türkiye süper ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye süper ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2009 Pazar

Ankaragücü-Beşiktaş:1-3


Mustafa Denizli'nin son saniye hamlesiyle başladı karşılaşma. Biz gelen kadrolarda Ekrem'i görmüşken sahaya Toraman-Zapo-Gökhan-Üzülmez dörtlüsüyle başladı. Bilgilendirme, Ekrem'in sakatlandığı nedeniyle değişiklik yapıldığı yönündeydi, fakat maç sonunda hocanın açıklamasıyla anladık ki, değişikliğin sebebi Ankaragücü kadrosuymuş. Hikmet Karaman'ın dahiyane(!)3'lü hücumunu Mustafa Denizli bu şekilde karşıladı. İyi de etti.

İbrahim Toraman'ın sağ bek performansı ile başlamak istiyorum. Beşiktaş için en önemli pozisyon alternatiflerden biri haline geldi Toraman'ın o bölgedeki oyunu. Zira elinizde Ekrem gibi oynadığı yeri çok da umursamadan mücadele eden bir oyuncunuz varsa onun alternatiflerini oluşturmak çok önemli hale geliyor. Beşiktaş'ın hücumlarında Holosko içeri katederken sağ kanada hep Toraman destek verdi Ernst ile birlikte.

Beşiktaş'ta özellikle son maçlarda müthiş yardımlaşmalı bir futbol oynanıyor. Sağ kanada bugün Toraman, normalde Ekrem ve Ernst desteği, sol kanada kendini aşan Üzülmez bindirmeleri ve Tello yardımları, orta sahayı Cisse, Ernst ve Tello'nun parsellemesi bence başarıyı getiren etkenler.

Fakat bir takımın bu yolda giderken sorumluluk sahibi yıldızlara ihtiyacı vardır. Beşiktaş bu yıldızı hep Delgado olarak belledi ama Delgado hiç bir zaman o derece parlatamadı kendini. İki yıldır bas bas bağırıyordum, Tello sol açık etiketiyle forma giydiği her maçta en az 25-30 dakikasını orta sahada geçiriyor ve çok da faydalı oluyor diye. Hatta ben Delgado'nun arkasını topluyor diyordum. Bu özelliğini gören Mustafa Hocayı tebrik etmek lazım, çünkü daha önce buna yeltenen bile olmamıştı. Tello inanılmaz bir futbol oynuyor, orta sahada pas dağıtmak tutun, sağ kanattan ve sol kanattan orta yapmaya kadar müthiş bir mücadele sergiliyor. Bence ayakta alkışlamak gerekli hatta artık bu görevi Tello'ya devretmeli...
Yusuf'un performansını haftalardır takdir ediyoruz fakat sol kanatta olmadı. Takımda belki de göze batmayan tek oyuncuydu bugün. dolayısıyla şunu anladık ki, Yusuf sol kanat alternatifi olamaz. Eğer Beşiktaş Tello'yu bahsettiğimiz bölgede değerlendirecekse transfer politikası bile değişebilir.

Beşiktaş toplu hücum edip toplu savunma yapmayı çok iyi yapabiliyor. Bunu bugün fazlasıyla gösterdiler. Özellikle ikinci yarı başındaki Ankaragücü baskısını savunurken bu özelliklerini güzel kullandılar.

Beşiktaş'ın maç kazanmayı öğrendiğini, iyi futbol oynadığını, formda olduğunu vs. hepsini geçelim. Beşiktaş takımında arkadaşlık had safhada. Şampiyonluk için belki de en gerekli dengelerden biri olan bu sinerji o soyunma odasında fazlasıyla mevcut. Bu, saha içindeki ve kulübedeki tüm görüntülerden açıkça belli oluyor. Yedek olan da, sahada olan da aynı motivasyonda ve bence şampiyonluğu getirecek en büyük etkendir bu.
Mutlu son yolundaki en önemli virajlardan birini aldı Beşiktaş. Bir beraberlik opsiyonu olduğunu da gözönüne alırsak iş neredeyse bitti...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Ben, "Ben demiştim" demeyi seviyorum!

"Ben demiştim demeyi sevmem ama..." Minvalli cümleleri sevmem. Söyleyen adam çıksın ben demiştim desin ne var bunda ayıp mı?

