
Bu yazı takım ve renk aşkını yüreğinde hissedebilenlere hitap edecektir. Diğerleri genel kültür amaçlı okusa da belki sadece gereksiz bir trajedi gözüyle bakabilirler. Bu anlam yanlışlığına düşmemeleri için bir rehber edinebilirler kendilerine.
Düşünün, takımınızın en uzak deplasmanlarına zaman, mekan menfumu olmadan her ne pahasına olursa olsun gidiyorsunuz. Takımınızı seviyorsunuz ve yalnız değilsiniz. Etrafınızda sizin gibi binler var, kader birliği etmişcesine ortak duygularla ortak adımlar atıyorusunuz, ait olduğunuz topluluk ve amacı belki de tüm sosyolojik teammülleri alt üst edebilecek doyuruculukta. Sürekli bir aşk, her bireyin sahip olmak isteyeceği bir ruh hali... Tüm bunlar bir araya geldiğinde tutkuyu oluşturuyor sanırım. Ben işin sosyolojik boyutunu ancak bu kadar anlarım ya da anlatırım, diğerleri için Can Kozanoğlu desteğine ihtyacımız olur o da beni aşar...
Biz bu donanımlara sahip taraftar profilini pek çok yerde pek çok şekilde gördük. Coğrafyanın insan eli değen her yerinde bu tutkuya hasıldır insan oğlu, ama bizim işimiz bunların en eskisiyle, atalarıyla ve futbolun asıl sahipleriyle.
Britanya adasında yukarda saydığımız "tutku" bişelenlerini insanlara anlattığınızda size direkt olarak Liverpool'u işaret ederler. Çünkü Merseyside'ın kırmızı yakası her kıvırımına sahiptir sevginin, her yerde arkasındadır takımının. Bu hikaye de takımını çok sevenlerin filmlerinin her zaman mutlu sonla bitmediğinin hikayesidir.
1989 yılının baharı... Derler ya bahar aşk mevsimidir diye, onlar için bitmeyen aşkın alevlendiği mevsim desek yeridir, F.A CUP yarı finali için Sheffield yollarına dizliyor kervanlar, Ada'da bir ritüel yarı finallerin Hillsborough'da oynanması. Rakip, zamanın efsanesi renkdaş Nothingham Forest.
Maç günü Sheffield'e intikal edecek Liverpoollu sayısı bilet sayısı gözönüne alındığında 15.000, zira stadın Leppings Lane End denilen 14.100 kişilik kısmı Liverpool'a tahsis edilmiş, sayıca daha az olacakları tahmin edilen Nottingham ise 21.000 kişilik tribünde! Bu maça hangi taraftarın sayıca daha kalabalık geleceğini Birleşik Krallık sınırlarında soracağınız 5 yaşın üzerinde herkes Liverpool cevabını yapıştırır, fakat güvenlik yetkilileri bunu çözememiş!
Sonda söylenecekleri en başta söyledim, ufak tefek yan sebepleri geçersek biraz sonra anlatacaklarımın müsebbibi sadece ve sadece İngiltere polisidir. Devlet kendi eliyle kendi vatandaşını nasıl böyle bir faciya sürükler anlamak imkansız.
Zaten maç günü başlama düdüğünün çalacağı saat 15.00'e kadar Liverpool tribünleri ağzına kadar dolmuş. Ancak dışarda fazladan 5 bin kişi daha var. İçerden duyulan tezahüratlar takımlar sahaya çıktıkça artıyor. Ancak bir taraftarın anlayabileceği bir duygudur dışardayken içerden gelen tezahüratların yarattığı tüy ürpermesi. Tüyleri fazlasıyla ürperen Liverpoollular kapılara hücum ediyorlar. Duyarlı İngiliz polisi(!) kapılarda sıkışmaların olabileceğini düşündüğünden önlem olarak turnikeleri olmayan bir kapıyı açarak ikinci hayati hatayı yapıyor ve biletli-biletsiz kalan seyircileri içeri alıyor, daha doğrusu almaya çalışıyor.
Çünkü tribünün kapasitesi çoktan dolmuş, dışardan içeriye baskı arttıkça korkunç son hızlanıyor. 14.100 kişilik tribüne 20 binin üzerinde seyirci sığmaya çalışırken ve daha da kötüsü bunların büyük çoğunluğu tribünün belli bir yerinde kümelenmişken sahayı tribünden ayıran tel örgülere yükleniliyor, tellere sıkışan yüzlerce insan çığlık atacak nefesi dahi bulamıyorlar, teller yıkılıyor ve insanlar bir anda sahanın içine dalıyor. Nefes almaya çalışanlar, yakınlarını arayanlar, diğer tribünlere koşanlar, yerlerde kıvranan yüzlerce yaralı ve ölü bedenler...




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder