalı Messi kadrodaydı mesela. Ayrıca da ne farkeder? Bu takım Arjantin!




Hep söylemişimdir efsanelere saha içinde aşık oluyoruz biz, kulübede değil. Bugün saha içinde yaptıkları sayesinde edindikleri kredileri kullananların çok uzun soluklu olmadığını biliyoruz. Ha şimdi malum ismi eleştirmek derin bi destur gerektirir, ama biz o desturu çekmeyelim canımız acımasın. Fakat bu forma sevenleri de bu sızıyı hissetmesin... Bolivya dağlarında devrim arayan Arjantinli Che, ülkesinin Bolivya'da devrildiğini görseydi?? Unutmamak lazım o kolunda taşıdığın resimden gözleniyor olabilirsin. Bu son olsun!

1 Nisan 2009 Çarşamba

Gündoğdu Hep Uyandık!


"İşte geldik sona! En son şarkımız" diye başlayan bir konser kaydı vardı rahmetli Ahmet Kaya'nın. Bugünkü maçı düşününce bu sözler geliyo aklıma, geldik sona! Hoş biz çok alışkınız düştüğümüz çukurlardan ipsiz sapsız el yordamıyla çıkmaya ama yine de bu maç bir son gibi geliyor bana...


Puan çıkaralım biz bu maçtan, yenmeyelim ama yenilmeyelim de. Dünya futbolunun yükselen yıldızı Bosna pusuda bizi bekliyor. Hiç de dost değiller hani bu konuda da. Basit bir hesapla mağlubiyetimiz Bosna galibiyetimizle denk gelirse vah halimize! Dillere pelesenk fikstür avantajı Bosna'yı atar vallahi 2. sıra kontenjanından ön elemeye. Bizim işimiz çok, Belçika-Bosna deplasmanları özellikle. Ne diyelim grubun en zayıfı Estonya ile berabere kalırsak olacağı budur diyeceğim de neyse... Daha önce de görmüştük diyecekler Malta beraberlikleriyle Norveç deplasmanı galibiyetleri. Haklılar! Türk Milli Takımı biz de dahil kimseleri inandıramıyor müspet-menfii yaptıklarına yapacaklarına.


İspanya'da yenildik ama iyiydik minavlinden bir maç oynadık, e hadi gol sonrasını saymazssak yalan da sayılmaz ama o maçtan yüz bulup Samiyen'de saldırırsak hüsrana yaklaşırız o kadar...


İşin tekniği, taktiği hep sonralara kalsın. Gün bugündür!