Bu bağlamda Sivasspor'un puan kaybedeceğini, onu da geçtim "kolay fikstür" kavramının yalan olduğunu bu satırlara defalarca yazdım İBB maçının Sivasspor için çok zor maç olduğunu da...


Şahsi kanaatim Sivasspor'un şampiyonluk yolunda ağır bir yara almasının ötesinde Şampiyonlar Ligi'ni de ciddi zora soktuğudur.


Mustafa Denizli de biraz önce canlı canlı anlattı "Bu takım şampiyonluğu bırakmaz" diyor.


Hayırlısı!

Dananın kuyruğu

Aslında O kuyruk bu gidişle bir kaç kere daha kopar. Fakat lig başladığından beri ilk defa şampiyonluk yarışının kokusunu alabildik. Hava güzel, mevsim Mayıs en önemlisi 8 maç aynı saatte oynanıyor 5 tanesi de televizyonda! Bu lig sonlarının değişilmez ritüeli de gelip çattığına göre artık ligin rengi de belli oluyor demektir.
Bu akşam oynanacak maçlar bize biraz fikir verir mi? Sorusu tüm futbol severlerin zihinlerini fazlasıyla meşgul ediyordur sanırım. Nersinden bakarsak cevplaması zor bir soru. Fakat şöyle bir gerçek var o da Beşiktaş'ın "Sivas kaybedince strese giriyoruz bahanesinden", "Sivas'ın gündüz ve de sıcakta oynadık" serzenişlerine takımların haftalardır puan kayıplarına uydurdukları kılıfların bu hafta ortadan kalkacağı. Zira herkes aynı saatte eşit şartlarda mücadele edecek.

Sivassspor'un kendi sahasında nispeten zayıf bir ekip olan İBB ile oynaması Beşiktaş'a nazaran avantaj görünebilir ve böyle olduğunu düşünenler de çoğunlukta. Fakat küme düşmenin eşiğinde bulunan Belediye ekibi ülkenin yüksel profilli maçlardan puan alma konusunda en uzman takımı. Bunu bir çok mücadelede ıspatladılar. Herkes Sivasspor'un Trabzon karşısında aldığı galibiyeti konuşurken biz her rakibi Trabzon olmayacak demiştik. Nitekim geçen hafta aldıkları mağlubiyet bunun ıspatı oldu. O sebeple ben bu hafta da çok rahat bir maç kazanabileceklerine ihtimal vermiyorum.

Beşiktaş'ın ise durumu malum. Denizli'nin tabiriyle travma geçiriyorlar ama çıkmaları gerek! Daha önceki yıllarda o travmaların hiçbirinden çıkamadı Beşiktaş. Bir mağlubiyet herşeyin sonu olmuştu herseferinde, ve çorap söküğü gibi gelmişti arkası. Bu yıl Mustafa Hoca bu konuda emniyet sübabı görevi görecek, çünkü buna mecburlar. Eh artık Sivas kaybetti stres olduk bahaneleri de yok! Daha önce 3 golle mağlup ettikleri Ankaraspor'u yine yenebilecek kapasiteye sahipler.

5 Mayıs 2009 Salı

Kolay fikstür saçmalığı!

Her sene adettendir, sezonun 2. devresinin ortalarına yaklaşma dönemlerinde başlar "fikstür avantajı" teranesi. Ben bir türlü ısınamadım bu lafa. Çok kıyısından varlığına inansam da çoklukla fikstür avantajını bir takımın şampiyonluğunda etkili bulmam. Bir takımın puan kazanmasında ya da kaybetmesinde oynayacağı kulüplerden ziyade içinde bulundukları çok faktörlü durumun önemli olduğudur doğru olan. Bunun örneklerini defalarca gördük.

Bu bağlamda içinde bulunduğumuz sezonu değerlendirirken de artık şu klişeden bi sıyrılmak lazım. Bir kaç haftadır etrafımdaki herkesten duyduğum Sivasspor'un fikstürünün kolay olduğu yalanı bu hafta Antep'de çürümüştür sanırım. Gaziantep'in kolay maç kaybedeceği hatta bazı futbol bilenlere(!) göre Sivas'a yatacağını düşünülüyordu. Olmadı maalesef. Antep çıkıp topunu oynadı ve rahat bir galibiyet aldı Sivas karşısında. Şimdi hala Sivasspor'un fikstürünün kolay olduğunu iddia edenler için kalan maçlara bir bakalım;

Sivasspor-İBB
Hacettepe-Sivasspor
Sivasspor-Gençlerbirliği
Galatasaray-Sivasspor

Ankaraspor-Beşiktaş
Ankaragücü-Beşiktaş
Beşiktaş-Galatasaray
Denizlispor-Beşiktaş

iki takımın da 1 iddiasız(Ankaraspor-Hacettepe), 1 küme düşme durumunda(Ankaragücü-İBB), 1 oynadıkları tarih itibarıyla belki iddialı olabilecek(Denizli-Gençlerbirliği), 1 de Galatasaray maçları var. Şimdi bu tabloya ve geçmiş hafta sonuçlarını gözönüne alırsak şu takımın maçları daha kolay diyebilir miyiz? Bence hayır, görüldüğü üzere denk takımlarla denk mücadeleler yapacaklar. Yani öyle söylendiği gibi bu şampiyonluğu kolay fikstür değil takımların hırsları ve mücadele azimleri belirleyecektir...

Not:Erman Toroğlu 3-4 hafta önce Sivas'ın fikstürünün kolay olduğundan dem vurup bas bas bağırıyordu. Galatasaray deplasmanlarının olduğunu hatırlatan Şansal'a "O son hafta hocaaaam, o zamana kadar ölür bu lig" diyordu. (Sanki ligimizin geleneğiymiş gibi son haftaya girmeden şampiyon olmak! Kaldı ki tam tersi son haftaya kalmasıyla ünlüyüz.) Şimdi şu yukardaki tabloyu bi incelesin ve aynı soğukkanlılıkla iddialarını tekrarlasın bakalım...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Şampiyon adayı!

Dün Türkiye Süper Ligi'nin 1 numaralı şampiyonluk adayını izledik, sezonun en önemli maçında ve kendi seyircisi önünde. Lider Sivasspor'un puan kaybeder-kaybetmez tartışmalarına Gaziantep dürüst ve ezici bir oyunla son verdiğinde bütün köyiçi şampiyonluk bayramını kutlamak amaçlı türkülere başlamıştı bile. Artık beklenen sadece halihazırda dağılmaya yüz tutmuş Fenerbahçe'yi yenebilmekti. Fakat ne mümkün! Beşiktaş şampiyonluk adayından ziyade orta sıra mücadelesi veren bir takım hüvviyetinde, rezalet bir futbol oynadı.

İsim isim saymak mantıksız sanırım, maç boyunca bırakın pozisyon bulmayı rakip kaleye şut dahi çıkartamadı siyah beyazlılar. Buna karşılık Fenerbahçe'nin dirençli oyunu tıpkı geçmiş yıllardaki İnönü zaferlerinin kopyası gibiydi. Özellikle öne geçtikten sonra geride yaptıkları kademeli defans çok iyiydi. Burada Gökhan Gönül'e bir parantez açmak lazım sanırım. Stoperde de hiç sırıtmayarak istikrarlı ve istekli topçu nasıl olur ıspatladı.

Asıl parantezi açacağım kişi Serdar Özkan'dır; Bu arkadaş Beşiktaş altyapsından A takıma çıkmadan evvel altyapının altın çocuğuydu. Daha 15-16 yaşlarındayken konuşuluyordu. Gün saydık, A takıma çıktı sevinildi, 1-2 maç meltem rüzgarı misali esinti yaptı gerisi ise kocaman bir yalan! Serdar kardeşim Beşiktaş taraftarı senden takımına maç kazandırmanı, süpermenlik falan yapmanı beklemiyor, bu sevdadan geçen sezon feraget etmişlerdi zaten ama biraz ayağında top tut. Orta yapma, çalım atma, gol falan hiç atma. Topu tut ve yana pas ver, o kadar. Bunu da yapamayacak vaziyette bir zavallı görünümündesin bilgin olsun. Arda Turan ile iyi arkadaş olduğunu biliyoruz Arda'ya söyle sana biraz takım-forma aşkı anlatsın, hırslı olmanın yollarını anlatsın, biraz da yüzünü sürsün de yeteneğinin onda birini kapmaya çalış. Fabian Ernst'i oyundan alıp bu Serdar'a forma veren Mustafa Denizli'yi de ayrıca tebrik etmek gerekir.

Bu ayıp aslında Beşiktaş'ın değil Türk futbolunun ayıbıdır. Koca ligin 1 numaralı takımının oynadığı oyun ligin kalitesizliğinin aynası değil de nedir?

Son olarak fikstür avantajı diye diye kaynanan zırıltısı misali ortada gezinen arkadaşlara tekrar selam olsun. 6 haftadır bu ligde fikstür avantajı yok diyoruz, anlayana!

28 Nisan 2009 Salı

Trabzon'un intiharı

Başkana kulak verin, mantık çerçevesinde ilerliyor, bu zihniyetle Trabzonspor'un başarıyı yakalaması çok zor değil, demiştim. Pişmanım... Trabzonspor kanımca intihar etti ve hemen Sadri Şener döneminin öncesindeki kaos ortamına gitti maalesef. Başkanın kendi geleceği de bu kararla tehlikeye atıldı bence.

Öyle bir takım düşünün ki, geçen yıl bir çok hedeften çok çok uzakta ligi tamamlıyor, hemen ertesi sezona onlarca transfer, yeni yönetim, yeni hoca ile başlıyor, parola şampiyonluk değil, fakat yüksek yerlerde ligi bitirebilmek. Derken takım liderliği alıyor tökezlemeden de uzun süre devam ediyor. Fakat kadronun sınırlılığından("sınır" kişi sayısından ibaret değil) doğal bir sonuç olarak ivmesi düşüyor ve lig üçüncülüğüne demir atıyor. Çok büyük aksilikler olmazssa ligi o sırada tamamlayacak, hatta olası ufak çaplı bir mucizede Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. Ama onlar yok diyolar biz gaza gelmiştik şampiyon olacaktık... Olursunuz! Bu zihniyetle kaç sene sona olursunuz bilmiyorum ama bu aralar olamayacağınız aşikar.

Şimdi Ersun Hoca'yı kimse göndermedi kendi istifa etti diyenler olabilir. Doğru ama istifa sebebi hocanın kendini başarısız hissetmesidir, bunu hisettiren de yönetim ve taraftar reaksiyonlarıdır. Zaten Trabzon yönetimi istikrardan yana olsaydı Yanal'ın istifası başkanın masasında kalır, ne medya ne halk duymadan aralarında halledilirdi. Başkan veya basın sözcüsü de çıkıp takımın ve hocanın arkasındayız sezon başındaki hedeflerimizden sapmış değiliz derdi(ki gerçekten de sapmadılar). Bugün hocanın yapacağı basın toplantısından muhtemelen bişeyler çıkartacağız. Bu konuyla ilgili.
Ayrıca kimse kalkıp bu takımın forvetsiz oynadığını, orta sahasının olmadığını, beklerinin yetersiz çalıştığını konuşmadı. Bir takımın hücum oyuncusu Umut Bulut, orta sahası Hüseyin Cimşir ise ve bu adamlar sezonun %95'inde kadrodaysa bu takımın şampiyonluk şansından bahsetmek zaten hayal tacirliği olur. Olursun üçüncü gidersin Uefa kupasına, seneye de bir golcü iki sağlam orta saha alırsın, oturur beklersin, nedir ne değildir diye. Yok, olmadı bekleyemediler... Geçmiş olsun.
Bundan sonraki süreçte oturup Trabzonspor'u seyredelim bakalım, takım nasıl bir değişime uğrayacak(!). Umarım ellerindeki Uefa şansı da uçup gitmez...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Lig koptu...

Aslında bir kaç hafta önce kopmuştu da, Lig Tv severler şu Galatasaray'ı ya da Fener'i neresinden katarız bu yarışa da az daha reklam vs. geliri elde ederiz diye çabaladıklarından kopmamış gibi gösteriliyordu. Neyse ki artık kendileri de itiraf ettiğinden sorun kalmadı ve Sivas-Beşiktaş şampiyonluğun iki adayı olarak yalnız kaldı zirvede.

Bundan sonra ne olur sorusunun cevabını vermek elbette zor fakat iki takımın da kendine göre artı ve eksileri olduğu kesin. Ben bu fikstür avantajı denen naneye hiç inanmıyorum. Şimdi Sivas'ın Antep deplasmanı mı zor yoksa Beşiktaş'ın evinde oynayacağı kolu kanadı kırık Fenerbahçe maçı mı, Sorusuna kim Beşiktaş cevabı verebilir? Bence futbolu objektif izleyen kimse bu maçların zorluk derecelerini birbirinde ayıramaz. Keza Beşiktaş'ın Ankara deplasmanını, Sivas'ın içerde oynayacağı Belediye maçıyla ayıramaycağımız gibi. Ayrıca bu şampiyonluğun sahibini son hafta bulacağına inananlardanım, ne Beşiktaş ne de Sivas öyle 2 hafta kala tur atamaz şahsi kanaatim.
Hayırlı yarışlar!




25 Nisan 2009 Cumartesi

Michael Fink Beşiktaş'ta, Beşiktaş nerede?

Beşiktaş sessiz sedasız yeni sezonun ilk transferini yaptı. Ben böyle sessiz gelen adamların daha başarılı olduğuna inanırım hep. Zira taraftar fazla bir beklenti içine girmediği için ortalama performans memnun eder herkesi. Michael Fink tam bir kapalı kutu idi benim için. Saolsun Borges kardeşimiz bir güzel anlatmış meziyetlerini. Hadi önbilgi diyelim ve Beşiktaşlılar'ın anlayacağı dilden söyleyelim "Federico Guinti" tarzı bir oyuncu. Kulağa hoş geliyor değil mi? Beşiktaş orta sahası için gerçekten de yıllardır özlenen bir modeldi Guinti. Michael Fink, aldığımız bilgilere göre tam görev adamı, Ernst'e nazaran teknik kapasitesi yüksek, ofansa az da olsa yakın ve disiplinli. Zaten bu Alman topçulardan Allah razı olsun şımarıklık vs. hak getire, sadece top oynuyorlar. Mustafa Denizli ve Tayfur Havutçu'nun da Alman kökeni düşünülürse güzel bir hamle.

Sonuç olarak amaç Beşiktaş orta sahasını sağlama almak değil mi? Evet, işte benim düşüncem, ya da sıkıntım demeliyim tam da burada.

Beşiktaş orta sahası iki adet defansif isme emanet edilince arkadaki dörtlü ile birlikte 6 kişilik bir savunma modeline geçiş yapmış oluyor. Bu durumda kanatlara yerleştirdiğimiz 2 isimle birlikte hücum alanına koyabileceğimiz sadece 2 kişi kalıyor bu iki ismi belirlemek son derece güç. Kaba bir hesapla sola Tello, sağa Serdar Özkan düşünülürse geriye, Delgado-Holosko-Bobo-Nobre-Yusuf gibi isimler kalıyor ve bunlardan sadece ikisi görev alabiliyor.

Arkadaki iki Alman'ın hücum desteğinin forvetleri gol pozisyonuna sokabilecek kadar etkili olmayacağını düşünürsek ileri uçtaki adamı veya adamları hareket ettirecek bir güce ihtiyaç var. Diyelim orta sahaya yakın bir Nobre ve ileri uçta tek başına Bobo olacak, malum Nobre'nin orta sahaya gelip top alma özelliği fazlasıyla var, fakat bu durumda klasik "Bobo yalnız forvet" konumunun getirdiği sıkıntılarla uğraşmak durumunda kalınacak. Direkt çift forvet düşünülmesi halinde ise orta sahadan topu getirecek adam azlığı sıkıntı yaratacaktır, dediğimiz gibi Almanlar o konuda bizi rahatlatamaz. Bir de klasik 10 numaralı sistem var ki düşman başına derim. İki orta sahanın önüne Delgado veya Yusuf'tan birinin koyulması şeklinde vuku bulacak bu cinayet muhtemel bir hezimetle sonuçlanacaktır. Çünkü Beşiktaş bu sene bunu Ernst-Cisse-Delgado-Bobo şeklinde çokca denedi ve hepsinde de vahim sonuçlar ortaya çıktı. Ayrıca anti Delgadocular'ın Yusuf sesleri Şampiyonlar Ligi ekiplerinin orta saha preslerinde kendisinin kaybedilmesiyle kesilecektir. Beşiktaş muhtemel çıkacağı bir Şampiyonlar Ligi macerasında açıkçası Yusuf ve Delgado gibi etkisi mum ışığı gücünde olan iki oyuncusuyla başarılı olamaz...
Yukarda bahsettğimiz altı müdaffalı, iki kanatlı, iki hücumlu oyun biçiminin etkili olmasının tek yolu taşları yerinden oynatmaktan geçer, şöyleki ; Beşiktaş'ın önümüzdeki sezon bu omurgayla başarılı olması için mutlaka etkili bek oyunucularına ihtiyacı vardır, belki sağ bek için nispeten alternatifler mevcut ama İbrahim Üzülmez'e artık katlanacak hali kalmadı taraftarların.

Sağda Ekrem Dağ'ın hücuma kadar gelerek etkili olduğunu biliyoruz, biraz daha kalitelisi sol bek için bulunulursa tam bir "takım" olacaktır Beşiktaş. Çünkü bu durumda beklerden destek alan kanat oyuncuları içeri katederek orta saha ve forvet arasına girecekler ve burda hem kendileri pozisyon bulacaklar hem de hücum oyuncularına alternatif hazırlayacaklardır diye düşünüyorum. Bunu Tello zaten hali hazırda yapmakta, sağ kanatta ise bence yetersiz de olsa Serdar Özkan veya Holosko bu işi kotarırlar. Beşiktaş da 10 numaralı sistemi terk edip klasik 4 4 2'ye dönerek Türkiye'de bu işin öncülerinden olur.
Tabii tüm bunlar Mustafa Denizli'nin ve teknik ekibinin işleri. Bu sezon da Beşiktaş'ta kalacağını ucundan da olsa açıkladı Mustafa hoca, kendisinin maça göre kadro çıkartması artık gayet iyi bilinen bir huyu fakat Fink transferi gösterdi ki aynı son paragrafta bahsettiğimiz bir Beşiktaş mantalitesi saha da olacak önümüzdeki sezon...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Diego Lugano

Bu arkadaşın bu tip bir futbolcu olduğunu anlaşılması için bu kadar olay çıkması mı gerekliydi?

Ülke sınırlarına ayak bastığı günden beri hemen her kavganın içinde başrol oynuyordu, her korner pozisyonunda, ya ilerde rakip savunmayla, ya geride rakip forvetle didişen, didişmekten ziyade sürekli taciz-tahrik eden, çaktırmadan vuran, sıkan ve bunları ustalıkla gizleyebilen(!) bir isim Lugano.
Geçmiş dönemde Beşiktaş stoperi Zago vardı ona benzeyen, Erman hocanın hakem kardeşlerine bir iki uyarısıyla sindirilmişti. Lugano ise geldiği günden bu yana ya basit uyarılarla geçiştiriliyor ya da sarı kartlarla. Artık işi öyle bir noktaya getirdi ki saha içinde alenen adam dövmeye kalktı. Bence bu kadar yeter, İtalya'dan teklif varmış, hiç durmasın gitsin, tipik İtalyan stoperi zaten tarzı da. Hem orda Materazziler, De Rossiler var, kendine yakın hisseder sıkıntı olmaz...


Lugano Türkiye'ye gelmeden önce de bu özellikleriyle meşhurdu, girişteki resime dikkat edin 2005 Fifa Dünya Kulüpler Şampiyonası, Yokohama-Japonya, Sao Paolo-Liverpool maçı Lugano Liverpool'un yıldızı Gerard'ı arkadan biçiyor ardından da sarı kart görüyor.


Eğer hakemlerimiz gerekli önlemleri baştan alsaydı belki bugün bunları konuşuyor olmazdık...

Milli Takım'ın geleceği!

Bu akşamki maç hakkında bir başlasam sabaha kadar yazarım da, içimden gelmiyor yazmayacağım... Sadece bir kaç resim ve altına resimlerin kahramanlarını sıfatlarıyla belirtiyorum buyrun;


Milli Takım kaptanı-Milli Takım sağ beki...


Milli Takım kaptanı...

Milli Takım orta sahası-Milli Takım forveti...


Milli Takım sol beki-Milli Takım forveti...



Milli Takım stoperi...



Milli Takım stadı...

Milli Takım kavgasını izleyen, ülkemiz sınırlarında 4-5 Milyon Euro para kazanan iki Brezilyalı onlar da taraf!

Fotoğraf kaynağı:Hürriyet